ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Kendisi Olmayan İnsan

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
Muhammed Mustafa ve Kur’an Yerine Mevlânâ Ve Mesnevî - Egemenlerin “Problemsiz (Light) İslâm” Projesi- / İlhami GÜLER

GİRİŞ

 

İslâm dini tarihi süreç içerisinde Akdeniz havzasında Emevî, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı gibi büyük ve birçok da küçük siyasal gövdelerde ideolojik, maddî ve davranışsal olarak siyaset, hukuk, ekonomi, sanat, felsefe, bilim, ahlâk vs. alanlarda aktüelleşti. Bir medeniyet ufku olarak yaşamın bütün alanlarında diğer kültürlerden de sentezler yaparak etkili oldu.  Osmanlı’nın çöküşü ile de çöktü. Osmanlı’nın çöküşünden sonra bu coğrafyada kurulan ve halkı müslüman olan ulus devletler, genellikle 16. yüzyıldan sonra Batı’da gelişen Aydınlanmacı-seküler fikirlerden (laiklik, pozitivizm, demokrasi, milliyetçilik vs.) etkilenerek kuruldu. Liberal-Kapitalizm ve Sosyalizm ise bu gelişmenin Politik-Ekonomik söylemi idi.Suudi Arabistan dışındaki Batıcı-modernist yönetimler ülkelerini totaliter-otoriter yönetimlerle Batılılaştırmaya-modernleştirmeye çalıştılar.

 

Milliyetçi, laik otoriter Batıcı yönetimlerin halklarının temel taleplerini karşılayamamaları ve giderek kokuşmaya başlamalarıyla İslâm, bu coğrafyada 1950’lerden itibaren giderek yükselen politik bir söylem haline geldi. İran, Pakistan, Sudan, Afganistan’da İslâmcı yönetimler kuruldu, diğer ülkelerde de güçlü İslâmcı politik hareketler gelişti. Liberal-kapitalizm ve sosyalizme benzer bir politik söylem olarak İslâmcılığın yükselmesinde Filistin sorunu ile ABD’nin ve Avrupa’nın Ortadoğu petrolleri üzerindeki emperyalist (işgal-müdahale) emelleri ve bunu gerçekleştirmek için işbirlikçi yönetimlere verdikleri destek de önemli rol oynamıştır.

 

1. Batının İslâmcılığı Değerlendirmesi: “Fundamentalizm”

 

Son otuz yılda Batıda İslâm’ın müslüman toplumlarda politik bir söylem haline gelişini teorize etmeye, tanımlamaya çalışan binlerce kitap ve araştırma yayınlandı. Oryantalizm tecrübesinde olduğu gibi, onun bir devamı olarak bu pratik olguyu tanımlamak için Avrupalı-Amerikalı entelektüeller, Avrupa merkezci bir bakış açısıyla bu “öcü”yü anlamaya çalıştılar. Sayyid’in söylediği gibi “Onların fundamentalizm tanımı, ancak kendi müdahale alanlarının -normalliğin hüküm sürdüğü- evrensel bir yer olduğu ve fundamentalizmin bu normalliği bozan pratikler olduğunun kabul edilmesiyle mümkün olmaktadır[1]. Batılı yazarlar, “Fundamentalizm” olarak isimlendirdikleri İslâmcı politik söylemi, genel olarak İslâm ülkelerinde yükselen Feminizme karşı kadının baskı altına alınması ve kontrol edilmesi, Kur’an’a ve Ortaçağda uygulandığı şekliyle şeriata dogmatik bir dönüş ve dinle siyasetin birleştirilmesi olarak okumaktadırlar[2].

 

Fundamentalizmin Batılı yazarlar nezdindeki ‘anormal’liğini tayin eden temel bakış açısı, Peygamberler dönemi Musevîliği, Bizans ve Doğu Roma Hıristiyanlığı ve İslâm imparatorlukları dönemlerindeki din-siyaset ayırımının olmayışının insanlığın tarihinde bir ilk aşama olduğu; Aydınlanmanın son aşaması olan liberal-Kapitalizmin ise insanlığın gelişmiş ‘normal’ son aşaması olduğu önyargısıdır. Dinin siyasetten ayrıldığı bu son aşama insanlığın ‘sağduyusu’nun bir sonucu olarak görülmektedir. Fundamentalizmin öcülüğü, anormalliği, ötekiliği ve düşmanlığı ancak, aydınlanma projesi insanlığın, olayların ve tarihin bir doğal gelişmesi ve durumu olarak algılandığında işlemektedir. Burada derinde işleyen şey, Avrupa merkezciliğin temelinde yatan ve Batılıların Yunan felsefesinden beri malul oldukları ‘Varlık Felsefesi’nin bir yansıması olan “aynileştirme”nin ontolojik emperyalizmidir: Ya aynileştirme, indirgeme, el altına alma veya yok etme ve yok sayma. Bizim modernleşmemize yansımasının tipik ifadesi: “Ya benim olursun, ya da kara toprağın.”

 

2. İslâmcı Politik Söylemin Gerçek Anlamı

 

Oysa İslâmcılık, müslüman halkların bin yılı aşkın hayatlarında yaşadıkları, son yüz sene boyunca da kaybettikleri ve bastırılan öz kimliklerinin tekrar geri gelmesidir. Sayyid’in deyimiyle “bir İslâmcı, müslüman kimliğini siyasî pratiğinin merkezine koyan kişidir. Yani İslâmcılar siyasî hedeflerini düşünürken İslâmî metaforlar dilini kullanan ve siyasî geleceklerini İslâm’da gören insanlardır.”[3] İslâmcı söylem de kendi içinde liberal-kapitalist, Milliyetçi ve Sosyalist politik söylemlerin taşıdığı kadar farklılıklar taşır. Ancak hemen şunu belirtelim ki İslâmcılık, liberal Kapitalizm veya Sosyalizm kadar zengin entelektüel-düşünsel ve pratik bir tecrübeye  sahip değildir. Bir ‘telos’ olarak diğerleri kadar güçlüdür; fakat pratik olarak zayıftır; birçok zaafla maluldur. Şimdi bunlardan başlıca bir-ikisine değinelim.

 

3. İslâmcılığın Zaafları

 

İslâm’ın erken döneminde gerçekleşen “Fitne” olayında biri samimiyetten, diğeri ard niyetten  gelen ve sonuç olarak da hem İslâm’ın hem de müslümanların aleyhine olan iki hadise gerçekleşti. Birincisi, Haricilerin katı, fanatik, dogmatik yorumlarını “Gerçek İslâm” olarak görerek yarattıkları terör ve kan dökmedir. İkincisi ise, Muaviye’nin “Sıffin” savaşında Kur’an yapraklarını askerlerinin süngülerinin ucuna taktırıp “Aramızda Kur’an Hakem olsun” iddiasıyla Hz.Ali taraftarlarını çözmesi ve savaşı lehine çevirmesidir. Hıristiyan Ortaçağlarında da Kilisenin “İç Savaş” ve “Din istismarı” problemiyle malul olduğu bilinmektedir. Dine dayalı politikanın bu kadîm iki sorunu bugünkü Hıristiyan fundamentalizminin ve İslâmcılığın önünde durmaktadır. Seyyid’in dediği gibi İslâmcılık, İslâmî metaforları siyasetin merkezine yerleştirmek ise, bu kadîm ve onulmaz iki sorunla nasıl başa çıkılacaktır? İslâm dünyasındaki politik İslâmî hareketlerin kendilerini nitelemede “İslâm” ismini veya “İslâmî” kavramları kullanmada bir sakınca görmüyorlar: İslâm Devrimi, Hizb-i İslâmî, Hizbullah, İslâmî Dava, Müslüman Kardeşler, İslâmî selâmet cephesi  (FIS), Tekfir ve cihad, Mücahidîn-i Halk... vs. Kendini Allah’a, şeriata ve İslâm’a... dayayarak insanların samimi veya gayri samimi olarak yaratacakları despotizmi, coşkuyla insan harcamayı veya istismarı nasıl önleyecekler?  Suud rejiminin din istismarı, Taliban rejiminin despotizmi, Irak’taki sünni-şiî iç savaşı günümüz için bazı örnekler olarak verilebilir. Unutulmamalı ki Batıda birer siyasî prosedür olarak laiklik ve demokrasi, büyük ölçüde bu sorunları aşmak için geliştirildi. Oysa genel olarak İslâmcılığın demokrasi ve devletin dinler ve mezhepler karşısında tarafsızlığı anlamında laikliğe bakışı olumsuzdur.

 

İkinci bir sorun, Şura ilkesini demokrasiye benzer bir yönetim ilkesi olarak geliştirme yerine, Muaviye’den itibaren yönetimin güce ve azınlık bir monarşiye dayanması İslâm toplumlarının en büyük siyasî zaafıydı. Bugünkü İslâmcı siyaseti uyguladığını iddia eden ülkelerin (İran, Suudi Arabistan, Pakistan, Sudan) dinsel, askerî veya kabile azınlıkları tarafından yönetilmesi tesadüf değildir.

 

4. Demokratik ve Ahlâkî/Aklî Bir Dil Olarak “İslâmcılık”

 

Aslında İslâm’ın tabii bir din olduğu, iyi niyetle birlikte akla ve sağduyuya dayandığı göz önünde tutulursa, yani ayetlerin ve hadislerin böyle bir muhtevası olduğu kabul edilirse, diğer deyimle dogmatik olmadığı bilinirse siyasal söylemin dilinin illa da ‘ayet’ ve ‘hadis’ delil getirmesi gerekmiyor. Makasidu’ş-Şeria’yı (malın, canın, ırzın, aklın, dinin korunması) İslâmî metaforlara başvurmadan da aklî/ahlâkî ve eleştirel olarak söyleme dökmek mümkündür.

 

İslâmcılığın Türkiye örneği demokratik süreci şuranın pratiği olarak görüp, politik dili de dinsel metaforlara başvurmadan (çünkü bunun doğurabileceği iç savaş, totalitarizm ve din istismarıdır) rasyonel, ahlâkî ve eleştirel olarak mümkün olabileceğini göstermektedir. Böyle bir dil ile İslâm’ın evrensel siyasî hedefleri gerçekleştirilebilir. İslâmcılık, ilhamını Kur’an’dan ve peygamberden alır. Dilini ise kendi aklı ile ve eleştirel olarak kurabilir. Bu hedefler liberalizmin kendi çıkarı (zevki) için özgürlük ve bireyselciliğine karşı ötekinden sorumlu olma; sömürü, zorbalık ve gaspa karşı adalet;sahtekârlığa karşı dürüstlük; dalavereye, Makyavelizme ve kandırmaya karşı hakkaniyet; düşmanlığa ve savaşa karşı barış; kibir, istiğna ve ırkçılığa karşı eşitlik, alçakgönüllülük ve kendini sınırlandırma; nihilizme karşı hayatın nihaî anlamı; sınırsız üretim ve sınırsız tüketime (israf) karşı sürdürülebilir iktisat; serbest ve sınırsız cinsel hayata karşı aile ve çocuk; milliyetçiliğe karşı yurtseverlik... vs.dir. Bunlar “soyut” iddialar denecekse,  “Hayır” diyeceğim. Bunlar somut şeylerdir. Büyük siyaset anlamında Liberal-Kapitalizm bunlardan birincileri bugün dünyada geçerli ‘normal’ politik gerçekler haline getirmiştir. İslâmcı bir siyaset, bunlara itiraz etmek ve bunları ikincilerle toplumsal hayatta yer değiştirmektir. Tanrı’nın öldürülmesi veya umursanmaması, unutulması ve inkâr edilmesine, dolayısıyla kutsal/manevî olan her şeyin buharlaşmasına dayanan seküler-liberal Kapitalizmin alternatifi olarak; Adil ve fail bir Allah ve büyük bir “Hesap Günü” (Ahiret) öncüllerine dayanan bir Kültürel, Sosyal-Politik söylem.  Bu öncüller, bu söylemde hayatın kaynağı olarak oksijen gibidir; görünmez, fakat her şeyi etkiler. İslâm ise hayatın tuzudur. Allah’ın Kur’an’da, Peygamber’in de hayatında gerçekleştirmek istediği hedeflerdir bunlar. Bu hedefler liberal-Kapitalizmin dünyada kurduğu sömürü düzenine çomak soktuğu için İslâmcılık bugün Avrupa merkezci düşünce tarafından ‘anormal’ ve ‘öcü’ olarak gösterilmektedir.

 

5. Kılıç Kuşanan Peygamber ve Kur’an Yerine Postta Oturan Mevlânâ ve Mesnevî

 

Dünya düzeninin bekçileri ve gardiyanları İslâm dünyasında giriştikleri bir dizi sömürü, işgal ve zorbalığa karşı bu dünyanın çocuklarının İslâm’dan aldıkları izzet, onur ve kimlikle onlara karşı başkaldırmalarını ve  direnişlerini “terör” yaftasıyla özdeşleştirerek gözden düşürmek istemekte, İslâmcılığa karşı da Mistisizmi-Tasavvufu  “Gerçek İslam” diye pazarlamaya çalışmaktadır. Oysa bilindiği gibi Tasavvuf, apolitik bir pozisyon olarak İslâm toplumlarının bütün önemli yaşam alanları olan siyaset, hukuk, ekonomi vs. temel İslâm bilimleri olan Fıkıh, Kelâm, Tefsir, Hadis vs. tarafından kurulduktan sonra dinsel bir ‘lüks’ veya bir ‘içerleme’, bir ‘uçuklama’ olarak gelişmiştir. Kur’an’da ‘Allah’ın yolu’ (sebilullah) veya şeriat/minhac (yol) kavramları yeryüzünde, insanlar arasında Allah’ın yukarıda saydığımız hedeflerinin gerçekleşmesidir. Yoksa bu yol tasavvufun iddia ettiği gibi Allah’ın zatına giden dikey bir yol değildir. Kur’an’da Allah bizden böylesine egoistçe bir şehveti (onlar aşk, vuslat, kurb, fena, vahdet, şeb-i arûs vs. diyor) istemedi. Allah, müminlerden gerektiğinde Peygamber gibi silah kuşanıp yurtlarını, onurlarını korumak için savaşmayı, zulme, haksızlığa karşı adaleti kâim kılmak için cehd göstermelerini (cihad) istedi. Eğer insanı tanıyorsak ve de gerçekçi isek, bütün ‘barış’ dönemlerinin bir ‘savaş’tan sonra olduğunu biliriz. Belki de Heraklitos haklıdır. Kötü şeylerin olduğu kadar “Savaş bütün iyi şeylerin babasıdır.”[4] Merak ediyorum, Hz.Muhammed savaşmasaydı bugün ‘İslâm’ diye bir dünya dini olur muydu? Allah Kur’an’da müminlerin akıllarını sonuna kadar kullanmayı istedi, mistikler gibi sarhoşluğu (onlar sekr, cezbe, istiğrak, şatahat diyorlar) istemedi. Bugün hayatın bütün alanlarına egemen olanlar, egemenlikleri altında tuttukları insanlardan, halklardan “hoşgörülü” olmalarını, bu hegemonyaya ses çıkarmamalarını, onaylamalarını istiyorlar. Bunun için de ‘Aşk’ dininin üstadı “Mevlânâ”yı[5] bize örnek müslüman olarak gösteriyorlar.  Hz. Muhammed’i terörist olarak karikatürünü çizenler, bizden Mevlânâ gibi olmamızı istiyorlar. 2007 yılını ‘Mevlânâ yılı’ ilan ediyorlar. Beyazsaray ve Brüksel, Mesnevî’yi dış politikalarının ilham kaynağı mı yapacaklar! Kur’an terör-savaş içeriyor, basımı, yayımı yasaklanmalı diyenler, bize “Mesnevî” okumamızı tavsiye ediyorlar. Osmanlı, yükseliş döneminde Mesneviyi pilav yedikten sonra ‘tatlı’ yerine okuyordu. Yaşam ustası bediuzzaman Nietzsche, bize tavsiye edilen bu çöküş dönemi dinsel yaşamı şöyle tasvir ediyor: “Kişi kendi varoluşunu yalnızca hoşgörüye, insancıllığa borçlu değildir ki... Öfkeyi, öcü, kıskançlığı, alayı, kurnazlığı, şiddeti tanımayan bir Tanrı neye yarar ki? Daha zafer kazanmanın ve yıkımın gerektirdiği çabalamanın baştan çıkarıcı zorluğunu bile tanımayan bir tanrı? Kişi böyle bir tanrıyı anlamazdı bile: Ona niye sahip olsundu ki? –Ama tabii bir halk batmaktayken, geleceğe olan inancının, özgürlük umudunun hepten yitmekte olduğunu duyarken; boyun eğmek, en yararlı şey olarak, boyun eğmişin  erdemleri, ayakta durmasının koşulları olarak bilincine yerleşmekteyken o zaman tanrısının değişmesi de zorunludur. Şimdi bir ödlek  haline gelir o da, ürkek, alçakgönüllü olur, “ruh barışı” salık verir, nefretten uzaklaşma, hoşgörü, dostu da düşmanı da “sevme” çağrısında bulunur. Sürekli ahlâksallık dağıtmaya başlar, her özel erdemin inine girer sürüne sürüne, herkesin tanrısı haline gelir, kişiye özel hale gelir, kozmopolit olur.”[6] Tam da  Mevlânâ’nın tanrısı: “Gel, gel, yine gel, ne olursan ol yine gel, tevbeni yüzbin kere bozmuş olsan da gel; bizim dergahımız herkese açıktır. “ Bu arada Mevlânâ’nın Nietzsche’nin bahsettiği gibi  İslâm tarihinde politik bir çöküşün, bir krizin hüküm sürdüğü bir dönemde yaşadığını unutmayalım.

 

Eğer bu “dinsiz”in tahlillerine güvenmiyorsanız, size sorumlu bir müslüman âlimin bu mistik “dinselliğin” Kur’an’ın önerdiği ahlâkî sorumluluk karşısındaki tarihsel yerini genel olarak ortaya koyan bir tasvir sunalım: “Durum odur ki, başından beri bu “ahlâkî” Sufizm, ana vechelerinden bazılarında Kur’anî öğretiyi saptırmayı başarmıştır. Aslında onu (sufizmi) “ahlâkî” diye nitelemek bile o terimi suistimal etmek demektir. Zira ahlâkîlik, insanlararası ilişkileri idame etmek; Kur’anî ahlâkîlik ise bunu Allah’ın hazır ve nazır oluşu şeklindeki güçlü bir duyguyla yapmaktadır. Fakat zühd kaynaklı kendini-inkâr ve pişmanlık şeklindeki sufî öğreti, Kur’an’ın bu müspet ahlâkını kişinin kendine karşı bir mücadeleye dönüştürür. İnsanlardan kendi kendilerine karşı mücadele etmelerini ister. Kur’anî ahlâkın özü olan insanlararası ilişki boyutu neredeyse ortadan kaldırılır.”[7] Rahman, Mevlânâ’nın da bağlı bulunduğu ve kurucusunun İbn Arabî olduğu “Vahdet-i Vücûd” anlayışının yine Kur’an ahlâkıyla olan ilişkisini tasvir ederken de şöyle diyor: “Hiç şüphe yok ki İbn Arabî’nin “Vahdet-i Vücûd” doktrinini yaymadaki niyeti İslâm’a radikal bir hümanizm takdim etmekti; ki bu hümanizmde Allah ve insanlık özdeş ve son derece birbirine bağımlı görünmektedir. Son dönem ilim adamları tarafından bu teosof’u “panteizm” suçlamalarından aklamak için ne kadar çok entelektüel hüner ve beceri ortaya konursa konsun, bu öğretinin maksadının fiilî etkisinin, özellikle avam (halk) düzeyinde Yaratıcı ile yaratılan arasındaki bir bütün ayırımı ortadan  kaldırmak olduğu inkâr edilemez.” “Tanrı kuldur ve kul Tanrıdır” mesajın özü olarak kalmaktadır. Bütün diyalektik çabalara ve paradoksal ifadelere rağmen... Böylece “Vahdet-i Vücûd” bu dünyada sadece tam bir ahlâkî nihilizm ilan etti. Estetik alanda ilâhî cemâl aşkı, ergen gençlere yönelik aşkın birçok sufî tarafından açıkça savunulduğu bir noktaya kadar yozlaştı. Bu ahlâkî bozulmuşluk atmosferinde, bir hadis tedavüle çıktı ki, bu hadise göre güya Peygamber  bizzat Allah’ın ergen gençlerde (emârid) ikâmet ettiğini söyledi; görünüşe göre bu o çevrelerde o kadar çok kabul gören bir hadistir ki, Sirhindî onu ciddiye almak ve yorumlamak zorunda kaldı.”[8] Vahdet-i Vücûd öğretisinin doğal uzantısı ahlâkî rölativizmdi. Böylece ulemânın Kur’an’a dayanarak oluşturdukları kesin normlara (helal-haram, günah-sevap, husn-kubuh vs.) karşı bir kuralsızlık ve hatta kural karşıtlığı (ibâhiyye) ortaya çıktı. İbn Teymiye bu dindarlık örtüsü altındaki çöküşü şöyle niteliyordu: “Bir sufî iddia ettiği gibi “kendisini münhasıran Allah’a vakfetmek” amacıyla zihnini bütün müspet muhtevasından (olgular, dil, mantık...) soyutladığı zaman şeytan onun boş zihnini mesken tutar ve orada serbestçe işini görür.”[9] Özetle Tasavvuf tarafından geliştirilen ve zühd, hüzün, fakr, sabır, uzlet gibi negatif kavramlarla ifade edilen ahlâk teorisi, Kur’an’ın pozitif ve dinamik “salih amel” kavramıyla çelişiktir.

 

6. Sonuç: Küresel, seküler, liberal Kapitalizm yeryüzünde yarattığı ‘düzen’i insanlığa tarihin sonu, tarihin doğal gelişiminin vardığı ‘ileri’ ve ‘normal’ bir seviye olarak lanse etmeye çalışmaktadır. Buna çeşitli düzeylerde karşı çıkan ‘post-modernizm’ virüsünü ehlileştirmiş ve bünyesine eklemlemiş durumda. Oysa “Fundamentalizm” öcüsü bu kibre, istiğnaya meydan okumaktadır. Bunun üstesinden gelmek için de, dinlerin kurucu tecrübesine, kurucularına ve kitaplarına giderek köklü bir itiraz yaratan dinsel hareketler yerine (örneğin Kur’an, Muhammed, İslâmcılık) onların apolitik versiyonları olan mistik hareketleri önermektedir. Musa, İsa, Muhammed (Tevrat, İncil, Kur’an) yerine Buda, Mevlânâ, Dalay Lama ve Papa’yı önermektedir. Militanlık yerine mürid olmayı önermektedir. Sömürüyü ve baskıyı en büyük sosyal günah, siyasal günah olarak gören “Kurtuluş Teolojileri” yerine Yoga, Namaz, Zikir ve Pazar Ayinlerini tavsiye etmektedirler. Özgürlük, adalet, başkaldırı ve dayanışma dini yerine boyun eğme, koşulsuz hoşgörü-sevgi ve aşk dinini tavsiye ediyorlar. Allah’ın dinine karşı, insanların uydurduğu ve kendi işlerine gelen dini tavsiye etmekteler.

 

 

 

Kaynak: Doğudan Dergisi, Eylül-Ekim 2007, Sayı 1



[1] Sayyid S., Fundamentalizm Korkusu, çev. E. Ceylan, N. Yılmaz, Ankara 2000, 35.

[2] Sayyid, Fundamentalizm Korkusu, 25 vd.

[3] Sayyid, Fundamentalizm Korkusu, 37.

[4] Nietzsche, Şen Bilim, çev. Ahmet İnam, İstanbul 2004, 89.

[5] Mustafa Tekin, Mevlânâ’nın Din Anlayışı, Tasavvuf, Yıl: 3, Sayı 7, s. 272.

[6] Nietzsche, Deccal, çev. Oruç Arıoba, İstanbul 1995, 27.

[7] Fazlurrahman, İslâm’da İhya ve Reform, çev. F. Terkan, Ankara 2007, 149.

[8] Fazlurrahman, a.g.e., 146.

[9] Fazlurrahman, a.g.e., 145.


         -        

 


Bu Yazı 12408 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 62 yorum yapılmıştır...

hayyam 13-07-2009, 22:41:55
Teodise, allah ın ahlakiliği sorunu,...bu kitabın yazarından, böylesine, bizm yıllar önce eskittiğimiz konuları yeni imiş gibi sunması ....yazık...hasan hanefi nin öğrencisinin böyle eskimesine üzüldüm...
Dinler, ideolojiler vb başardı da , "insanlık " ıskaladı mı yani....
 
hayyam 13-07-2009, 22:47:01
teodise, allah ın ahlakiliği sorunu gibi , müthiş ve iddialı bir eserin yazarı...neler söylüyor böyle. aydın elitizmi nelere sebep oluyor. bir insan doçent olduktan sonra "statikleiyor, muhafazakarlaşıyor".bizim yıllar evvel çoktan eskittiğimiz konuları, sayın prof, yeni yeni yazıyo, ve eskimiş bir halde. yakıştıramadım...
 
Veysel Menekşe 14-07-2009, 02:06:14
İlhami Güler de askere çağırıyor...
Tıpkı İbn-i Teymiyye gibi...
Tıpkı Papa II.Urbanus gibi..
Tıpkı Theodor Herlz gibi..
Lenin...Stalin...Hitler....Mussollini....Muhammed Abdulvahhab...
İbn-iKemal...Ebu s Suud Efendi...ve ilh...
..............

Niestczhe Müslümanların Tanrısı'nı asla öldüremezdi....
Daha ilk karşılaşmada korkudan küçük zerdüşt 'ünü yutar...
Büyük aforizmalarının da altına kaçırırdı heralde....
Bulmuş bi ağzı var dili yok dünyadan münezzeh-bihaber gariban tanrı...
Öldürür tabii...
Gelsin de bizim bektaşiler'in bi türlü öldüremediği..
Yedi başlı dokuz canlı binbir akıllı Canavar Tanrı'yı öldürsün bakalım façası sıkıyosa....
Vay babam vay!...
.....................

Ahlaki nihilizm den söz ediyor İlhami Güler...
Ahlak' ın Ahlaktan başkasına İhtiyacı yoktur....
Mevlana' yı Nihilistlikle suçlamak için Karakuşi olmak bile yetmez...
Kişinin bizzat kara kaplı kitap olması gerekir...
.....................

Asıl soruyu- sorunu kuru bir muhalefet uğruna es geçmiş İlhami Bey...
Oysa.
İyi ki de sormuş olduğu bu soru' nun -sorun'un cevabını verebilmiş olsaydı .....
Büyük bir sevaba girmiş olurdu..
..................
Soru'yu, Sorun' u tekrar edelim:
"Yaratan-ALLAH- İle yaratılan-MAHLUK- arasındaki ilişkinin NE'liği nedir?..
....................
Niestczhe tanrısı ile Mevlana'nın tanrısı arasında ne fark var?


 
Veysel Menekşe 14-07-2009, 02:53:10
Kısaca diğer itirazlarım:
1. Devletin çökmesiyle din çökmez..
Aktörler değişir roller değişmez..
Din Devlet'e muhtaç değildir.Devlet se Din'e daima ihtiyaç duymuştur.
Devlet'i en çok kutsayanların kimler olduğunu artık çok iyi biliyoruz..
Devlet'in ençok kimleri kıydığını da çok iyi biliyoruz.

2. Yönetici ve yönetimler'in huyu hiç değişme miştir.
Doğu Batı ayrımı göz boyamadan ibarettir..Devlet heryerde Devlettir..
Çatışma- savaş söz konusu olduğunda kazanan daima devlettir.Yenilmiş olsa bile..
Halk ya ağıt yakar yahut destan yazar.Daima kaybeden o dur.....

3. Bu aldatmacanın farkına da enevvel sufiler varmıştır.
İsterse müslüman olmasınlar(!)
İnsana faydası olmayan kilisenin papazını da aynen aforoz yani..

4. Yönetimlerin işi halkın taleplerini karşılamak değildir.
Halkın görevi yönetimlerin talebini karşılamak olsa gerektir illa.
Derviş devlet kapısından da yapısından da uzak olsa gerektir illa...

5. Tanrı' nın ne işe yaradığını F.Niestczhe'den öğrenen insanlık :..
Ne işe yaramadığını da Mevlana'dan öğreniversin bi zahmet...

6. İslamcılık Hitler' ini, Wagner' ini arıyor sa aforoz etmesin İ.Özel' ini...
Ab-dul-gadr Es Sufi'sini de aç susuz bırakmasın hemi de....Wesselam.
 
veysel menekşe 14-07-2009, 16:48:27
İlginçtir..Türkiyeli neo selefi islamcılar her nedense sufizmi İslam Dünyası'nın sömürttürülmesine
aracılık eden acenta olarak takdim etmekte ve fakat asıl sorumlu ve suçluları da her nedense
görmezden gelmektedirler..Muhammed bin Abdulvehhab , Hasan el Benna gibi şahsiyetlerin islam
cılık adına Arab milliyetçiliğini, özgürlük ve bağımsızlık adına da Osmanlı ve Türk düşmanlığını na-
sıl körüklediklerini bilmiyor isek bu da elbet AKİF' in suçu olsa gerektir..Mısır'a göçüp ahiren yü-
züngeri soluğu Ankarada aldıysa bu düş kırıklığının müsebbiblerini de anlatması gerekti......
Ya Said Havva' ya ne demeli ?.Saddam'ı kafir Şia' ya karşı ehl-i sünnetin çekilmiş kılıcı olarak
takdim eden bu öncü islamcı şahsiyete ne demeli acaba?..
Şunu görmemiz gerek...İslamcılık zuhur ettiği andan itibaren hal ve gidişat olarak milliyetçiliği
ve hatta ırkçılığı ve hatta modernist sapmacılğı daima bünyesinde taşıya gelmiştir..Retoriği'nin gü-
cünü de "Tek Dişi Kalmış Canavar" hamasetinden almıştır. Osmanlı yıkılmasaydı ve veya yerine
ikinci bir osmanlı ikame edilip yedi düvel bellenseydi bile işbukerre sıra içerdeki kafir
Sufilere gelecek ve sırasıyla taşradaki eşedd kafir kızılbaşlar ; Vehhabiler, Şiiler dahi işbu kı-
yımdan nasiblerini alıverecekler idi...
Devam edeceğim..Hem sayfa bitti hem namaz vakti geldi..Görüşmek üzere wesselam!....
 
..... 14-07-2009, 22:01:00
....
 
Oğuzhan Özdemir 15-07-2009, 17:34:27
Ben de tasavvufun apolitik olduğunu ve bunun olumsuz olduğunu düşünüyorum. peygamber her zaman her yerdeydi, halkın içinde, evde, sokakta, mescitte, savaşta, yolcuklukta, hayatın akışı içinde. Ben tasavvufu severim, İbn Arabi, Sadreddin Konevi, Rene Guenon( Şeyh Abdülvahid Yahya) gibi isimleri okurum, fakat dikkatimi çeken nokta budur. Teorik olarak herhangi bir mesele görmemekteyim, vahdet-i vücud'u panteizm olarak nitelemek oldukça büyük bir iddia olarak basittir. Allah aşkındır, tüm varolana aşkın olan yaratıcı ve her şeyin kendisinden gelen, yokluktan değil kendisinden yaratan tanrı ve yarattıkları ile münasebeti teşbih ile tenzih elemanlarının işlemisiyle dengelenir. Ben Hakkım diyen Hallacı Mansur, kendisinde Hakkı sınırlayıp, sadece kendisini hak olarak görüp belirtmesi ve kendi dışındakileri de ben hakkım diyerek dışta bırakması sebebi ile hatalıdır- katli vacib asla değildir elbette-, kendisinin hakkın bir parçası olmasına dayanarak ben hakkım demesi sonucu böyle bir ikilik oluşmuştur. fakat ibn arabi, konevi, mevlana, yunus emre sufi olarak pasif kaldılar diye saldıracaksak, o zaman osmanlı'da iktidarın sırtını sıvazlayan köleler münevver-alim sınıfı tamamen dışlanmalıdır! islâm toplumlarında bilgi sahibi sınıf iktidardan bağımsız durmaya çabalarken- ebu hanife örneği- selçuklu ve özellikle de osmanlıda bu iktidarın payandası durumuna gelmiştir, osmanlı bir şeriat devleti de değildi ayrıca. hayat dışı eleştirisi ile tüm tasavvuf değil bu noktası dışlanmalıdır.
 
Zeynep Karaca 15-07-2009, 17:37:59
Birilerinin Mevleviliği çarpıtması ya da onun üzerinden çeşitli planlar uygulama düşüncesinde olması; Mevlaviliğin ve Mevlana'nın yanlış bir şeyler yaptığı anlamını taşımaz....Ayrıca, Ali Şeriati gibi çağın eşsiz düşünürlerinden birinin fikirlerini yaşatma amacıyla kurulan bir sitede oluşturulmaya çalışılan bu fikir kısırlığını da kınıyorum...
 
Veysel Menekşe 15-07-2009, 22:47:38
Yorum yazma hususunda hevesim kırılmıştı..Zeyneb Karaca ve Oğuzhan Özdemir' in yorumlarını
okuyunca biraz canlandım ve yeniden heveslendim.Her ikisine de teşekkür ederim..
Kardeşlerim!.
İslam salt siyaset ve politika dini olmadığı gibi gece gündüz tapınma ; hayattan çekilip kendi kendine gelin güvey olup metafizik hayallere dalıp gitme dini de değildir..Hangi meşreb ve
mezhebten olursa olsun aklıselim sahibi her müslüman da bunu böyle bilir böyle söyler..
Sufi Müslümanların a-politik kalmaları da onların tercihi değildir.. Ali'nin ve Hüseyn' in şehadetin-
den sonra politika dışına itilmişlerdir..Bununla da yetinilmemiş hayatın dışına da itilmişlerdir.....
İsa'nın Havarileri'nin (Ashab-ı Kehf vb.) Ashab--ı Uhdud ' un başına gelenler onlarında başlarına
gelmiştir..Yusuf'un Firavun' u ile Musa'nın Firavun'u bir ve aynı kişiler değildir.. Politika'nın insa-
nı kirleten ve bozan vesvasil hannas yüzünden beri durmak kirli siyastten müstağni olmak ne-
den apolitik lik olsun?..Bu da bir siyasettir ve başöğretmeni de İmam Ali olmuştur...
Bütün sahih tarikat ekollerinin kendi aidiyetlerini İmam Ali 'ye mensubiyet üzerinden Muhammed
aleyhisselam'a bağladıkları'nın anlamlı bir karşılığı olmalı değil midir..?
Kardeşler!. Onlar tarihi bizzat yaşadılar!..Biz se; Tarih katibi VAKA-VİRÜS ler'in hak-batıl karışk
kitablarından öğrenmeye çalışıyoruz.Devamıvar
 
Veysel Menekşe 15-07-2009, 23:34:41
Ez cümle.
Sufiler siyasete uzak durmadılar.Aksine daima içinde oldular..Fakat çok ağır bedeller ödediler.
Canlarından oldular..Birçoğunun soylarını soplarını kuruttular..Bunu da işlerimize karışmasın diye
yaptılar.Muhammed(a.s) sonrası 1400 yıllık süreç adeta bir sürek avı sürecidir..Devlet'le-egemen
zorbalarla ilk uzlaşanlar da asla sufiler olmamıştır.Tam aksine ilk direnenler onlar olmuşlardır.
Şeriati üstadımızın da üzerine basa basa belirttiği gibi Beni Sakife hegemon dayatmasına kar-
şı ilk direniş Ehl-iBeyt evinde başlamış İlk sürgününü Rebezede, ilk şehidini de Kufe Mescidin de
vermiştir.Devamını zaten dost düşman herkesler biliyor.. Biliyorlar amma eskiden olduğu gibi yine
doğruyu söylemiyorlar..Sıffinde mızrakların ucuna takılan mushaf yaprakları işbukerre kalem uç-larına takılıyor..Tarih aynı form ve kalıplar içinde tekerrür etmiyor amma aynı mahiyet ve minval
üzerinde tekerrür etmeye devam ediyor..
Sufilerin İbrahim bin Edhem menkıbesini dilerine destan etmelerinin nedenlerini anlamamız gerek
Kendi hükümdarlığına bile "LA" diyebilmek her kişi'nin hakkı olmayıp er kişini hakkı olsa gerek..
Hallac-ı Mansur' un "Enel Hak" tabiri de Metafizik bir tabir değildir.
Tamamen sosyal ve siyasi bir slogandır.Bu slogan Abbasi iktidarını öylesine sarsmış ve sallamış-
tır ki çareyi o yiğiti telef etmekte bulmuşlardır..









 
veysel menekşe 16-07-2009, 00:23:17
Mutasavvıfların hayatın dışında oldukları iddasına gelince..Hayatın bizzat kendisi bu ıddiayı çü-
rütmeye yeter.."Halk içinde Hak ile bir ve beraber " sözü onların hayat tarzını anlatmaya ye-ter de artar bile .Çok gürültü çıkarmalarına rağmen hayatın dışında olanlar bu iddiayı ortaya atan-
ların ta kendileridirler. İbn-i Teymiyye'nin bile sahih sufi yaşam tarzına medhiyeler düzdüğünü
görmezden gelen Vehhabi gözlüklü kimi Kur'ancı(!) Neo Selefi Siyasal İslamcılar, kendi yaşam
dışına savrulmuşluklarına bakmadan , sufilleri yaşam dışılkla suçluyorlar öyle' mi?..Oğuzhan kar-
deş!.Sen felsefe okumuş adamsın..Allahaşkına şöyle birbak ..Bu halk işbu sufilere el verip
bel bağlarken İbn-i Arabi okuyup ,Şems-i Tebrizi hatmedip te mi rağbet etmişlerdir?
Anadolu Sufileri 'nin çoğu bu kitabları okumamışlardır bile...Kendileri dahi kitap yazmamıştı.r
Yazanlara da gülüp geçivermişlerdir. Onlar işbu Kitab-ı Kerim' i satırlarda tefsir etmekten se
Sadr' larda telif etmeyi yeğin bellemişlerdir...Muhalifleri gibi her önlerine geleni (kitabına uydurup)
tekfir de etmemişlerdir...Molla Kasım lara kızıp şeriat yorganlarını da yakmamışlardır,,Moderatör
kardeşin kırpıp kırpıp kuşa benzetme alışkanlığından nasibimi almıyacağımdan emin olsam da-
ha neler söylerdim amma demek ki onun da bir bildiği var..
Şimdilik hoşca kalın. ..ile kalın ..Wesselam!..
 
Veysel Menekşe 18-07-2009, 11:03:20
Muhterem Zeyneb KARACA !.
N'olur kızma.
Kısır değiliz..
Doğurmakta zorluk çekiyoruz o kadar.
Sezai - r- yen ' le aldırmak ta istemiyoruz..
Bu da normaldir..
Ne de olsa yüzyıllar sonra ilk denemeler..
Acemisi olabiliriz..
Tüccarı - bezirganı olmaktan yeğindir ama bu hal..
Böyledir billahi başka değil..
Yine de ... Behemehal..
Devam edin n' olur !
Çimdik atmaya..
E mi ?.
Wesselam!..
 
Oğuzhan Özdemir 18-07-2009, 15:37:57
Bu konu üzerine bence araştırılıp enine boyuna düşünülüp bir yazı yazılmalıdır. Veysel abi haklısın, fakat peygamber olsa ne yapardı dedirttirince bazı durumlar, hemen toptan tasavvuf üzerine tam anlamıyla olumlu bakamıyoruz, eleştiriye açık yanları olmalı araştırmak gerek. eğer yazıda dediği gibi peygambere ve kurana sövüp, tasavvufu alkışlıyorsa birtakım dış güçler ve onların piyonları, bir pislik yapıyorlar demektir, bu tasavvufun kötü olduğu anlamına gelmez tasavvufi öğeleri, uzak doğu düşünce hareketleriyle olan bağı ve kucaklayıcılığını kullanıyorlar demektir.
 
Veysel Menekşe 18-07-2009, 21:56:40
Dostum dostum!
Sufiler hangi devleti imparatorluğu kurmuşlar da onun fıkhını. kelamını ve ilaahir teolojisini kurumlaştırmış olsunlar?..Bu tartışmalar yeni değil . Sebeb ve gerekçeleri aklımıza yatsın yatmasın.Sufiler DEVLET' e hiç yanaşmadılar ki "Devlet Yanaşması " olsunlar? Bu ,,Hitler Almanyasının ve/veya Fransz Cumhuriyetçileri'nin cürümleri'nin sorumlusu olarak Avrupalı Anarşist-leri itham etmek anlamına gelir ki buna kargalar bile güler..Konfüçyüs'ün " şehr' e git"tavsiyesi
ne karşı ; yaşlı köylü kadın'ın verdiği yanıt "Şehirde Devlet var." olmuştur..Devletin ne menem
bir ejderha olduğunu Machievelli -İbn-iHaldun keşfetmemiştir..Ütopia'ların yazılması - ki- adı üstünde ütopyadır- boşuna değildir..Ademden bu yana insan'ın başına bela kesilen Devlett!ten başkası değildir..Tarih zindanını --Kültür zindanını kim inşa etmişti r oğuzhan? Gardiyanları ş
Cellatları kim beslemiştir canım ciğerim..Siyaseten katl fetvalarını kim vermiştir a benim canım
abim..?.
O halde çingeneleri de suçlayalım..Tek kurdukları şey çadır olmuştur..Siyasetle miyastle de hiç
işleri olmaz..Hayattan bi beklentileri de yoktur bi şikayetleri de..Sufi Abdallarla çingeneler neden
birbirlerini çok severler bilirmisin Oğuzhan?Birbirlerini tehdid edebilecek bir devlet kuruntuları
yoktur da O yüzden..
Kngdom --Tanrı Krallığı ne demektir biliyor olmalısın Oğuzhan..İslami olsa bile..
 
DİYARBAKIR 19-07-2009, 17:25:36
bunu yazan 800 sene önce mevlana zamanında bulunan din bağnazlarından daha bağnaz...İSLAMI ANLADIĞINI SANIYOR...İSLAM AŞKTIR
BEN ALLAH KELİMESİNİ MUHAMMED KELİMESİNİ İŞİTTİĞİM AN AŞK AKLIMA GELİYOR BAŞKA BİRŞEY DEĞİL
 
veysel menekşe 20-07-2009, 08:01:53
DİYARBAKIR' a
Elbette islam' ı anladığımı sanıyorum.
Başka şeyleri anlamaya uğraşmaktan iyidir bu..
...............
İslam sevgi dir de..Aşktan da üstündür..Öğretmenimizden böyle öğrendik..
...........
"Allah aşkı ' na.!.Muhammed aşkı' na !.."
Onlarca Diyarbakır kanına giren çok aşıklar gördük..
.......................

Aşk bağnazlık değildir de nedir ya ?.
"Aşk'ın gözü kördür " diyen deneyimlere de tanık olunmuştur.
........................
800 yıl sonra da bağnazlar olacaktır..Keza aşıklar da...
Şimdiki zaman 'a göre düşünmek zorunda değiliz..
...........
Çok uzattım.
Söz' ü öğretmenime bırakıp sesimi kesiyorum..
Diyarbakır'ı da Diyarbakırlıyı da incitmek istemem..Cigerhun'u küstüremem.Şivanperver ' i de..
Keza Gani Rüzgar Şavata'yı da..
Onlara selam olsun.
......................

"Rabbim !.
Bana kavgacı ve inatçı bir takvayı öğret ki...
Sorumluluğun çokluğu arasında kaybolmayayım..
Beni perhizkar ve münzevi bir takva' dan koru ki..
Tenhalık ve uzlet köşelerinde gizlenmeyeyim...."

A. Şeriati









 
veysel menekşe 21-07-2009, 15:51:14
DİYARBAKIR' A ES KAZA
Yanlış cevab vermiş olduğum hissine kapıldım.."Bunu yazan"tabirin den beni kasteddiğini zan-
nettim..Geri dönüp okuduğumda Sayın İlhami Güler' i kastetmiş olabileceğin ihtimalinin kuvvetle
muhtemel olabileceğini gördüm..Uzun yıllar beni alıngan yapmış..Horlanış ve ötelenişle o kadar
çok yüz göz olmanın hazin hatıraları bende bir refleks oluşturmuş..Özür dilerim...Lakin fakat..
O cevabı İ.Güler adına yine de sahiblenmiş olayım .O'nu tanırım..Değişip -Dönüşmediyse şayet
dediğiniz mana da bağnaz da değildir..Anlamazlık inatçı dinlemezlikle bir değildir.
Görüyorsunuz..
Bunca iletişim-bilişim zenginliği içinde bile anlaşılma güçlüğü çekiyoruz..
Yüzlerce yıl evvelin anlaşmazlıklarını nasıl çözebileceğiz?.
Kimse kimseyi haybeden sevmez..
Propaganda ile kimseyi uzun süre kandıramazsınız.
Reklamların etkisi de buna mümasil.. Anca yatsıya kadar..
Sinelerde-Sadr' larda yazılı; zihinlere-zihniyetlere - kazınmış bir tarih vardır.
Unutturamazsınız.
Onların Tarih Zindanı var sa ; Tarih Kitapları var sa..
Bizim de gönül saraylarımız..Gönül Kitaplarımız var..Türkülerimiz.,Destanlarımız.,Masallarımz var.
Ey Kawa' nın oğlu!..Mem u Zin' in torunu.!
Hangi akademisyen sevdirebilir sana Hamidiye Alayları'nı?..
Hangi tarihçi unutturabilir sana Dersim u Munzur katliamlarını?
Senin çün içi yanıp , yüreği göynüyen Yunus' ların mı vardı yanında?..
 
veysel menekşe 21-07-2009, 16:38:14
Sana kucak açacak ; sana gerçekten acıyıp gerçek ağlayacak;
Öz' ü sıcak , söz' ü sıcak sana sadık yar, sadık dost olacak Mevlanaların mı vardı yanın da?..
Siyasal İslamcılar mış...Geç efendim geç...Ortada sandık var yandan geç..
Siyasete bulaşıp kirlenmeyen İslamcı mı kaldı?..Dediydiler de inanmadıydım....
Sufiler de kirlendi evet!...
Zaten Sufi mi kaldıydı?..Kimleri astılardı daha çok?..
Ve kimlere dokunmadılardı daha çok.?
Tiyatro oynanıyor dostum Diyarbakır ; tiyatro!...
Şekspir'e ayıp olmasın. Ne tiyatrosu?..
Resmen hisseli harikalar kumpanyası....
Başımız açık kalmasın dı tamam evet!..Lakin değer miydi.?
Çırılçıplak kalmaya?....
"Yaşasın başörtüsüne özgürlük mücadelemiz.." öyle mi?..
Bir zamanlar peruk takanlara hor bakanlar ..
Şimdi peruk takıyorlar öyle mi..?
Ay aman yarabbim ne kadar da çok korkarlarmış ergenekonlardan...
Fransız anarşistler kadar bile yürek te mi yokmuş bunlarda?.
-- İzin verin efendim gösteri yapalım biraz..
--Ay ne demek efendim ?! Buyrun meydan sizin...E tabi stresinizvar....İlla ki atılacak.....
--Ah ! Ne kadar da naziksiniz senyör covırment!..
--Rica ederim!..Alt tarafı bigösteri.. Demokrasi nimetlerinden işte..Buyrun belgeniz!...
..................
Sevgi Dili Dünya' nın her yerinde konuşuluyor da..
Sizin oralarda niye konuşulmuyo kardeş?..
Mevlana yüzünden mi?..
................
Yalancı' nın?..
 
beyazpolat 29-07-2009, 15:09:48
ben yazarın yazdıklarına genelde katılıyorum çünkü sufizm insanlarmızı hep uyutmuş sadece aşk ile aldatmıştır biz müslümanların geri kalmasında sufizmin büyük etkisi vardır nedeni de bu dünyaya çalışmanın boş olduğunu söylüyorlar işte uçak yapmanın güzel arabalara binmenin boş olduğunu müslümanlara yakışmaddığıı söylüyorlar nedenini sorduğunda ise peygamberimizin hep çile çektiklerini söylüyorlar malesef batı çalışırken biz hem ahiretimize hemde dünyamıza çalışsaydık biz de şu anda ezilen bir toplum olmazdık.bir arkadaş hasan el benna üstaımızada islam için hiçbir şey yapmadı diyor peki filistindeki direnişi yapan insanlar kim mısırda ortaduğuda direnişi hep müslman kardeşler yapmaktadır eğer kral abdullah olmasaydı mücahidler kuduusu feth edeceklerdi ama kral abdullah ve onun gibileri hemen israil ile masaya oturdular ve anlaşma yaptıklarını söylediler.onun içinde mücahidlerde savaştan geri çekilmek zorunda kalmışlardır istersen bir araştır bak.
 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

Mehmet Akif ve Düşündürdükleri / Şuayip MEKEÇ
Sol ve Liberal Muhayyile / Ali BULAÇ
Cüzzamlıyı İyileştirdiyse Zalimliğine Anlayış mı Göstermeliyiz? / Fikritakip
“Öncü Şahsiyetler: Seyyid Kutub ve Ali Şeriati” / [Seminer]
Kendi Semasında Tek Yıldız: Nurettin Topçu Ve Müslüman Anadolu Sosyalizmi / Ümit AKTAŞ
Bilgiden Neo-Nihilizme..: Müslüman Nihilistler / Turan KIŞLAKÇI
Gazali, İbn-i Rüşd’ü Döver mi? / T.Suat DEMRE
Dikkat! Kitap! / Heinrich BÖLL
Suruş ve Sarsılan Kalplerin Tanrısı…/ Meliha ÇELİK
Şeriati Suriye'yi Nasıl Okurdu?/ Cihan AKTAŞ
‘Ehl-i kitâp’ kimdir? / R. İhsan ELİAÇIK
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 1 / Hamza TÜRKMEN
AK PARTİ Eleştirisi / Ali BULAÇ
Din Modern Zamanlarda Nereye Gidiyor? / Dr.Abdülkerim SURUŞ
Sol İslam, İslam`ın Solu, İslam Düşüncesinde Sol / Kenan ÇAMURCU
Entelektüel, Aydın ve Din / Dr.Aliye ÇINAR
İnsanlık Suçu: Biz Filistinliler, Hakkımızı Helal Etmeyeceğiz / Hayrettin KARAMAN
Bir Seçim Yapın Arkadaşlar/ Ali SALDIRAN
Bayan Humeyni ile Bayan Şeriati... / Sibel ERASLAN
Profesör olmak; Ebu-Zer'in Kişiliğini Manupüle Etme Hakkını Verir Mi? / Muhammed CAN
Surûş, Şimdi de Şeriatî İçin İlginç Şeyler Söylüyor! / Selahaddin Eş ÇAKIRGİL
MUSEVİ NE DİYOR?/ Mir Huseyn MUSEVİ
Özgürlük şairi İkbal, İstanbul'da anılıyor
Evrim Kuramı ne anlatıyor? -2- / Bülent Şahin ERDEĞER
"İslâm Sosyalizmi"nin Serâncâmı/ Bülent Şahin ERDEĞER
Efgani ve Abduh Vehhabi Miydi? / Mehmed Akif ERSOY
“Evrim Kuramı”na Gerçekçi bir Bakış-1/ Bülent Şahin ERDEĞER
Cihan Aktaş Yakın Yabancı İran'ı anlattı/ Asım ÖZ
"İslam ve Sınıfsal Yapı" Türkçe'ye kazandırıldı
Güneye Göç Mevsimi / Stefan WEIDNER Sudanlı Kült Yazar Tayyip Salih'in Ardından…
İslam Dünyasına Evrensel Reçete: Musa Carullah / Yusuf TOSUN
Beykoz’da “Ali Şeriati” Konuşuldu
İnsanlığın Kısa Tarihi: BÜYÜK RESİM
Zehra Hanım'ın Işığını Kapatan Jip / Yıldız RAMAZANOĞLU
Mülkiyet ve İktisadi Kullanımı Üzerine/ Murat AYDOĞDU
Kapitalizmin Efendilerine Karşı Anti-Kapitalist İman! / Bülent Şahin ERDEĞER
Küresel Kibir Çetesi ve Ahlak Devrimi / Bülent Şahin ERDEĞER
İran'ın Yeşil Rasyonalizmi/ Ali BULAÇ
İranlı Göstericiler COŞKULU VE TEMKİNLİ/ Cihan AKTAŞ
İran'da Kim Ne İstiyor? / Bülent Şahin ERDEĞER
İbrahim Yürüyüşü / Ebuzer SAİD
Sanayi Toplumu ve Geleceği- Unabomber'ın Manifestosu/ Teodor KACZINSKY
“Zere, Zora ve Tezvire” (Altına, Güce ve Hileye) Karşı... / Mîr Huseyn MÛSEVÎ
Hamaney Şeriati’yi Savundu / Bülent Şahin ERDEĞER
İmam Öldü; Yaşasın Konformizm! / Mansur YILMAZ
Sağcılık, Solculuk… / M. Kürşad ATALAR
"İslami Mücadelede Öncü Şahsiyetler"
Muhammed Mustafa ve Kur’an Yerine Mevlânâ Ve Mesnevî - Egemenlerin “Problemsiz (Light) İslâm” Projesi- / İlhami GÜLER
Çölde Bir Yalnız Âdem / Rasim ÖZDENÖREN
Bilge Adam Dergisi ve İslam Bilim Hediyesi
Yeni sınıfın ideolojisi: Kariyerizm ve Konformizm / R. İhsan ELİAÇIK
Bizden Korkanlar Sizi Seviyor / İsmet ÖZEL
Dua / Dr.Mustafa ÇAMRAN
Evrensel Bir Müslüman: Cemaleddin AFGANİ [KRONOLOJİK HAYAT HİKAYESİ]
Yeni Bir Zamanı Başlatmak / Atasoy MÜFTÜOĞLU
Cemaleddin Efgani / Mehmed Akif ERSOY
Anlaşılmamış Devrim / Charlotte WIEDEMANN
Ebû-Zerr el-Ğıfârî [v. 32/652] / Prof.Dr.Hayrettin KARAMAN
Sürekli Devrim: "Direniş Teolojisi"/ Prof.Dr. İlhami GÜLER
"Din Mafyası" Şeriati'ye Saldırmaya Devam Ediyor/ Bülent Şahin ERDEĞER
İnsan Üzerine / Ali K.
ANTİEMPERYALİST BAŞBAKAN: MUSADDIK/ Altan ALGAN
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 2 / Hamza TÜRKMEN
Kur'an'ı Nasıl Okumalıyız? / Aliya İZZETBEGOVİÇ
İbn-i Rüşt'ün İzinde / Loay MUDHOON ‘Reformcu İslam Düşünürü Muhammed ŞAHRUR'
İslâmî Cemaatin Kurucu Öğesi Olarak İslami Şahsiyet / Rıdvan KAYA
Röportaj: R. İhsan ELİAÇIK :İslam'ın Politik Duruşu Sol / Müjgan HALİS
Ne Okumalı? -Dört Aşamalı Alternatif Bir Okuma Programı- / Ali BULAÇ
Musa Carullah Bigiyef’in Sünnet Konusundaki Görüşleri / Mustafa AKMAN
Gençlere Tavsiyeler / Ercüment ÖZKAN
Afganistanlısı Antipatik de Bizim "Cübbeli" Taliban Neden Sevimli? / Serdar ÖZMEN
Kendi İçimizdeki 'İkna Odaları' / İdris ÖZYOL
Fatıma, Fatıma‘dır / Emine K. ARSLANER
"Ali Şiası Safevi Şiası" Kitabının Yeni Baskısı Yapıldı
Kim Müslüman Aydın Değildir? / Abdulkerim SURUŞ
Yeşil Rasyonalizm, Sol İslam, Adalet Devleti: Zihnimiz Yeni Siyasi Kavramlara Hazır mı? / Kenan ÇAMURCU
Bir Mücahidin Kaleminden Fikir-Put Savaşı / M. Numan AŞKAROĞLU
Toparlanın, Gidiyoruz! / İsmet ÖZEL
Ebuzer: Issız Çölde Yalnız Mezar / İhsan ELİAÇIK
Sağcı Bir Şiire Doğru [mu?] / Enes MALİKOĞLU
El-Ğarra Hutbesi / İmam ALİ
Ebu'l Ala Mevdudi Türkiye'de Anılıyor / Sempozyum
GAZZE RİSALESİ / Cahit KOYTAK
Yoksulluğu Görme(me)k ve Bir İntiharın Düşündürdükleri / Serdar Bülent YILMAZ
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM