ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Kendisi Olmayan İnsan

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
DUA / II

Ey Yaratıcı Rabbim!

 

Sen insanoğluna keremi bağışlamışsın. Sen kendi özel emanetini insanoğlunun omuzlarına yüklemişsin. Sen bütün peygamberlerini, kitabı öğretmek ve adaleti gerçekleştirmek için göndermişsin. Sen kendine, peygamberlerine ve iman eden insanlara izzeti bağışlamışsın. Sana ve peygamberlerinin getirdiği mesaja inanıyoruz. Senden özgürlük, bilgi, uygarlık, adalet ve şeref istiyoruz. Bize bunları bağışla! Çünkü çok muhtacız ve her zamandan daha dertliyiz ve alçaklık, esaret ve cehaletin kurbanı olmuşuz.

 

Ey zayıf bırakılmışların Rabbi!

 

Sen yeryüzünün zavallılarını, mahkum ve zayıf yığınlarını ve hayattan yoksun bırakılanları – ki onlar, köle arayan azgınların; çağın karanlık zulmünün; kin ve nefret cehenneminin tarihteki kurbanlarının devamıdırlar ve her zamankinden daha çok zulme ve baskıya maruz kalmışlardır –insanların önderliğine eriştireceğini ve onları dünyaya varis kılacağını irade etmişsin. İşte şimdi zamanı gelmiştir. Yeryüzünün lanetlileri senin vaadini gözlemekte ve beklemektedir.

 

Ey gaybın bilicisi Allah’ım!


Şu çağımızda sana gerçekten tapanlar, yalnızca yeryüzünün mustaz’aflarıdır.


Ey Yüce Rabbim!

 

Sen tüm meleklerini Adem’e secde ettirensin. Şimdi insanoğlunun, idarecilerin ayağına kapanarak secde toprağına yüz sürdüğünü görmüyor musun? Onları bu çağın putlarına –ki hepsini kendimiz yapmışız – tapıcılıktan, onlara kulluktan kendi özgür kulluk ortamına çek ve kendilerine özgürlük bağışla!

 

Ey güçlü Rabbim!


Senin ayetlerine küfredenler, senin peygamberlerini yalanlayıp haksız yere öldürenler ve adalet, eşitlik istemek için ayaklanan kullarını öldürenler hâlâ yeryüzünde egemendirler. Müjdelediğin azabı onlara ulaştır!!

 

Ey Kadir olan Allah’ım!


Ailemize sorumluluk, halkımıza bilim, inananlarımıza aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza anlayış, kavramışlarımıza tutuculuk, kadınlarımıza bilinç, erkeklerimize şeref, ihtiyarlarımıza bilgi, gençlerimize soyluluk, öğretmen ve üstadlarımıza, öğrencilerimize inanç, uyuyanlarımıza uyanıklık, uyanıklarımıza irade, tebliğlerimize gerçek, dindarlarımıza din, yazarlarımıza güvenirlik, sanatkarlarımıza dert, şairlerimize şuur, araştırıcılarımıza hedef, ümidsizlerimize ümit, zayıflarımıza güç, muhafazakarlarımıza hareket, ölümcül uykularda olanlarımıza hayat ve dirilik, körlerimize görme, suskunlarımıza feryat, müslümanlarımıza Kuran,Sünnet ve Ehl-i Beyt bilinci, tüm mezheplerimize birlik, kıskançlarımıza şifa, egoistlerimize sabır, halkımıza kendini bilme, tüm uluslardan kurulu milletimize samimiyet, basiret, feraset, cesaret, fedakarlık yeteneği, kurtuluşa layık oluş ve izzet bağışla!!

 

Ey Kabe’nin Rabbi!

 

Şu ömürleri boyunca, her sabah ve her akşam bütün dünyada senin evine yönelen, senin evine dönerek yaşayıp ölen, İbrahim’in evinin etrafını tavaf eden insanlar; cehalet ve şirkin kurbanı olmuş; Nemrud’un eziyet ve zulmünün bağlılıları durumuna düşmüştür, ve onu övmekte devam ediyorlar.

 

Ey güç, özgürlük, ve uyanıklığın peygamberi!


Senin evinde yangın çıkmış, kapını tutmuş; senin toprağını batıdan doğma bir sel basmış, senin ailen ise çoktandır illetin siyah örtüleri altında uyuya kalmış. Onların başında dur ve bağır:

 

– Kalk ve Uyar! Onları uyandır.

 

Ey Ali!

 

Allah’ın ve halkın insanı... Aşk ve kılıcın adamı!

Biz seni, iyice tanımayı unutmuşuz.. Seni iyi tanımayı aklımızdan çıkarmışlar. Ama senin sevgini, çağın zulmüne karşıt, vicdanlarımızın derinliklerinde, gönül perdelerimizin ardında yakıp durmak zorundayız. Sen, seni sevenlerin eğri yolda olmalarına nasıl razı olabilirsin? Sen, haksızlığın bir yahudi kadına yönelmesini bile kabul etmedin. Gel de şimdi müslümanların, boyunduruğunda yaşadığı kapkara zulmü gör! Gör, bak! Müslümanların başından geçenleri gör!

 

Ey güçlü kolların sahibi!


Bir darbe daha!...

 

Ve siz ikiniz; ey bacı, ey kardeş! Ey siz! “insan olma”ya anlam verdiniz. Özgürlüğe can; iman ve ümide iman ve ümid; ulu ve yüce ölümünüze “yaşam ve dirlik” kazandırdınız; bağışladınız.


Evet, iki beden ve ten, evet!


O dertli günden – ki hayal onu tasarlamaktan korkar, gönül onun derdiyle paramparça – bu yana, İslam ümmetinin gözyaşı kurumamıştır. Halkımız, asırlardır sizin gamınızı çekmekte, sizin için ağlamakta!.. Oysa aşk, salt gözyaşıyla söyleşme değil midir? Bir tarih boyunca İslam ulusu, sizin keder ve gamınızla inlemektedir. Bu aşktan dolayı, İslam ulusundan bazıları kırbaçlanmış, katliamlar görmüş, işkencelere uğramış; fakat hatırınızı aklından; yanan ateş gibi aşkınızı gönlünden çıkarmış değil! Her caninin kırbacı, sizin mührünüzün sırta kazılışıdır.

 

Ey Zeyneb!


Ey damaklarda, amaçlar için, Ali’nin dili!

Kendi halkına söyle!


Ey kadın!

 

Ey mertlere, cesurlara bu sıfatları öğreten!


Senin aşk ve derdini can ve gönüllerinde duyanlar sana muhtaçtırlar. Hem de her zamankinden çok... Bu eski ve yeni sömürünün, bozulmuş gelenek ve kurumların, modernist ilericilerin oyuncağı olanları; Bir şehrin başındaki güçlü feryadın gibi bir feryatla, Kasvet ve vahşet şehrini, -ki şehri onunla ezmiştin- bir sarayın temellerini, -saltanat ve cinayetin sarayını sallamış, titretmişsin!- karıştır, sinirlendir, canlandır! Tâ ki kendi kendilerine canlanıp sinirlenerek, etraflarını saran örümcek ağı perdelerini yırtıp parçalayabilsinler. Tâ ki bu kötü ve yıkıcı tufanın çağdaş biçimine karşın, durmayı öğrensinler!


Bu korkunç ve tehlikeli makinayı, -ki bu onlardan, insanlardan- yeni oyuncaklar yapmak için, sonra yeni sömürü düzeni kurmak, modern uyutmalar için, başıboş günleri artırmak için, sermayedarların piyasaya sunduklarını ihtirasla yutabilmek için, burjuvazinin zevk verici yoğun hevesleri için, ruhsuz yeni soyluluğun daha ilginç görünümü olan yalnızlık, tecrid ve unutulmuşluğu için müreffeh toplumu hedefleyen bomboş bir yaşamla uğraşmak için yapılmıştır- kırıp parçalasınlar!!


Ve kendilerini eskinin saygın köleliğinden, yeninin saygın piyasasından – senin mesajının parıltılarıyla- kurtarsınlar!

 

Ey amaçta Ali’nin dili!

Ey Hüseyin’in mesajı gönül ve beyninde olan.


Ey Kerbela’dan gelerek şehitlerin mesajını, tüm cellat ve canilerin baskılarına rağmen tarihin kulağına ulaştıran!


Ey Zeyneb!

Bize söyle !

Başınızdan geçeni söyleme!


O kan kırmızısı çölde ne gördüğünü söyleme! Orada, cinayetlerin ulaştığı doruk noktasını da söyleme! O günün acısından sonra, Fırat’ın kenarında, Allah’ın insanı melekleri niçin secde ettirdiğini de söyleme! Ve Fırat sahilindeki gösteriyi ve durumu da söyleme!


Evet, Zeyneb!

Düşmanlarının ne yaptığını da , dostlarının tavrını da söyleme!

 

Evet, ey Hüseynî devrimin mesajı!

Biz biliyoruz, Biz, hepimiz, işitmişiz. Senin Kerbela ve şehidler mesajını dürüstçe ulaştırdığını biliyoruz. Sen kendi varlığında söz üreten bir şehidsin! Tıpkı damla damla kanıyla söz söyleyen şehid kardeşin gibisin sen.

 

Fakat söyle ey bacı!


De ki “ne yapalım?” Bir an bak ki biz ne çekiyoruz? Kulağını bir anlık bize ver ki, kendi isteklerimizi sana ulaştıralım.

 

Ey sevgili ve güçlü bacımız!


Ey kardeşinin emin ulağı! Kerbela’dan gelerek tarih süresince tüm nesillere şehidlerin mesajını ulaştıransın! Sen şehidliğin kıpkırmızı bahçelerinde yeni açılmış güllerin kokusunu can ve elbisesinde taşıyansın.


Ey Ali’nin kızı!


Ey esirler kervanının komutanı! Bizi de bu kafilenin izinde kendine ulaştır!

 

Ey Hüseyin!
Seninle ne söyleşelim? O korkunç, fırtınalı, girdaplı ve karanlık gecede yol lambasının ışığı! Ey kurtuluş gemisi! Ey her zamana yayılan, her nesle ulaşan, kıyama hazır her zeminde kanı hatırlanan, her elverişli tohumu toprağın altında açan ve yeşeren, her susuz çiçeği kanıyla, yaprak, hayat ve canlılığa kavuşturan!

 

Ey şehadetin büyük üstadı!


Bizim de bu karanlık ve ümidsiz gecemize bir şimşek çak! Bizim kurumuş, yarı ölü halimize bir damla kanını yay! Bizim bu soğuk ve donmuş kışımıza, o çöl kıyamındaki ateşinden bir kor bağışla! Ey aşıklarını “siyah ölümden” kurtarmak için “kırmızı ölümü” seçen! Sen, her damla kanınla halka hayat ve dirilik verirsin. Tarihi hareketlendirirsin. Çağın donuk, ölü bedenini ısıtırsın ve bu coşkuyla dirilik, aşk ve ünid saçarsın. İmanımızın, halkımızın, tarihimizin ve de zamanımızın bedeni; “sana ve senin kanına muhtaçtır.”

 

 


         -        

 


Bu Yazı 29425 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 92 yorum yapılmıştır...

hatice 18-04-2007, 14:53:49
Ben bu kitabı okudum. hayatımda duaya verilen yer çok azken bir anda içim dua etme şevkiyle doldu. Kitabı bi
tirince altını çizdiğim yerleri yazayım dedim, bir de baktım her yeri çizili kitabın. ben de üşenmeden altını çizdiğim heryeri yazdım. ajandamı her açtığımda tekrar tekrar okuyorum ve çok büyük keyif alıyorum. herkkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Ali Şeriati'nin de Allah mekanını cwennet eylesin.....
 
adem 02-07-2007, 16:10:47
ali şeriati bir derya ve bu deryadan bir kac esinti aktarmış bize allah kendisinden razı olsun dua dirilmektir zulne karşı küfre karşı emperyalistlere karşı dirimektir.allahla mukabele etmektir
 
HAKİM ALTUN 16-07-2007, 23:39:24
BU KİTABI DEFALARCA OKUDUM. TEK KELİME İLE ZÜLME BAŞKALDIRIRIŞIN MENİFESTOSU
NİTELİĞİNDEDİR. İNSANI ADETA AYAĞA KALDIRIP DÜNYA YA HAYKIRMASI GELİYOR İÇİNDEN. BİLGİ VE BİGELİYİĞİYİ İLE ADETA BİR DERYADIR. MEKANIN CENNET OLSSN....
 
efkende 28-08-2007, 14:57:45
kitabı okuduğum zaman ayaklarımın dünyadan çekildiğini hissettm.insanı başka bir aleme götüren kitaptaki dua ise bedenim ve ruhumu benden alıp götürdü.
(kitabı okuduğumda lisedeydim okulda uçarak geziyordum adeta)
 
Hatice Celep 05-10-2007, 01:03:31
Bütün samimiyetimle söylüyorum ki hayatımda duyduğum en güzel dua!
Ey Rabbim sana yalvarıyorum; bizleri her daim küfre karşı kıyam ruhuyla yaşat ve o yolda al canımızı!!! Canlar ve kanlar sana feda olsun!!!
 
otman 09-10-2007, 00:59:49
Ruhun şad olsun büyük devrimci
Bize gösterdiğin Kurani hikmet, nevevi sünnet ve ademi risalet tek rehberimiz olarak yürüyoruz. Firavunlar, karunlar, belamlar üstünde ebabil kuşları gibi uçuyoruz.
Bize Muhammed'in (s.a.v.) hatırası yeter.
Ruz-u mahşerde tüm devrimilerle buluşacağımız günü iple çekiyoruz.
Allah senden razı olsun.
 
Hasan Mollaahmetoglu 03-01-2008, 00:17:05
Inaniyorumki Iran halki rahmetli Humeyniden sonra sana daha cok sahip cikacak vede yolunu izleyecek,tir. Rabbim sefaatlerine nail olanlardan eylesin. AMIN.
 
nihat 16-02-2008, 16:06:29
ne yapmalı sorusunu bu kadar çarpıcı bir şekilde başka hiç bir yerde bulamazsınız...ey zeynep ey sevgili bacımız deki ne yapalım?...
 
mehmet fuat 28-04-2008, 14:39:25
oy hevale mine bar giran
me disa seri hilda
ser u çaven me sotın
dile me sotin
xewn u xeyale me firotin
agir barandin ser serime u ser çiyayen me.
me çi xwesti bu
mina gotina te
azadi, zanabun,jiyaneki paqıj, u şeref

ya ilahel alemin iro em muhtace van tişta ne
tu me efu ke u bibeğşine
tove imane me avet ser jiyane
ki dixwaze bira hilde.....

(ey benim yükü ağır arkadaşım
biz yine baş kaldırdık
yüzümüzü ve gözlerimizi yaktılar
gönlümüzü yaktılar
rüyalarımızı ve hayallerimizi sattılar
ateş yağdırdılar üzerimize ve dağlarımıza
biz ne istemiştik ki...
senin deyiminle
özgürlük bilgi temiz bir hayat ve şeref

ya ilahel alemin biz bugün bunlara muhtacız
bizi affet ve bağışla
iman tohumlarını hayatın içine attık
dileyen alsın
 
tuncay 04-05-2008, 02:14:00
DUA 1

Allahım "Akidemi" "meselelerimin" elinden kurtar ve koru!

Rabbim! Bana mesuliyetten kaçan inanç ucuzluğuna karşı dayanma gücü ver!

İlahî! Akli ve ilmî olgunluğum anında bile beni ta¬assuba düşürme! Duyarlılık ve aydınlık faziletinden mahrum kılma!

Ya Rabbi! Beni sürekli bilgili ve uyanık kıl ki, bir kimseyi ya da bir düşünceyi -olumlu, olumsuz- iyice tanımadan önce bir yargıya varmayayım.

Rabbim! Benliğimin; şöhreti olmam istenen benli¬ğin kurbanı durumunu bana verme!

Allahım! Benim ruhumda, "insanlık"ta ihtilâfı,"düşünce"de ihtilaf ve "ilişkiler"deki ihtilaf ile karıştır ki, bu üç temel şeyi birbirinden ayrı tanıma gücünü bulayım.

İlahî! Beni garaz, kin, kıskançlık nedeniyle zulmün oyuncağı yapma!

Ya Rabbi! Bencilliği benden uzaklaştır ve bencilliğini kaldır ki, başkalarının bencilliğini görüp eziyet çekmeyeyim!

Allahım! Bana imanda "mutlak itaati" bağışla ki dünyada "mutlak isyan" içinde olayım!

Rabbim! Bana "kavgacı ve inatçı" bir takvayı öğret ki, sorumluluğun çokluğu arasında kaybolmayayım Beni "perhizkâr, münzevî takva"dan koru ki, tenhalık ve uzlet köşelerinde gizlenmeyeyim!

İlahî! Beni ülkülerimin mutluluğuna çekme! Büyük ızdırapları, sonsuz gamları, ilginç tuhaflıkları ben ruhuma da tattır! Lezzetlerini hakir kullarına verirken benim canıma da aziz dertlerini bağışla!

Rabbim! Düşünce ve duygularımı düşük bir ortam da tutma ki, alçak açıkgözlüğe, belâ getirici adiliklere ve insanlara azıcık benzeyen pisliklere yönelmeyeyim "Aldanmış" büyükleri daha çok seven, "aldatılmış" küçüklere daha çok ilgi duyanlardan kıl!

Allahım! Beni insanlığın dört büyük zindanı olan "tabiat", "tarih", "toplum" ve "benlik"ten kurtar! Sen ey yaratıcı! Beni yaratmışsın. -Benliğini, benliğimin yaratıcısı bilirim. Başka da değil.- Öyleyse benliği çevreye, çevreyi de benliğe uyarlayabileyim, uygulayabileyim!

Rabbim! Kutsal şüphe ateşini bende öyle alevlendir ki; bana kabul ettirdikleri inançların tüm etkilerini ya¬kabilsin. İşte o zaman, bu külleşmiş halkın arasında, her türlü tozdan arınmış inancın sabahımsı dudakların¬da sevgi gülücükleri belirebilir
.
Allahım! Bana, taklidin alçak ve adi yoksulluğun¬dan kurtuluşu bağışla ki, miras ve anane kalıplarını kı¬rabileyim; batı'nın döktüğü kalıplara karşı durabile¬yim. Ve -onlar ile bunlar gibi- konuşmayanları lisanım¬la sarsabileceğim bir güç ver!

Ya Rabbi! Hakkıma sabır, tahammül ve kanaati ge¬ri ver ve beni ucuzculardan kılma!

İlahî! Bu küçücük, dar görüşlü aklımı; çıkarcı, maslahatçı kılma; varlıktan hicretle varolana yücelme ka¬natları arasında sayısız engeller çıkaran aklımı, sonsuz bir iştiyakla aydınlık veren ve aceleyle geçmekte olan bu kervanın ayakları altında mahvet!

Allahım! Beni dost ve düşmanın, alçak ruhların belasından; Ali gibi yüce ruhların ve temiz gönüllerin sı¬ğınağında, her asırda koruyarak temiz kıl.

Rabbim! Ali'nin oğlu Hüseyin'in büyük oğlu gibi Sana yalvarıyorum, Sana hamdediyorum. Benim düş¬manlarımı ahmaklar arasından seç! Çünkü aptal düş¬manlar, Allah'ın ihlâslı kullarına bağışladığı bir nimettir.

Allahım! Beni bilinçsiz bir dinleyici ve tatlı, tuzlu meyveyi ayıranlardan kılma!

Rabbim! İrademde bilgi, isyan, hayret ve boyun eğmezliği; ruhumda letafeti, inceliği, cesareti, aydınlığı ve yalnızlığı artır!

İlahî! Toplumumu "kitap, adalet ve demir -silah ve teknik-" den oluşan üç sağlam ve sağlıklı temel üzerin¬de kurmam; gönlümü, "hakikat, güzellik ve hayr"dan ibaret üç kaynaktan doyurabilmem için bana yardım et!

Ya Rabbî! "Rousseau"ya ilham ettiğin şu sözü asla aklımdan çıkarma: "Ben senin ve inancı- nın düşmanı olsam da, senin ve inancının özgürlüğü uğruna canımı fedaya hazırım."

Rabbim! Toplumumu "tasavvufçuluk" ve "manevi-yatçılık" hastalığından sağlığa kavuştur ki, hayata ve gerçeğe tekrar dönebilsinler. Beni de "realist-materyalist" eğilimlerden kurtar ki, irfanî özgürlüğe ve manevî olgunluğa erişebileyim.

Allahım! İktisadı "asıl-temel" bilen düşünür ve ay¬dınlara öğret ki; iktisat "asıl hedef" değildir.

"Kemal"i hedef bilen, asıl bilen dinlere ve dindar¬lara öğret ki, iktisat da "asıl"dır.

Rabbim! Dostoyevski'nin ağzından döktürdüğün şu delili, aydın ve düşünürlerin gönlüne de ulaştır: "Eğer Allah yoksa her şey muhaldir. Dünya anlamsız, hayat hedeften yoksun ve insan bomboş demektir. An¬lamdan yoksun insan, sorumluluktan da yoksundur."

Allahım! İnsan olarak kalmak isterim! Kötülüğe çe¬ken her şeye karşı beni istemeyen, sahip olmayan biri kıl!

Rabbim! Tüm ömrüm boyunca beni, yediğine bir an için de olsa tutkun olanlardan kılma! Çünkü tüm ömür boyunca, bir an bile yiyecek ve nefse tutkunluk; rahat, lezzet ve mutluluğu, azimet, isyan ve eziyete ter¬cih etmeyi gerektirecektir.

Allah'ım! Sevdiğin herkese öğret ki; aşk, yaşamak¬tan iyidir. Daha çok sevdiklerine de; sevmenin aşktan üstün olduğunu bildir!

Rabbim! Yenilgide başarı telaşını, ümitsizlikte sab¬rı, yoldaşsız yürümeyi, silahsız cihadı, yardımcısız işi, sessizlikte fedakârlığı, dünyasız ve halksız dini, isimsiz büyüklüğü, karşılıksız hizmeti, riyasız imanı, gösteriş¬siz güzelliği, ilkel olmayan pervasızlığı, gurursuz en¬gellemeyi, hevessiz aşkı, toplumun kalabalığında yal¬nızlığı, sevildiğini bilmeksizin sevmeyi bana azık kıl!

İlahî! Beni halka yaramayan faziletten, yoksun kıl! İlkel bir cehalete ve ince bir bilgiye mübtela etme ki; yüce duyuların cazibesine kapılmaksızın, yücelme iste¬ğinin doruğunda olmaksızın, gözlerin derinliklerindeki açlık şimşeklerini ve sırtlarda kırbaçların mor çizgilerini görebileyim. Yoksa hem ilkel cehalet, hem ince bilgi beni engeller!

Allahım! Nefsi öldürmek için kemerlerini sıkan, bi¬lim ve sanat, ya da temiz ibadet için uzlet, perhiz, çile ve inzivaya çekilmiş büyük zahidlere bir an önce başarı ihsan eyle! Çünkü: Allah'ın bu güzel tabiatı, her varlığa -bu tiplerin dışında- bir anlam kazandırmıştır. Ve sü¬rüp giden kainat hayatında her zerre -bu tufeylilerden başka-, her hücre, yaratılışın bu ahenkli düzeni içinde her yaratık, için -bu "içi boş temizler" ya da "temiz içi boşlar" dan başka- bir yer ve tefrişat vardır. Bir araya toplanabilmek için, haşrolunabilmek için yer dar değil¬dir. Yaratılış beyhudelikten; temizlik paklıktan ve abes¬likten başka bir şeydir. Herkesin gözüne ilişebileceği gibi; Rabbin sanatında, yaratılışnda bir hata yoktur.

Ya Rabbi! Materyalistlere ilham et ki: İnsan; tabiat¬ta, toplum ve tarih seyri içinde, kendini bilmeksizin yü¬rüyüp giden bir bitki, bir ağaç değildir. İnsan, uzvî un¬surlardan, ahlâk-mâna, irfan ve maddeden oluşan bir varlıktır.

İlahî! toplumuma, Sana doğru gelen yolun sırf yer¬yüzünden geçtiğini öğretirken, bana da bu toprak par¬çasında, Sana ulaştıran en iyi yolu göster!

İlahî! Dinlere, Adem'in topraktan yaratıldığını ha¬tırlat ve de ki: Her maddî belirti ancak Allah ile anlam kazanır ve her gaybî belirti de ahiret ile. Ve eğer din, ölümden önce kullanılmazsa işe yaramayacaktır. Ölüm¬den sonra ise hiç bir işe yaramayacak ve kullanılmaya¬caktır.

Rabbim! Kâfir kimdir? Müslüman kimdir? Dürüst çizgiler nerede ve nasıldır? Hangi çizgi, hangi sınır doğrudur? Ben, dini tanıma ve bilinç ortamının en az şu düzeye ulaşmasını dilerim:
Din adamlarımız, Fatma'yı, hiç değilse Süleyman Kettanî'nin -hristiyan bir doktor- tanıdığı gibi; Ali'yi George Cordak'ın -hristiyan doktor- nitelediği; Ehl-i Beyt'i katolik bazı misyonerlerin araştırdığı gibi; Ebu Zer-i Gaffari'yi Cevdet as-Sahhar'ın yazdığı; hatta Kur'an'ı, Belaşur'un -resmî kilise papazı - meal verip anladığı, Peygamberimizi (S.A.), Rodenson'un -yahudi araştırmacı- gördüğü gibi tanıyıp kavrayabilsinler. Di¬lerim ki; bu kâfirlerin eserleri,bizim insanlarımız tara¬fından, eleştiriye açık olarak, çevrilip tanınsın, okun¬sun.

Hüseyn'i -tarihin kırmızı, kanlı bayrağını taşıyan, Adem'in yalnızlığının varisi, hayatın ve ebedileşmenin somutlaşmış,insanlığın harikulade timsali- aciz ve inle¬yen biri olarak gösterenlere; ölüm anında, su içmek için katillere yalvardığını, katillerin ise suyu kendisine çok gördüklerini kavratmalıdır.

Kerbelâ devriminin, çehreleri mertlik ve erkeklik saçan samimi, kahraman sancaktarlarını, "bir partinin öncüleri" ya da "ahmakça bir seferin insanları" olarak tanımak isteyenlere durumun böyle olmadığım öğret!

Evet! bu tip düşüncelere sahip olanlar şiadırlar; hem de Ali'yi sevenler... Ötekiler ise sırf Ali'yi ve onun soyunu tanımış, fakat onların hayatını -ki sünnete uy¬gun, dosdoğru ve gerçek bir hayat olmak zorundadır-öğrenmemiş ve kavrayamamış olanlardır.

Tüm ömrünü Elh-i Beyt'in kadınlarının hayatını in¬celemekle geçiren ve "ben bu evde yaşıyorum" diyen üniversite öğretim görevlisi, güçlü yazar Dr. Bint Aş'Şatî sünnî değil midir?
Aîlahım! Bana söyle! Sen nasıl görüyorsun? Nasıl yargılıyorsun? Bu, "isim"lerin -şia, sünnî- ardına sığınma işi nereden kaynaklanıyor? Peki, ya isimlere "nitelik" veren şeyi tanımak?

Veya bundan daha yüce "sünnetleri" izlemek?

Rabbim! Bana, yaşamak için geçmiş, ürünsüz bir aydan dolayı ölüm anında özlem duymayacağım bir hayat ve boşuboşuna oluşuna matem tutmayacağım bir ölüm bağışla.

Beni, Senin dost olduğun biçimdeki bir ölümü se¬çebileceğim an'a kadar yaşat!
Rabbim! "Nasıl bir hayat?" Bana öğret! "Nasıl bir ölüm?" Bilmek istiyorum!

Allahım! Beni, şu korkunç faciadan, "maslahatçılıktan" -ki herkesi sarhoş etmiş, gerçekleri unutturmuş ve ondan uzak olan¬ların hasta olarak nitelendirdiği bir hastalık- koru! Tâ ki, "maslahat'a riayet" adı altında şeriat'ın gerçeğim kurban etmeyeyim!

İlahî! Beni bırakma!

Çünkü; İslâm'a olan imanım, Peygamber'e ve âl'ine olan sevgim, beni, din kisvesi altında tutucu bir saldırgan ve gerici eylemlerle uyumlu bir kişi yapabilir.

Çünkü özgürlüğüm, halkın köleliğine neden olabilir.

Çünkü "dinim", bir "dinî görüntü" ardında gizle¬nebilir, gömülebilir.

Çünkü halk beni, taklid olunan biri, ya da taklitçi yapabilir.

Çünkü "hakk bildiğim" şeyleri "kötü biliyorlar" diye gizleyebilirim.

Allahım! Senin Peygamberinin (S.A.) İslâm'ı ile Ali'nin tavrı "hayır/yok" kelimesiyle başlamıştır, bunu biliyorum.

Ey Muhammed (S.A.)'i gönderen! Beni, "her şeye evetçi bir tavır takınanlardan eyleme!

Allah'ım! Beni bir Ali gibi kıl ve ruhumu şu bo¬yutlarla donat: Minberde sözün, mihrapta tapmanın, yeryüzünde işin, savaş sahnesinde kahramanlık ve ce¬saretin, Muhammed'in (S.A.) yanında vefanın, İs¬lâm'da bilginin, toplumda sorumluluğun, hayatta abidliğin, çağında devrimin, idarede adaletin, evinde besleme ve eğitimin ustası, timsali ve üstadı ve her yerde Allah'ın kulu!..

Allah'ım! Tüm bunlar Ali'yi Sana yücelten şeyler¬dir. Oysa şimdi, şeriata aykırı fetvalar verilerek, zor ve ihanet etrafındaki kümelerce söz konusu gerçekler ayaklar altına alınmıştır. Çağımızda, müslümanlar, ya Emevî, Abbasî saltanatının korkunç propagandasının kölesidirler; etkisindedirler, özgür değillerdir; ya da, devrimle sosyalizme ve özgürlüğe kavuşmuşlar, fakat, Ali'yi, Peygamber'i (S.A.), Ebu Zer'i, yani İslâm'ı tanı¬mıyorlar, yine özgür değildirler.

Rabbim! İmanımın bana şöhret ve ekmek getir¬mesi için bana merhamet eyle. Şöhret ve ekmeğimi imanım için tehlikeye atacak; dünyada para kazanıp dine harcayanlardan -dinden kazanıp dünyaya harca¬yanlardan değil- olmam için bana da güç ver!

Rabbim! Sana her zaman hamdediyorum. Tüm öv¬gülerim Sanadır. Senin yolunda, Senin mesajının yolun¬da ne kadar gitsem, ne kadar çok eziyet çeksem yine azdır. Bana yardım etmesi gerekirken yoluma engel ko¬yanların, hakk'ı bilen olmaları gerekirken hakk'ı yokederilerin, benimle birlikte düşmana karşı savunma yap¬ması gerekirken düşmandan önce saldıranların, elimi tutmaları gerekirken tokat vuranların, yabancılaşmaya karşı benimle birlikte dezenfekteye katılmaları, beni desteklemeleri, bana ümid vermeleri, katkıda bulunma¬ları, eleştiride bulunmaları gerekirken beni zayıflatan¬ların, ümidsiz kılanların, sanık yapıp töhmet altında bı¬rakanların amacı, beni Senin yolunda, yapayalnız, yardımcısız, yoldaşsız bırakmak, ümidsiz kalmamı, gözü¬mü kapayarak yürümemi sağlamaktır.

Ama, bunlara rağmen, benim tek ümidim Sensin! Gören -gözleyen- gözüm yalnız sana yöneliktir. Yalnız Senden yardım isterim. Yalnız Senden mükâfat bekle¬rim. Ve Sana karşı olan hesabımda başka bir ortağım yoktur.

İsteğim sana açıktır. Teklifimi, isteğimi bana belirt; "ihlâs"ın halavetini -ki eğer her gönül ondan az bir şey tatsa, hiç bir şekerli madde ve bal ona tad veremezdi-tadayım. İhlâs! İhlâs!
Ve artık biliyorum, ey İlahî! Aşk için yaşamanın; güzellik, iyilik ve hayr için mutlak varolmanın insanı nasıl "mutlak"a doğru götürdüğünü, biliyorum! İhla¬sın; bu küçük ve nisbî varlığı, bu adi ve ihtiyaçlardan oluşan varlığı, zayıf ve arzularla kuşanmış varlığı nasıl "mutlak" yaptığını biliyorum!

Buna rağmen, tüm hakir ve bayağı, sayısız keder ve sevinçlerin, başarı ve başarısızlıkların, ümitlerin, da¬yanakların, aracıların, akrabalıkların, yakınlıkların, ves¬veselerin, korkuların, tehlikelerin, zararların, çağrıların,cazibelerin tümü varlığımızın çevresini kuşatmıştır. Ve bizi kendileriyle her zaman sarsmaktadırlar. Ve bunlar bir kurt, tilki ve böcek sürüsü gibi ölü "varlığımıza" üşüşmüşlerdir.

Bir büyük, gururlu devrim ile -ki bu "zikr"in muci¬zesi ve "keşfin ürünüdür; insanın kendi varlığının do¬ruğuna çıkmasıdır- aniden isyan eder. -Bu öyle bir is¬yan ki, "mutlak gerçeği, mutlak teslimiyeti seçme ve in¬san fıtratının derinliklerinde parlayan aydınlığa kavuş¬madır-. İşte o zaman "Buda'nın dikenleri" gibi, arzusuz, bağsız ve yalnızlık içinde "mücerred"leşir. Ve in¬san o zaman Buda'dan öteye gider. "Sahip olmamak" ve "istememek" gibi iki kırbaçla tüm "yamyam" canlı¬ları, kendi "insan olmak" isteğinin çevresinden kovar. O zaman;
Özgür, hafif yüklü, yıkanmış, temiz, iyi ve zahid, "kendi olmuş"tur. "Mücerred" ve "kurtulmuş" insan¬dır. Fakat arzusuz, isteksiz...

"Yalnızlığın" en doruk noktalarına ulaşmıştır. Ve orada tüm yalancı ve kötü "ben"leri -burası iyi, güzel ve dosdoğru "ben"in şehid cenazesinin sürekli defne¬dildiği, "kendindeliğin, gözönünden saklandığı ve ha¬tırdan çıkarıldığı bir mezardır- atmıştır.

Zikr ile, Büyük Cihad ile ve ölümden önce ölmek ile...

İçten hicret başlar: "Var olan"dan "olması gereke¬ne" hicret...
Tâ...
İnsan varlığı saflığa ve ihlâs'a kavuşuncuya kadar!..

O'nun için, O'nun çehresiyle, saf ve halis olmak, olabilmek...
Fars dilini iyi bilen bir Kur'an müfessiri, bin yıl ön¬ce ne güzel demiş:
"İHLÂS: biricik olma."
Evet! Biricik, bir tek, yegâne olma...
İşte o zaman, bir tür "alçakgönüllü kulluk", bir tür yeryüzünde, kendine özgü bir kulluk... Bir tür "toprak oluşu sevmek..." -sevgide en doruk ve yaratıcı noktaya ulaşmadır-. Çünkü, eğer sevmek, ihlâsla bütünleşip özdeşleşirse, dostu dosta, benzer ve eşit yapar -hayattan daha diri ve mutluluktan daha ciddî ve daha öte!-

İstek, korku, gözüaçıklık, hakk'ı tanımak, hakk'ı yok etmek, tehlike, güvence, kâr, zarar, dostluk, düş¬manlık, beğenmeler, nefretler, yenilgiler, başarılar, se¬vinçler, kederler... Çünkü bunlar kurtlar, mikroplar gi¬bi; saldırgan, barbar ve yamyamlar gibidirler. Şimdi bi¬rer tufeyli olmuş, insan ise hakir bir oyuncak... Ve insan "kendi" içinde bir "ada".
Varlık okyanusunda. Tek başına ve yalnız. Dört tarafını bir iklim çevrelemiş.
Sahil isteği ve dalga korkusu taşımaksızın... Pis bir balçıkta bir nilüfer yetişmiş, başını sudan çıkarmış... Fa¬kat suyla karışık değil. Tomurcak açmış, yayılmış; gü¬neşli bir yağmurun altında,
güneşten kopmadan.


Şimdi yaşayabilen odur!
Yalnız "akide" yiyeceği ve cihad içeceğiyle...
Ve öbür şehid gibi.
Tüm özgürlük, doğruluk, güzellik ile.
Çünkü yaşıyor.

O "sufi" değil, "budist" değil, "müslüman"dır. O tecrid'in yüce doruğunda kalmayarak, yeryüzüne, hal¬kın arasına, ağır bir yükle döner: Sorumluluk yükü...
"Emanet’in ağır yükü...
Bakabilmek:
Kendilerine bağrılıp çağrılmış, kalabalık yapılmış yetim çehrelere...
Zulmün sert kırbaçlarının mor izleriyle süslenmiş esir topluluğa...
Kendisine yoksulluğun "utanma takatini" bile vermediği, unutulmuş açlara...
Ve... Zulme uğramış, kurtuluşu isteyen bir halka...
Kurban edilmiş bir nesle ve kahraman arayan bir çağa...
Ve göğün altında bulunan ve kayıp geçen herşeye...
Ve o, "elden çıkmışlık", "eziyet çekmek", "katlan¬mak" ve "ölmek" için...
Tereddüt etmez, geri durmaz, Ölüm!

Hallaç gibi değil; hiç ve boş şeyler uğruna değil; te¬miz ölüm!
Ali gibi;
Allah'ı hoşnut edebilmek için halkın hizmetinde -ama yalnız Allah için- çalışmak ve tüm hayatı boyunca bundan geri durmamak...
Ve Hüseyin'de, o kırmızı günden ve o kan dalgala¬rından önce; yıkanmış, süslenmiş, kokulanmış ve en güzel elbiselerini giymiş olarak -kokusunu aldığı şehadet yelinin ve kanının peşinden- şevk ile, sevinçle öne çıkarak, yürümüş ve sormuş:

"Ey Ebu Talib'in çocuklarının dostları! İslâm'ın dostları! Neredesiniz?"

Ve yine o, başı dik ve zafere olan inançla cevap verdi:

"Buradayız!"



Ve Ali...

Açılan çiçekler gibi tüm güzellikleri beyninde du¬ruyor ve dağların, gök ve yerin kabul etmediği emane¬tin kendi omuzlarına yüklendiğini biliyor. Kâbenin Rabbine andolsun ki, kurtuldum.

İHLÂS!

"Yaşamak"ta bir tek oluş!

"Varolmak"ta biricik oluş!

"Aşk"ta bir tek oluş!

DUA 2

Ey Yaratıcı Rabbim!
Sen "İnsanoğluna keremi bağışlamışsın"
Sen "Kendi özel emanetini insanoğlunun omuzları¬na yüklemişsin"
Sen "bütün peygamberlerini, kitabı öğretmek ve adaleti gerçekleştirmek için göndermişsin"
Sen "kendine, peygamberlerine ve iman eden in¬sanlara izzeti bağışlamışsın"
Sana ve peygamberlerinin getirdiği "mesaj" a inanı¬yoruz.
Senden özgürlük, bilgi, uygarlık, adalet ve şeref is¬tiyoruz.
Bize bunları bağışla! Çünkü çok muhtacız ve her zamandan daha dertliyiz ve alçaklık, esaret ve cehaletin kurbanı olmuşuz.

Ey Müstaz'afların Rabbi!

Sen yeryüzünün zavallılarını, mahkûm ve zayıf yı¬ğınlarını ve hayattan yoksun bırakılanları -ki onlar, kö¬le arayan azgınların; çağın karanlık zulmünün; kin ve nefret cehenneminin tarihteki kurbanlarının devamıdır¬lar ve her zamankinden daha çok zulme ve baskıya ma¬ruz kalmışlardır- insanların önderliğine eriştireceğini ve onları dünyaya varis kılacağını irade etmişsin.

İşte şimdi zamanı gelmiştir. Yeryüzü müstaz'afları Senin vaadini gözlemekte ve beklemektedir.

Ey gaybın bilicisi olan Allah'ım!

Şu çağımızda sana gerçekten tapanlar, yalnızca yeryüzü mustaz'aflarıdır.

Ey Yüce Rabbim!
Sen "tüm meleklerini Adem'e secde ettirensin."

Şimdi insanoğlunun, idarecilerin ayağına kapana¬rak secde toprağına yüz sürdüğünü görmüyor musun? Onları bu çağın putlarına -ki hepsini kendimiz yapmı¬şız- tapıcılıktan, onlara kulluktan kendi özgür kulluk ortamına çek ve kendilerine özgürlük bağışla!

Ey Güçlü Rabbim!
"Senin ayetlerine küfredenler, Senin peygamberle¬rini yalanlayıp haksız yere öldürenler ve adalet, eşitlik istemek için ayaklanan kullarını öldürenler"7 hâlâ yer¬yüzünde egemendirler. Müjdelediğin azabı onlara ulaş¬tır!

Ey Kadir olan Allah'ım!

Ailemize mesuliyet, halkımıza bilim, müminlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza kav¬rayış, kavramışlarımıza tutuculuk, kadınlarımıza bilinç, erkeklerimize şeref, ihtiyarlarımıza bilgi, gençlerimize asalet, öğretmen ve üstadlarımıza, öğrencilerimize inanç, uyuyanlarımıza uyanıklık, uyanıklarımıza irade, tebliğlerimize gerçek, dindarlarımıza din, yazarlarımı¬za güvenirlik, sanatkarlarımıza dert, şairlerimize şuur, araştırıcılarımıza hedef, ümidsizlerimize ümid, zayıfla¬rımıza güç, muhafazakarlarımıza hareket, ölümcül uykularda olanlarımıza hayat ve dirilik, körlerimize gör¬me, suskunlarımıza feryad, müslümanlarımıza "KUR'AN" ve "SÜNNET", tüm mezheplerimize birlik (vahdet), kıskançlarımıza şifa, bencillerimize sabır, hal¬kımıza kendini bilme, tüm milletlerden kurulu milleti¬mize samimiyet, himmet, fedakârlık yeteneği, kurtulu¬şa lâyık oluş ve izzet bağışla!

Ey Kabe'nin Rabbi!

Şu, ömürleri boyunca, her sabah ve her akşam, bü¬tün dünyada Senin evine yönelen, Senin evine dönerek yaşayıp ölen, İbrahim'in evinin etrafını tavaf eden in¬sanlar; cehalet ve şirk'in kurbanı olmuş; Nemrud'un eziyet ve zulmünün bağlıları durumuna düşmüştür. Ve onu övmekte devam ediyorlar.

Ey güç, özgürlük ve uyanıklığın peygamberi! Senin evinde yangın çıkmış, kapını tutmuş; senin toprağını, batıdan doğma bir sel basmış, senin ailen ise çoktandır illetin siyah örtüleri altında uyuya kalmış. Onların ba¬şında dur ve bağır:
"- Kalk ve uyar."

Onları uyandır.

Ey Ali!
Ey Aslan!
Allah'ın ve halkın insanı...
Aşk ve kılıcın adamı!
Biz seni, iyice tanımayı unutmuşuz.

Seni iyi tanımayı aklımızdan çıkarmışlar. Ama se¬nin sevgini, çağın zulmüne karşıt, vicdanlarımızın de¬rinliklerinde, gönül perdelerimizin ardında yakıp dur¬mak zorundayız.

Sen, seni sevenlerin eğri yolda olmalarına nasıl razı olabilirsin?

Sen, zulmün bir Yahudi kadına -ki zımmî olarak ülkende yaşıyordu- yönelmesini bile kabul etmedin. Gel de şimdi müslümanların, boyunduruğunda yaşadı¬ğı kapkara zulmü gör!

Gör, bak! Müslümanların başından geçenleri gör!

Ey güçlü kolların sahibi!

Bir darbe daha!..
Ve siz ikiniz; ey bacı, ey kardeş!

Ey siz! "İnsan olma"ya anlam verdiniz. Özgürlüğe can; iman ve ümide iman ve ümid; ulu ve yüce ölümü¬nüze "hayat ve dirlik" kazandırdınız; bağışladınız.

Evet, iki beden ve ten, evet!

O dertli günden -ki hayal onu tasarlamaktan kor¬kar, gönül onun derdiyle paramparça- bu yana, İslâm ümmetinin gözyaşı kurumamıştır.

Halkımız, asırlardır sizin gamınızı çekmekte, sizin için ağlamakta!

Oysa aşk, sırf gözyaşlarıyla söyleşme değil midir?

Bir tarih boyunca, İslâm ümmeti, sizin keder ve ga¬mınızla inlemektedir.

Bu aşkdan dolayı, İslâm milletinden bazıları kır¬baçlanmış, katliamlar görmüş, işkencelere uğramış; fa¬kat hatıranızı aklından; yanan ateş gibi aşkınızı gönlün¬den çıkarmış değil! Her caninin kırbacı, sizin mührünü¬zün sırta kazılışıdır.

Ey Zeyneb!

Ey damaklarda, amaçlar için, Ali'nin dili!

Kendi halkına söyle!

Ey kadın!

Ey mertlere, cesurlara bu sıfatları öğreten!

Senin aşk ve derdini can ve gönüllerinde duyanlar sana muhtaçtırlar. Hem de her zamankinden çok...

Bu, "eski ve yeni sömürünün", "bozulmuş gelenek ve kurumlar" in, "modernist ilericilerin" oyuncağı olanları;

Bir şehrin başındaki güçlü feryadın gibi bir feryatla,

Kasvet ve vahşet şehrini,

-ki şehri onunla ezmiştin-

Bir sarayın temellerini,

-saltanat ve cinayetin sarayını

sallamış, titretmiştin!-

karıştır, sinirlendir, canlandır! Tâ ki,
kendi kendilerine canlanıp sinirlenerek, etraflarını saran örümcek ağı perdelerini yırtıp parçalayabilsinler.

Tâ ki, -bu kötü ve yıkıcı tufanın çağdaş biçimine karşın-"durmayı" öğrensinler!


"Bu korkunç ve tehlikeli makinayı"

-ki bu onlardan, insanlardan- "yeni oyuncaklar" yapmak için, sonra "yeni sömürü" düzeni kurmak için, "modern uyutma" lar için "başıboş" günleri artırmak için, sermayecilerin piyasaya sunduklarını ihtirasla yu¬tabilmek için, burjuvazinin zevk verici yoğun hevesleri için; ruhsuz yeni "soyluluğun" daha ilginç görünümü olan yalnızlık, tecrid ve unutulmuşluğu için, "müreffeh toplum"u hedefleyen bomboş bir hayatla uğraşmak için yapılmıştır-
kırıp parçalasınlar.

Ve kendilerini "eskinin saygın köleliğinden", "ye¬ninin saygın piyasasından"
-senin mesajının parıltılarıyla-
kurtarsmlar!

Ey amaçta Ali'nin dili!

Ey Hüseyin'in mesajı gönül ve beyninde.

Ey Kerbelâ'dan gelerek;

Şehitlerin mesajını, tüm cellat ve canilerin baskıla¬rına rağmen, tarihin kulağına ulaştıran!

Ey Zeyneb!

Bize söyle!

Başınızdan geçeni söyleme!

O kan kırmızısı çölde ne gördüğünü de söyleme!

Orada, cinayetlerin ulaştığı doruk noktasını da söyleme!

O günün acısından sonra, Fırat'ın kenarında, Al¬lah'ın insan'a melekleri niçin secde ettirdiğini de söyle¬me!

Ve Fırat sahilindeki gösteriyi ve durumu da söyleme! Evet, Zeyneb!

Düşmanlarının ne yaptığını da, dostlarının tavrını da söyleme!

Evet, ey "Hüseynî devrimin mesajı"!

Biz biliyoruz,

Biz, hepimiz, işitmişiz.

Senin "Kerbelâ ve şehidler mesajı" m dürüstçe ulaş¬tırdığını biliyoruz.

Sen kendi varlığında söz üreten bir şehidsin!

-Tıpkı damla damla -kanıyla söz söyleyen şehid kardeşin gibisin-

Fakat söyle!

Ey bacı!

De ki: "Ne yapalım?"

Bir an bak ki, biz ne çekiyoruz?

Kulağını bir anlık bize ver ki, kendi isteklerimizi sana ulaştıralım.

Ey sevgili ve güçlü bacımız! Ey kardeşimin emin ulağı!

Kerbelâ'dan gelerek tarih süresince tüm nesillere şehidlerin mesajını ulaştıransın!

Sen, şehidliğin kıpkırmızı bahçelerinde yeni açıl¬mış güllerin kokusunu can ve elbibesinde taşıyansın.

Ey Ali'nin kızı!

Ey bacı!

Ey esirler kervanının komutanı!

Bizi de bu kafilenin izinde kendine ulaştır!

Ey Hüseyin! Seninle ne söyleşelim?

O "korkunç, fırtınalı, girdaplı ve karanlık gecede"yol lambasının ışığı!

Ey kurtuluş gemisi!

Ey kanı, çölün bir noktasında ebedileşen, coşan!

Her zamana yayılan, her nesle ulaşan, kıyama ha¬zır her zeminde kanı hatırlatan, her elverişli tohumu toprağın altında açan ve yeşeren, her susuz çiçeği ka¬nıyla, yaprak, hayat ve canlılığa kavuşturan!

Ey şehadetin büyük üstadı!

Bizim de bu karanlık ve ümidsiz gecemize bir şim¬şek çak!

Bizim kurumuş, yarı ölü halimize bir damla kanını yay! Bizim bu soğuk ve donmuş kışımıza, o çöl kıyamındaki ateşinden bir kor bağışla!

Ey aşıklarını "siyah ölümden" kurtarmak için "kırmızı ölümü" seçen!


Sen, her damla kanınla halka hayat ve dirilik verir¬sin. Tarihi hareketlendirirsin. Çağın donuk, ölü bedeni¬ni ısıtırsın ve bu coşkuyla dirilik, aşk ve ümid saçarsın.

İmanımızın, halkımızın, tarihimizin ve de zamanı¬mızın bedeni;

"Sana ve senin kanma muhtaçtır."

ALİ ŞERİATİ
 
selahaddin 08-07-2008, 21:23:04
BU DUA AMİN DEMEK LAZIM ALLAH ALLAH RESULUN VE EHLIBEYTIN ŞAFAATINE NAIL EYLESIN
 
alisait 20-08-2008, 00:05:58
Şu sözleri bugün, islam ümmetinin düştüğü durumu büyük bir ruh yüceliği ile ve nerdeyse yazarken ağlayarak özetliyor. Selam olsun sana, selam olsun sana, selam olsun sana ya Ali Şeriati, Allah müslümanlara senin gibi vicdanlı mümünler nasip eylesin. Şüphesiz Allah, en büyük adeletsizliklerin ve karanlıkları yok edecek nura sahiptir.

Ey Ali!



Allah’ın ve halkın insanı... Aşk ve kılıcın adamı!

Biz seni, iyice tanımayı unutmuşuz.. Seni iyi tanımayı aklımızdan çıkarmışlar. Ama senin sevgini, çağın zulmüne karşıt, vicdanlarımızın derinliklerinde, gönül perdelerimizin ardında yakıp durmak zorundayız. Sen, seni sevenlerin eğri yolda olmalarına nasıl razı olabilirsin? Sen, haksızlığın bir yahudi kadına yönelmesini bile kabul etmedin. Gel de şimdi müslümanların, boyunduruğunda yaşadığı kapkara zulmü gör! Gör, bak! Müslümanların başından geçenleri gör!
 
şem pervane 01-03-2009, 22:54:41
"Ey aşıklarını "siyah ölümden" kurtarmak için "kırmızı ölümü" seçen!"

Alinin dudağındaki dua bizimdir.
 
babil35 28-09-2009, 14:51:13
AMİN...
 
ali 16-12-2009, 15:17:54
niye hz Aliye sesleniyorda hz muhammedden söz bile etmemiş
 
dilara 19-12-2009, 10:59:38
şu cümleye dikkat edin "ey güç ,özgürlük ve uyanıklığın peygamberi" burada peygamberimizden bahsediyor.
 
yasemin 26-03-2011, 11:27:38
Dirilten dua!
 
Op Dr Recep Tüten 19-06-2011, 13:06:05
İnançlı-inançsız 'İNSAN' olmak isteyen herkesin okumasını isterim
Kırk yıldır siyasi ve dini hareketlerde bulundum,otuz yıldır tarikat anlayışıyla beslenen ve çok okuyan biri olarak, Şeriati nin kavrayışı kadar mükemmel ve isabetli bir anlayış görmedim.
'BEN İNSANIM' diyen herkese tüm eserlerini şiddetle tavsiye ederim.
Duygu ve düşüncelerimle, ruhum ve aklımla bukadar birebir örtüşen başka hiçkimse tanımadım. kalbim ve aklımdaki fırtınaların nekadar haklı olduğunu Dr Ali Şeriati yi okuyunca anladım; keşke çok önceden tanısaydım
 
gürbüz 11-07-2012, 08:45:52
Rabbım yürüttügun davanı topragının ruhunda cennetle müjdelesin AMINN
 
Filiz 14-05-2013, 22:10:08
Yaşamımızı imanımıza şahit kıl.(M. İslamoğlu)
 
ismail saykal 23-06-2013, 02:21:23
Çoğumuz düşünürüz zaman zaman akıl erdiremediğiz yanyana getiremediğiz düşüncelere Boğuluruz .Ama insanlık ilerler..Bize verilen görevleri ve sorumlulukları içinden cıkılmaz halde buluruz.Böyle Halde Muhammedi Yapılanmayı Ali kavrayışıyla İnsanlığa ulaştırmanın azim ve iradesini kendimizde yoklamayı Öğreten bir insan olmanın baş yapıtlarından biri.Eğer insanın beyni bir tevhid kavramına ulaşacak olgunluğa ermişse..İşte Bu zekaya istem ve direnç örneği sergileyen insanların örnekliğini sunark
 
Rifat 05-11-2013, 11:51:01
Ah şu sadece kendi penceremizden bakma darlığından kurtulabilsek .Dini yorumlayıp sonra yorumumuzu din yapmayabilsek .Beşer olduğumuzu hayatın hiçbir alanında aklımızdan çıkarmayabilsek ah.

İlkel hayatın öznesi olmanın modern hayatın nesnesi olmaktan iyi olduğunu ,Özneleştiğimiz oranda insan olduğumuzu ,nesneleştiğimiz oranda insanlıktan çıktığımızı algılayabilsek

Algılasakta toplumun dayattığı hayatı değil yaşamamız gereken hayatı yaşayabilsek
 
Mehmet 19-07-2014, 20:18:20
Dostum neden hz.Ali den söz ediliyorda peygamber efendimizden söz edilmemiş demişsin. dua-1 in son kısımlarına bakarsan Peygamber Efendimizden söz edildiğini görürsün.
 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

DUA / I
DUA / II
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM