ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Kendisi Olmayan İnsan

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
GAZZE RİSALESİ / Cahit KOYTAK

Gazze trajedisi karşısında

İnsanlığın vicdan yükünü neredeyse

tek başına omuzlama cesaretini ve

ferasetini gösteren Türkiye’nin

yeni ‘Yeryüzü’ politikasının

büyük mimarı ve virtüöz icracısı

Prof. Ahmet Davutoğlu’na…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

I

 

Gazzeli Yusuf, oğlum, ben yaşlı Filistin şairlerinden biri.

şiirlerimi Türkçe yazıyor olmama bakma,

yeryüzünün bütün öteki şairleri gibi,

( düzeltiyorum ) yeryüzünün bütün

yufka yürekli şairleri gibi ben de

Filistinliyim on günden beri

ve buram buram Filistin toprağı

kokmaya başladı birden, nasılsa,

benim de kırk yıllık türkülerim,

kasidelerim.

 

kan, barut ve gözyaşı değil, hayır,

kin, öfke ve intikam hissi de değil, yanlış anlama,

tepeden tırnağa Yakup, tepeden tırnağa Yusuf,

tepeden tırnağa Musa, İsa

ve Muhammet’le dolup taşıyor,

Filistin toprağı gibi, on günden beri

benim de duygularım, düşüncelerim.

 

nesnesiyle örtüşen bilgiye, hakikat,

nesnesiyle örtüşen duyguya da sezgi

diyorlar ya, filozoflar, Yusuf, oğlum,

bu tanım doğruysa eğer, sezgilerim diyor ki bana,

hiçbir bilgi, hiçbir haber,

rüzgârın bu son on gündür şairlere

ve hamile analara taşıdığı

şu gökçe esin kadar hakikat olamazlar:

 

 

evet, her gün onlarca defa katlediyor

Filistin’de peygamber katilleri,

her gün onlarca defa Musa’yı,

onlarca defa İsa’yı, onlarca defa

Muhammed’i katlediyorlar,

ve yakıyorlar İbrahim’i, fosforlu bombalarla,

ama yine aynı Filistin’de her gün

ve her yerinde yeryüzünün,

diriliyor, on günden beri

onlardan yüzlercesi, onlardan binlercesi…

 

II

 

Gazzeli Yusuf, oğlum, keder de aynı dili konuşuyor

dünyanın her yerinde,

umut da aynı dili konuşuyor,

tıpkı nefretin ölümün dilini,

sevginin hayatın dilini konuşması gibi,

tarihin her döneminde...

ben, yeryüzünün yaşlı şairlerinden biri,

taşların, otların, kuşların dilini

çözmüş sanırdım kendimi.

ama Gazzeli çocuklar üstüne

insanların kendi diliyle konuşmaya başladığımda

titriyor, boğuklaşıyor sesim

ve orada bombalanan okullardan,

yıkılan hastanelerden, yerle bir edilen

vicdanın yıkıntıları arasından yükselen

katıksız, falsosuz ve Gazze gibi de haklı sesini

çıkarmakta zorlanıyorum, insan yüreğinin.

çıkarsam da, tutturamıyorum rengini, tınısını,

bir ucu insana, öteki tanrıya varan o sesin.

tuttursam da, duyurmakta zorlanıyorum onu,

yeryüzünün öteki çocuklarına.

 

çünkü bakıyorum, onlardan kimi

kulaklarına kulaklık geçirmiş,

bilmem hangi rakçının

özgürlüğü, demokrasiyi öven

savaş aleyhtarı şarkılarını dinliyor.

dinlesin, diyeceksin,

dinlesin, güzel değil mi, iyi değil mi? 

 

kimi dağlarda koyun, keçi otarıyor,

otarsın, bu da güzel, bu da iyi!

kimi sinemada, kimi luna parkta, kimi okulda,

kimi dileniyor sokakta,

kimi mendil, kimi simit satıyor,

kimi ilahi söylüyor bir tapınakta,

pek azı bilgisayar başında,

pek pek azı da bilgi-hüner peşinde v.b.

bunların hepsi güzel,

hepsi güzel ve iyi,

oyunun, oyun olması için de gerekli.

 

ama, onlar bu güzel ve olağan işleri yaparken,

Gazze’de, sizin orada, bunların hiç birini

hiç birini yapmanıza izin vermeyen

çocuk katillerini, anne katillerini

ve seni düşündükçe, oğlum,

seni ve kardeşlerini,

ben yeryüzünün hüzün şairi,

 

sormak geliyor içimden:

biz, bütün bir insanlık,

‘birleşmiş milletler’, birleşmiş mücrimler,

cin taifesi, melek taifesi,

şeytan ve Yüce Tanrı,

hangi oyunu oynuyoruz bu tiyatroda,

hangi oyunu, onlarca yıldır,

hangi oyunu, böyle kan revan içinde?

 

bu kadar bebek ölüsüyle,

bu kadar çocuk ölüsüyle,

bu kadar anne ölüsüyle,

bu kadar seyirciyle

ve bu kadar sessizlikle…

 

gökleri dolduran bu sessizlikle,

cenneti, cehennemi, ârafı,

yerin altını, yerin üstünü

kana boyayan bu sessizlikle

hangi oyunu oynuyoruz,

hangi oyunu, tekrar tekrar,

hangi oyunu, bu cehennemde?

 

III

 

ben Küçük Asya’nın yaşlı şairi, Yusuf, oğlum,

duyuramıyorum dedim ya,

dünyanın öteki çocuklarına sesimi,

onlara bizim mahalledekiler de dahil.

duyuramıyorum bizimkilere de,

dağ gibi rüyalar, çığ gibi fikirler altında

hep iki büklüm ve soluk soluğa,

sözün yokuşuna, sözün doruğuna

tırmanmayı seven şiirlerimi.

 

ne zaman şairce bir saflıkla,

‘büyük insanlık ülküsü’  diye açsam ağzımı,

sözlerimi alıp götürüyor rüzgâr,

ta Ademle Havva’nın,

tanklardan, panzerlerden, insan safarilerinden uzak,

çapuldan, misyoner endişesinden uzak,

özgürce sevişip koklaştığı

ve cennetin, gökte değil,

yeryüzünde dolaştığı

o bahtiyar günlerde, dölleyerek

bilgi ağacının terennümleriyle sesimi,

 

günümüzden yüzlerce, belki binlerce yıl öteye,

insanlığın kanla süslü kabile yadigârlarından kurtulup,

şu düşmez kalkmaz devleti,

yıkılmaz kaleleri, aşılmaz kurumları,

şanlı orduları ve süslü bayrakları

kaf dağının öteki tarafında,

masalların zamanında bırakıp, nihaî erginliğe,

yeryüzü toplumuna, yeryüzü insanına

kavuştuğu günlere savuruyor.

 

yüzlerce, belki binlerce yıl, diyorum ya,

gözünü korkutmasın, bu, senin;

bin yıl dediğimiz süre, ebediyetin yanında

bir gün bile değil.

yüz yıl dediğimizse, bir günün belki

sadece kuşluk vakti.

 

ve yüz yıl ebediyete göre neyse,

yaşlı ebediyet de,

insanın çamuruna üflenen

tanrısal zamana göre öyle.

 

ve yıllar bana öğretti, öğrenmen gerekiyor senin de,

büyük düşünceler, büyük planları hilkatin,

çığ gibi yıkılmamak için başına insanlığın,

doruğundan aşağı, dağı tekrar tekrar dolaşan

fazla çiğnenmemiş patikalardan

inerler yamaçlara…

 

IV

 

çok acı çektin, Gazzeli Yusuf, oğlum, çok acı çektin

ve bu kadar acı için çok küçük bu ‘Filistin’.

dünyayı iste, bütün bir yeryüzünü,

duvarsız, tel örgüsüz, mayınsız

ve silahsız yeryüzünü, hepimiz için,

 

çok acı çektin, önce sen çığır bu türküyü!

göğsüne yaslayıp kulağını geleceğin,

önce sen duyur, bu yüceler yücesi ülküyü,

bu en büyük vuruntusunu aklın ve kalbin

ve bir amentüye dönüştür onu!

 

çok acı çektin, yapabilirsin bunu,

çok acı çektirdik sana, dönüştürebilirsin

dokunduğun her şeyi, her şeyi som altına,

hakkında konuştuğun ya da sustuğun

her fikri, her tezi gökçe bir manifestoya.

 

çok acı çektin, dönüştürebilirsin,

ip atlarken, sapan atarken ya da uyurken

beşikte, kaldırımda ya da yıkıntıların altında

can veren kardeşlerinin dudaklarında donan kıpırtıyı

büyük insanlık oratoryosuna.

 

dönüştürebilirsin yoksulların yakarışlarını

tanrının bütün evlerinde

dudaklarda ve yüreklerde kopan,

sonra dalga dalga büyüyen, yayılan

ve tankları, panzerleri önüne katıp götüren,

 

roketleri, obüsleri, havan toplarını,

insanın beyninden, kalbinden

ve dilinden büyük bütün silahları

ve silah tüccarlarını, silah çetelerini,

devletleri, kaleleri, kodesleri ve kafesleri,

 

kralları, emirleri, müebbet başkanları

önüne katıp savuran gül fırtınasına.

dönüştürebilirsin bütün acıları,

bütün duaları, bütün çığlıkları,

uyuyanların üstünü örten bir gül tufanına,

 

açları doyuran, küsleri barıştıran,

evsizlere ev, yarsızlara yar olan

yerle göğü insanın yüreğinde buluşturan

bir gül zamanına, gül umranına,

gül toplumuna, gül insanına.

 

V

 

çok acı çektin, yapabilirsin bunu,

çok acı çektirdik sana, 

kimse hak etmiş olamaz senden daha fazla

ve hepimizin adına,

konuşmayı Tanrıyla da, tağutla· da!

 

konuş ve razı olma daha azına,

yeryüzünü iste, yeryüzünün bütün çocukları adına.

konuş ve razı olma, Gazzeli Yusuf, oğlum,

kapısına ‘Filistin Devleti’ yazılı

yeni bir toplama kampına!

 

bu ‘Devlet’ sözcüğü, ‘Bayrak’ merakı,

haritada gördüğün, bütün o

kanla sulanmış kemik tarlaları

gözünü kamaştırmasın sakın,

yolundan alıkoymasın seni!

 

o mezarlık parsellerindeki otlar, dikenler,

sınırın iki tarafından toprağa ekilen

gencecik Yusufların,

Yaseflerin teniyle besleniyor,

bunu unutma!

 

ve her iki taraftan ölenlerin, kucak kucağa

uyuduğu o sınırlarda

önlemek için kucaklaşmasını dirilerin,

dünyanın bütün açlarını on yıl boyunca doyuracak,

dünyadaki acıyı yarı yarıya azaltacak,

 

sevgiyi üç katına, belki beş katına çıkaracak,

karakolların yarısını tiyatroya, yarısını kafeye,

hapishanelerin yarısını sinemaya, jimnastik haneye

çevirmeye yetecek kaynaklar harcanıyor her yıl

kahrolası silahlara ve ruhsatlı katillere.

 

VI

 

razı olma sınır çekilmesine düşlerimize!

ne düşlerimize, ne başlarımıza,

ne dağlarımıza, ne taşlarımıza!

hepimizin adına sana verilmiş bir fırsat, bu,

razı olma, içerden kuşatılmasına da

dışardan kuşatılmasına da,

insan ruhunun

 

ve kapatılmasına bir mezar gibi

başka ruhlara, başka hayatlara,

başka oyunlara, başka oyunculara,

büyük düşlere, büyük düşüncelere,

büyük öykülere,

büyük serüvenlere!

 

‘kurtarıcı’larından çok çekti insanoğlu,

razı olma kurtarmasına seni kimsenin,

razı olma, kümese çevirmelerine ruhunu

‘kurtarıcı ve adamları’nın,

‘başkan ve adamları’nın,

‘kral ve adamları’nın!

 

doğduğun toprağı seversin, bunu anlarım…

ölünceye kadar emzirip seni

sonunda bağrına basan toprağı

elbette sevmen gerekir, bu sorulur mu,

en az ananı sevdiğin kadar hem de,

bazen daha tutkulu,

bunu anlarım,

 

ve ananın ismetine, toprağın namusuna,

ulusun onuruna gölge düşürmemek için de,

elbette ölmen gerekebilir, duraksamadan;

bu sorulur mu?

 

ama, ana sevgisi,

toprak tutkusu

ya da ulus övüncü

ya da bayrak saygısı… tamam, amenna!

ama biraz gösteri, biraz tapınma!

diyen olursa,

ben yokum bunda!

 

kutsallaştırarak örteriz çünkü,

ve mitleştirerek,

boşa harcadığımız değerleri.

 

vatanın bütün bir yeryüzü olsun,

Gazzeli Yusuf, oğlum,

bayrağın da gökyüzü senin

ve milletinse, ta Adem’den başlayarak

atan İbrahim gibi,

yolda onurluca yürümesini bilen

tüm adem oğulları.

 

VII

 

öyleyse dönüp bakma,

denizi yarıp geçtikten,

ateşi yarıp geçtikten sonra,

kutsal kalıplarla dökülmüş

altın buzağılara,

ipek, keten ya da pamuklu ikonlara

ve bezden küheylanlara!

 

bunca kurban verdikten sonra,

yalnızca Filistin’i değil, dediğim gibi,

yeryüzünü iste,

sınırlarla bölünmemiş dünyayı,

yerin ve göğün tamamını,

bütün çocuklar için,

bütün yoksullar için!

 

sınırların olmadığı,

akıldan, gönülden ve dilden başka silahın,

gülden başka merminin

kullanılmadığı,

yalnızca insanın insanı sömürmediği değil,

insanın insanı yönetmediği

dünyayı iste!

 

peygamberlerin yaptığını yap,

alçak sesle konuş

ve güç istemediğini söyle!

 

peygamberlerin yaptığını yap,

öleceksen uğruna özgürlüğün,

ne kral, ne melik, ne kayser, ne satrap…

tanrıdan başka mirasçı bırakma özgürlüğe!

 

çok acı çektin, çok acı çektirdik sana

hepimizin sınavı, bu;

ama sen başlat bu yolculuğu!

sen başlat, insanın önündeki

bu en büyük yürüyüşü,

zirveye doğru!

 

ve dağı aşmak için, saldırma dağa,

dağın çevresini dolaş,

çiçek toplaya toplaya!

 

VIII

 

düş, diyecekler, peşinen bilmen iyi olur,

hayal diyecekler,

ütopya, diyecekler, bütün bunlara.

herkesi dinle sonuna kadar,

ama dinlediğinle kalma,

devam et düş kurmaya.

 

önce alay konusu,

sonra köyün delisi,

sonra günah keçisi

olsan da aldırma,

devam et düş kurmaya.

 

düşlerini gece uykuda görenler

gündüzün unuturlar onları;

düşlerini gündüzün kuranlara gelince,

korkulur onlardan·,

kendini söküp yeniden yapmasını bilen

işte böyleleridir,

ve dünyayı değiştirmesini...

 

insanlık, düşlerin iyisini önüne,

kötüsünü arkasına alarak

yol alıyor düşlerin en büyüğüne,

en gerçeğine doğru.

 

herkesin iyiliği için büyük

ve yüksek şeyler tasarlayan

bir çırak, bir kalfa·

çıkarmak için üflemedi mi

kara balçığa,

kendi ruhundan, Yüce Sanatçı?

 

üfledi ve iyi düşler göre göre büyüdü,

o ilk müteal hücre.

büyüdü, bölündü

ve bölüne bölüne

cennete sığmayacak kadar çoğaldı.

 

çoğaldı ve akıllandı,

daha dipsiz düşler için

inerken yeryüzüne.

 

IX

 

silah kimin elinde olursa olsun, sonuçta

ölümü alıp satanların gücünü artırıyor.

yararı yok, bir daha, bir daha denemenin,

büyük aklın, arkasında bıraktığı yolları,

hurdalığa attığı küçük akılları,

çürük hamleleri!

 

en etkili savunma, sözgelimi,

saldırmak, der, sorsanız, bir silah tüccarına.

ne kadar tutarlı ve ne kadar akıllıca!

 

oysa, napalm ya da atom silahıyla yarışmak

sığmayacağına göre, ne insan onuruna,

ne yerin hukukuna, ne göğün töresine,

silahlardan arınmak değil midir,

en insanca savunma

ve bu yarışa zorlamak dostu da, düşmanı da?

 

hakikat gibi çıplak, cesur

ve samimi olmak yani,

hem barışma niyetinde,

hem barış çabasında!

 

 

bu durumda da insan ölebilir, kuşkusuz;

ölmek ya da yaşamak…

bugün ölmek

yahut elli yıl sonra,

elbette aynı şey değil, fark var aralarında;

 

ama iki ölüm de aynı hızla unutulabilir,

bütünün güzelliğine bir şey katmıyorlarsa eğer,

ölümün ve hayatın güzelliğine

bir şey katmıyorlarsa eğer.

 

XI

 

sonra, şu topluca ağlamalar,

dövünmeler, Yusuf, oğlum,

intikam yeminleri,

düşmanın resmini, büstünü,

postunu yakmalar meydanlarda,

ya da bayrağını…

 

acını paylaşmak isteyenler,

bunları yapmasınlar, diyemem,

çok ağır, çünkü, verdiği acı,

haklı olmanın yetmemesi

çocukların Gazze’de ölmemesi için.

 

taşınması zor ve yakıcı, bu gerçeğin.

ve ellerini yakıyor olmalı,

onu akıllarıyla değil,

elleriyle tutmaya kalkışanların.

 

ve közü tutar tutmaz da, hemen

bırakmaları gerekiyor, doğal olarak;

onunla bir şeyleri yakmaları

sonra tepinmeleri, üzerinde…

 

ve döküp saçmaları gerekiyor, bazen de,

içlerinde tutmasını bilseler

belki bir fikre, bir çareye

dönüştürebilecekleri

ateşli duyguları, ateşli tepkileri…

 

yapmasınlar diyemem, acın çok büyük.

ama bunlar, haklılığın gücünden çok,

senin ve dostlarının çaresizliğini

düşündürür düşmana, bence.

Ve Gazze bombalarla dövülürken

kameralarla, monitörlerle,

yanan Gazze’nin ışığında

gece piknik yapamaya gelen

İsralli sivillerin seyir zevkini artırır bir de.

 

ve sessiz kalmalarını haklılaştırır,

vicdanlarına serpecek su arayan

daha uzaklardaki seyircilerin.
belki daha yakındakilerin de,

Yakub’un öteki oğullarının yani,

Mısırlı, Ürdünlü, Hicazlı

‘üvey’ kardeşlerinin senin…

 

zafer, düşmanın resmini bulunca, resmini,

postunu bulunca, postunu,

kendisini bulunca da kendisini

yakmak değildir, sanırım, Gazzeli Yusuf, oğlum,

 

zamanın kapısını açmaktır, zafer,

zamanın kapısını açmak

özgürlüğün ve erdemin önünde,

herkes için ama, ayrım yapmadan,

düşmanların için de,

ve mümkünse onlarla birlikte…

 

düşmanına ölümü değil, hayatı götür;

böylece, yenilen düşmanın değil,

düşmanlık olsun;

 

kazanan da dostluk olsun,

ölüleri dirilten dostluk,

ne sen, ne bir başkası...

 

XII

 

bu keder ve umut taşıyan rüzgâr,

zeytin ağacının, incir ağacının,

iğde ağacının içinden geçip,

                                   sana getirsin sesimi!

 

bu keder ve umut taşıyan rüzgâr

Gazzeli çocukların ve annelerin

korkusuz, tasasız gezindiği

has bahçelerin içinden geçip,

                                   sana getirsin sesimi!

 

bu rüzgâr, Musa’nın, İsa’nın ,

Abu Salma’nın, Mahmut Derviş’in

Roni’nin, Kafka’nın, Edward Sait’in,

yeryüzüne ve gökyüzüne dağılmış

Filistinli çocukların içinden geçip,

                                   sana getirsin sesimi!

 

bu rüzgâr Sabra ve Şatilla’da katledilen

Yakup’un, Yusuf’un ve Bünyamin’in,

Auscwitz’te yakılan Yakop’un, Yasef’in,

Ve Benjamen’in içinden geçip,

                                   sana getirsin sesimi!

 

bu rüzgâr, yalnız Filistinlilerle kalmasın,

Serebzenitza’da, uygarlığın gözü önünde

binlercesi toprağa gömülen Bosnalıların,

Amerika’da kökleri kazınan Kızılderililerin,

Küçük Asya’da, yollarda kaybolan Ermenilerin

içlerinden geçip, küllerini, tozlarını

katillerin, azmettiricilerin,

suçu ve delillerini örtüp karartanların

yüzlerine, gözlerine savurup

                                    sana getirsin sesimi!

 

kitapları karıştırdım, zamanın sayfalarını,

yerin ve göğün arşivlerini,

ölümün parmak izlerini, tozlu raflarda,

bulmak için yerini ve dengini

Gazze’de işlenen toplu cinayetlerin.

diyemem, rastlamadım, bu kadar vahşisine.

sicili çok kabarık çünkü, insanoğlunun,

atası Kabil’den beri, kırdığı kırkı geçmiş,

defalarca kırıp geçirmiş,

kardeşini, komşusunu ya da suç ortağını.

ona kendi zayıflığını, sefilliğini

ya da alçaklığını hatırlatan herkesi…

 

daha dün, Irak’ta, katledilen bir milyon Yusuf’u

unutmadım, unutur muyum hiç!

Cezair’de katledilen bir buçuk milyonu da,

Balkanlar’da, Vietnam’da, Çeçenistan’da,

Hiroşima ve Nagazaki’de olanları

unutmadım, unutur muyum hiç,

unutulur mu hiç!

 

siyahî Yusufları, renklerin en yusufunu,

Malcolm X’in, Martin Luther King’in,

Obama’nın atalarını unutur muyum hiç,

( ben unutsam bile, hatırlatır hemen

bana, torunum Mehmet Eren,

ya da ona vekâleten,

annesi ya da babası,

onun, Mountain View’deki

siyah tenli arkadaşlarını,

çekik gözlü arkadaşlarını,

buğday tenli arkadaşlarını.)

 

hepsinin içinden geçsin öyleyse,

hepsinin içinden, bu deli rüzgâr,

Başkan Obama’nın içinden

geçmeden gelmesin, sözgelimi,

onun kalbinin çevresinde

kırk kez dönüp dolaşsın, aklına geçsin sonra

ve aklını başına getirsin, Amerika’nın.

 

aklı başına gelince de,

üzerinden postunu çıkarıp, MGM aslanının,

süt dökmüş kedi gibi üç kere acı acı,

ve alçak sesle kükresin Amerika,

bütün bu olup bitenler için, insanlık adına

‘özür diliyor’ gibisine…

 

ve rüzgâr, bu filmden,

gözlerini silerek çıksın,

                                    sana getirsin sesimi

 

kefeni, tabutu, mezarı olmayan kalender ölülerin,

benim vatanımdı, senin bayrağındı, ayırmayan,

aldırmayan akıllı delilerin,

ebedî gezginlerin, sürgünlerin,

büyük avarelerin içinden geçip

                                    sana getirsin sesimi!

 

küflenmiş kitapların, küflenmiş kafaların

müzelerin, mumyaların ve mezarların

millerce uzağından geçip,

                                    sana getirsin sesimi!

 

sokakta bir yangın, bir facia çıkınca

bazen şairler de fırlarlar ya,

şu benim yaptığım gibi, pijamayla sokağa,

işte bu yaşlı, kaçık şairin yüreğini de

terlik ve pijamayla, Gazze sokaklarını

gezdirip getiren bu şiirsever rüzgâr,

bu aklı başında gözükmeye çalışan,

ama gözyaşlarını tutamayan esinti,

elini kolunu sallayarak herkesin

girip çıkabileceği bu orta halli,

kalender, ‘esnaf işi’

şiirin içinden geçip,

                                  sana getirsin sesimi,

                                  Gazzeli Yusuf, oğlum!

 

 

 

EKLER

 

1

 

Gazze’de, dünyanın bu en güzel isimli şehrinde

sabah erken iş başı yaparken ölüm,

burada İstanbul’da,

dünyanın bu en yufka yürekli

ve sulu göz şehrinde,

çarmıhta çivi yarası gibi açılıyor

her gün sabahın gözü.

 

ve insanlığın körelen vicdanı gibi

kabuk üstüne kabuk bağlıyor

her gün akşamın yarası.

 

2

 

ölümün, tanklarla, roketlerle,

silahlı birliklerle talim yaptığı yerde,

asıl hayattır, provasını yapan,

daha geniş bir yol,

daha uzak bir ufuk açmak için

haklıların önünde.

 

3

 

tutmak için ağılda,

kurt korkusu içinde

alt alta, üst üste bir arada

kuzularını, Sion tanrısı,

başka vahşet kalmayınca yapacak,

gün gelecek tutup kendi kuzularını

birer birer boğazlayıp

yemeye başlayacak bu gidişle

ağıl kapısının önünde.

 

ve adına izrael denen

o ‘toplama’ kampında,

o ağılda tutuvermek uğruna,

gün gelecek, kendi gübrelerini

yedirtecek onlara.

 

o kuzucuklara acı, Gazzeli Yusuf, oğlum,

bilinen, bilinmeyen

bütün acıma biçimlerini öğren

ve bütün kuzuların Gerçek Sahibi için

o kuzucuklara acı!

 

Yakup oğlu Yusuf’un,

günahkâr kardeşlerine acıyıp da

kanat germesi gibi, mesela,

öykülerin en eskisi, en güzeli

ol Kıssa-yı Yusuf’ta…

 

4

 

bu kul işi, çömez işi risalenin,

benzetmek gibi olmasın, hani,

Gazzzeli dostum, ‘Fatiha’sı da şu:

 

kağıtları karalım ve dünyayı

yeniden paylaşalım, demiyoruz,

doğru koymalıyız davayı:

 

‘herkes, cennetten çalıp çırptığını’,

demeyelim de, hadi,

‘emanet aldığını’, diyelim,

çıkarıp masaya koysun,

 

varlığın kolu, kanadı,

ağzı, burnu, gözü, kaşı,

aklı, ruhu, yüreği,

özellikle de ciğerleri

kimdeyse,

çıkarıp yerine koysun…

 

ve hep birlikte, kardeşçe

yeniden oturalım, varlığın

cömert bir ev sahibi olarak

nimetler taşıyıp duracağı sofraya,

büyük insanlık şöleni için.

 

16 Ocak 2008

 

 

Kaynak: http://www.gazzedostlari.com

 

 

 

 

 

 


· Tağut : Kur’anî bir terim. Azgınlığı, hukuk dışı olanı kural ve sistem olarak dayatan güç.

* T.E. Lawrence’in benzer bir sözüne dayanaak.

** ‘halife’  sözcüğünün Türkçeye geçiş biçimi

 

 

 

 



 

 

 

         -        

 


Bu Yazı 11505 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 64 yorum yapılmıştır...

Oğuzhan Özdemir 08-06-2009, 13:08:08

harika bir şiir...
 
şeriati nurettin meriç 08-06-2009, 13:25:29
ALLAHU EKBER...
 
veysel veli 09-06-2009, 23:27:24
Çok pahalıya malolduğu apaçık ortada.O risaleyi siz mi yazmıştınız Cahit bey? Yanıtlarsanız sevinirim.
 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

Mehmet Akif ve Düşündürdükleri / Şuayip MEKEÇ
Sol ve Liberal Muhayyile / Ali BULAÇ
Cüzzamlıyı İyileştirdiyse Zalimliğine Anlayış mı Göstermeliyiz? / Fikritakip
“Öncü Şahsiyetler: Seyyid Kutub ve Ali Şeriati” / [Seminer]
Kendi Semasında Tek Yıldız: Nurettin Topçu Ve Müslüman Anadolu Sosyalizmi / Ümit AKTAŞ
Bilgiden Neo-Nihilizme..: Müslüman Nihilistler / Turan KIŞLAKÇI
Gazali, İbn-i Rüşd’ü Döver mi? / T.Suat DEMRE
Dikkat! Kitap! / Heinrich BÖLL
Suruş ve Sarsılan Kalplerin Tanrısı…/ Meliha ÇELİK
Şeriati Suriye'yi Nasıl Okurdu?/ Cihan AKTAŞ
‘Ehl-i kitâp’ kimdir? / R. İhsan ELİAÇIK
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 1 / Hamza TÜRKMEN
AK PARTİ Eleştirisi / Ali BULAÇ
Din Modern Zamanlarda Nereye Gidiyor? / Dr.Abdülkerim SURUŞ
Sol İslam, İslam`ın Solu, İslam Düşüncesinde Sol / Kenan ÇAMURCU
Entelektüel, Aydın ve Din / Dr.Aliye ÇINAR
İnsanlık Suçu: Biz Filistinliler, Hakkımızı Helal Etmeyeceğiz / Hayrettin KARAMAN
Bir Seçim Yapın Arkadaşlar/ Ali SALDIRAN
Bayan Humeyni ile Bayan Şeriati... / Sibel ERASLAN
Profesör olmak; Ebu-Zer'in Kişiliğini Manupüle Etme Hakkını Verir Mi? / Muhammed CAN
Surûş, Şimdi de Şeriatî İçin İlginç Şeyler Söylüyor! / Selahaddin Eş ÇAKIRGİL
MUSEVİ NE DİYOR?/ Mir Huseyn MUSEVİ
Özgürlük şairi İkbal, İstanbul'da anılıyor
Evrim Kuramı ne anlatıyor? -2- / Bülent Şahin ERDEĞER
"İslâm Sosyalizmi"nin Serâncâmı/ Bülent Şahin ERDEĞER
Efgani ve Abduh Vehhabi Miydi? / Mehmed Akif ERSOY
“Evrim Kuramı”na Gerçekçi bir Bakış-1/ Bülent Şahin ERDEĞER
Cihan Aktaş Yakın Yabancı İran'ı anlattı/ Asım ÖZ
"İslam ve Sınıfsal Yapı" Türkçe'ye kazandırıldı
Güneye Göç Mevsimi / Stefan WEIDNER Sudanlı Kült Yazar Tayyip Salih'in Ardından…
İslam Dünyasına Evrensel Reçete: Musa Carullah / Yusuf TOSUN
Beykoz’da “Ali Şeriati” Konuşuldu
İnsanlığın Kısa Tarihi: BÜYÜK RESİM
Zehra Hanım'ın Işığını Kapatan Jip / Yıldız RAMAZANOĞLU
Mülkiyet ve İktisadi Kullanımı Üzerine/ Murat AYDOĞDU
Kapitalizmin Efendilerine Karşı Anti-Kapitalist İman! / Bülent Şahin ERDEĞER
Küresel Kibir Çetesi ve Ahlak Devrimi / Bülent Şahin ERDEĞER
İran'ın Yeşil Rasyonalizmi/ Ali BULAÇ
İranlı Göstericiler COŞKULU VE TEMKİNLİ/ Cihan AKTAŞ
İran'da Kim Ne İstiyor? / Bülent Şahin ERDEĞER
İbrahim Yürüyüşü / Ebuzer SAİD
Sanayi Toplumu ve Geleceği- Unabomber'ın Manifestosu/ Teodor KACZINSKY
“Zere, Zora ve Tezvire” (Altına, Güce ve Hileye) Karşı... / Mîr Huseyn MÛSEVÎ
Hamaney Şeriati’yi Savundu / Bülent Şahin ERDEĞER
İmam Öldü; Yaşasın Konformizm! / Mansur YILMAZ
Sağcılık, Solculuk… / M. Kürşad ATALAR
"İslami Mücadelede Öncü Şahsiyetler"
Muhammed Mustafa ve Kur’an Yerine Mevlânâ Ve Mesnevî - Egemenlerin “Problemsiz (Light) İslâm” Projesi- / İlhami GÜLER
Çölde Bir Yalnız Âdem / Rasim ÖZDENÖREN
Bilge Adam Dergisi ve İslam Bilim Hediyesi
Yeni sınıfın ideolojisi: Kariyerizm ve Konformizm / R. İhsan ELİAÇIK
Bizden Korkanlar Sizi Seviyor / İsmet ÖZEL
Dua / Dr.Mustafa ÇAMRAN
Evrensel Bir Müslüman: Cemaleddin AFGANİ [KRONOLOJİK HAYAT HİKAYESİ]
Yeni Bir Zamanı Başlatmak / Atasoy MÜFTÜOĞLU
Cemaleddin Efgani / Mehmed Akif ERSOY
Anlaşılmamış Devrim / Charlotte WIEDEMANN
Ebû-Zerr el-Ğıfârî [v. 32/652] / Prof.Dr.Hayrettin KARAMAN
Sürekli Devrim: "Direniş Teolojisi"/ Prof.Dr. İlhami GÜLER
"Din Mafyası" Şeriati'ye Saldırmaya Devam Ediyor/ Bülent Şahin ERDEĞER
İnsan Üzerine / Ali K.
ANTİEMPERYALİST BAŞBAKAN: MUSADDIK/ Altan ALGAN
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 2 / Hamza TÜRKMEN
Kur'an'ı Nasıl Okumalıyız? / Aliya İZZETBEGOVİÇ
İbn-i Rüşt'ün İzinde / Loay MUDHOON ‘Reformcu İslam Düşünürü Muhammed ŞAHRUR'
İslâmî Cemaatin Kurucu Öğesi Olarak İslami Şahsiyet / Rıdvan KAYA
Röportaj: R. İhsan ELİAÇIK :İslam'ın Politik Duruşu Sol / Müjgan HALİS
Ne Okumalı? -Dört Aşamalı Alternatif Bir Okuma Programı- / Ali BULAÇ
Musa Carullah Bigiyef’in Sünnet Konusundaki Görüşleri / Mustafa AKMAN
Gençlere Tavsiyeler / Ercüment ÖZKAN
Afganistanlısı Antipatik de Bizim "Cübbeli" Taliban Neden Sevimli? / Serdar ÖZMEN
Kendi İçimizdeki 'İkna Odaları' / İdris ÖZYOL
Fatıma, Fatıma‘dır / Emine K. ARSLANER
"Ali Şiası Safevi Şiası" Kitabının Yeni Baskısı Yapıldı
Kim Müslüman Aydın Değildir? / Abdulkerim SURUŞ
Yeşil Rasyonalizm, Sol İslam, Adalet Devleti: Zihnimiz Yeni Siyasi Kavramlara Hazır mı? / Kenan ÇAMURCU
Bir Mücahidin Kaleminden Fikir-Put Savaşı / M. Numan AŞKAROĞLU
Toparlanın, Gidiyoruz! / İsmet ÖZEL
Ebuzer: Issız Çölde Yalnız Mezar / İhsan ELİAÇIK
Sağcı Bir Şiire Doğru [mu?] / Enes MALİKOĞLU
El-Ğarra Hutbesi / İmam ALİ
Ebu'l Ala Mevdudi Türkiye'de Anılıyor / Sempozyum
GAZZE RİSALESİ / Cahit KOYTAK
Yoksulluğu Görme(me)k ve Bir İntiharın Düşündürdükleri / Serdar Bülent YILMAZ
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM