ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Kendisi Olmayan İnsan

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 2 / Hamza TÜRKMEN

Çözüm Arayışları

 

Tüketim kültürü, tüketim toplumu veya tüketim kapitalizmi sadece ihtiyaçlarımızın lüks ve israfa yönelerek karşılandığı bir sapma değildir. O laik ve seküler bir değerler sisteminden kaynaklanan, teknolojik ve ekonomik ilerlemeyi/büyümeyi amaç haline getirmiş bir ideolojidir. Tüketim kültürü, saadet ve refahın bu dünyada tecrübe edileceğine olan inancı pekiştiren bir yaşam tarzı sunar. Reklamlarla teşvik edilen bu öğretilmiş yaşam tarzında sömürü, işgal, nükleer silahlar, dünyada her gün açlıktan ölen 25 bin çocuğun dramı, her gün doğaya atılan 1 milyon tondan fazla zehirli atığın çevreyi ifsadı, 70 yıl içinde tükenmesi muhtemel enerji kaynaklarının ve yer altı zenginliklerinin oluşturacağı kaostan bahsedilmez. Sadece hayatın daha iyi nasıl tüketileceği öğretilir. Gelecek tasavvurumuz açısından tüketim kültürü, afyon yerine geçen reklam formu ile güçlenmek ister.

 

Okulda, mağaza vitrinleri önünde, medyada, sinemalarda, evimizdeki televizyon ekranları karşısında uğradığımız reklam bombardımanı ile karşılaştığımız, tüketim kültürünün tebliğ biçimidir. Bu ideoloji bireyciliği, hazcılığı, ikonlaştırılmış ve metalaştırılmış marka ve değerlerin sembolik tüketimini telkin eder. Hazları okşayan bu kuşatma karşısında bazı çözüm arayışları söz konusu olmuştur:

 

1) Tüketim kültürünün öğretisi artık küresel kapitalizmin iletişim kanallarında ve dünya piyasalarında oluşturduğu tek kutuplu pazarla tüm dünyamızı; sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi hayatımızı kuşatmaktadır. Halkı Müslüman olan ülkelerde uzun dönem bu kuşatmaya kalkınma stratejileri ile cevap verilmeye çalışılmıştır. Bu ülkelerdeki tüm kalkınma ideolojileri, tüketim kapitalizminin pazarında rekabet edebilecek yeni bir güç mihveri olmaktan başka bir şey düşünmemişlerdir. Milli Görüş hareketinin ağır sanayi hedefi ne ise, kapitalist Pasifik kutbunun Uzakdoğu Kaplanları'na öykünen yerli ve muhafazakar sermayenin Anadolu Aslanları da odur.

 

2) Tüketim kültürünün telkin bombardımanı altında yaşadığımız ikinci sınıf bir tüketim toplumunda, neyin "gerekli ihtiyaç" neyin "öğretilmiş istek" olduğunu ayırt edebilmek zorlaşmaktadır. Zira ümmet zindeliğini yitirmiş, duçar olduğu ulusal toplum dairesinde tüketim toplumunun tebaası konumuna getirilmiş insanların, ihtiyaçlarını ve isteklerini içtihadi belirlemeye tabi tutmaları pek mümkün görünmemektedir. Müslümanlar zina, kumar, alkol gibi açık münkerlerden kaçınmalarına rağmen, ihtiyaçlarını daha ziyade günübirlik şekillenen istek ve ihtiraslarla belirlemektedirler. Postmodernizmin var olan farklı dini ve kültürel değerlerin içini boşaltarak içselleştirmesini bile dine yöneliş olarak değerlendiren bir perspektifin, modern çağda zorunlu ve temel/normal ihtiyaçlarımızın ne olup olmadığını tayinde dirayetli davranması pek beklenmemelidir.

 

Bu konuda SSCB'nin dağılması ibret verici bir olaydır. Büyük ölçüde konut, eğitim ve sağlık hizmetleri sistem tarafından karşılanan sosyalist yapının yurttaşları, zorunlu ihtiyaçlarının tümünün ve temel ihtiyaçlarının çoğunun karşılıksız olarak giderilmesine rağmen, sırf tüketim kültürünün ürünlerine, hizmetlerine ve markalarına ulaşabilmek uğruna kendi sistemlerinin yıkılmasına neden olmuşlardır. SSCB'nin dağılım süreci, insanın fıtri ihtiyaçlarını doğru tanımlayıp doyurma istikametine yönelemeyen bir sistemin, eşitlik ve adalet özlemleri taşısa dahi şeytani isteklerin tahrikini engelleyemeyeceğine somut bir örnektir.

 

3) Türkiye'de dindar kesimin tebliğ amacıyla kurduğu radyo ve televizyonların, kitleleşme süreçleriyle birlikte nasılda tüketim kültürünün araçları haline geldiklerini hep beraber gördük. Çoğu zaman sistem içi araçlar sisteme karşı kullanılmak istenmesine rağmen, bu süreçte sistemin aracı haline gelinir. Modeli değiştikçe değişen cep telefonlarından, beyaz eşyaya, ev dekorasyonuna ve diğer teknolojik ürünlerin son versiyonlarına kadar dizginlediğimiz veya dizginleyemediğimiz isteklerimize bir bakalım. Hele ticaret yapıyorsak hiç endişelerimizden eksilmeyen büyüme hesapları, bizi kulluk görevimizde mi daha imkanlı kılıyor, yoksa sisteme eklemlenmede mi? Bu sorunun cevabını 1990'lardan sonra yoğun olarak gündemimize giren ve İslami mücadelenin bir aracı olarak düşünülen kurumlaşma hedef ve tartışmalarını izleyerek aydınlatabiliriz. İslami mücadeleye katkı amacıyla düşünülen hastane, dershane, kolej, işletme gibi kurumlar sistemi aşındırmamıza mı yaradılar, yoksa bu kurumlarla uğraşanlarımız sistemin içine mi çekildiler? Söz konusu kurumlarda sistem içi ilişkileri yürütecek ve denetleyecek bir yapı ve yeterli bir kimlik inşası söz konusu olmuş muydu?

 

4) Tüketim kültürü ve metaları konjönktürel heyecanlar içinde zaman zaman şiddetli protestol ve boykotların muhatapları olurlar. Ancak tüketim kültürünü aşma azmi, yüzeysel tepkilerle devamlı kılınacak bir hal değildir. Müslümanlar Kur'an merkezli bir toplum olma diriliğini yakalamadan, modern olanı vahyi ölçülerle okuma becerisi gösteremeden, tevhid ve adalet mücadelesini küreselleştiren bir akıma öncülük yapacak olan kardeşliklerini pekiştirmeden, tüketim ve üretim dengesini vahyi ölçülerle ve adalet temelinde yeniden tanımlamaları ve cahili tüketim kültürünün modern kuşatmasını aşmaları nasıl mümkün olacaktır?

 

Giyim tarzından, boş zamanları değerlendirme biçimine, dekor tarzından orta ve üst sınıfa özgü statü arayışına kadar hayat yolumuzu bulandıran istekler, kulluk eksenli arzu ve özlemlere göre mi, yoksa tüketim kültürünün sunduğu imajlara göre mi biçimlendiği sorusu, biz Müslümanlar için bir anlam arayışını ifade etmelidir. Bu soru belki kendi nefsimiz için daha rahat cevaplanabilir; ama ya ailemiz için ya tüketim toplumunun telkinleriyle kuşatılan ergenlik çağına adım atmış çocuklarımız için!

 

5) Tüketim kültürü karşısında küreselleşme karşıtlarının, küresel kapitalizmin yaşam tarzına karşılık, "Başka bir dünya mümkün" söylemiyle arayışlarını sürdürmeleri son derece insani ve fıtri bir arayışı ifade etmektedir. Bunlar Müslümanların dünya ve kendi gelecekleri hakkındaki vahiy temelli tasavvurlarını konuşup tartışabilecekleri bir diyalog için oldukça önemli muhataplardır. Ancak bu söylem, insan fıtratı ve adaletin ölçüsü konusunda vahyin aydınlığından uzak ve kimliğini batılı paradigma içinde bulmuş bir akımı ifade etmektedir. Küreselleşme karşıtları içinde, sistemi kendi içinde ehlileştirerek ve çevreye daha az zararsız hale getirerek yeniden üretmeye çalışmak isteyenler de bulunmaktadır. Bu ikinci zümre ile paralelleşen ve tüketim kapitalizmini disiplinize etmek isteyen iki olgudan bahsedilebilir. Birisi "gönüllü sadelik" çağrısı, ikincisi ise "tüketici hakları"dır.

 

6) "Gönüllü sadelik" 1970'li yıllardan itibaren gündeme getirilen bir kavramdır. Zengin olan birisinin her türlü aşırı tüketime dayalı rahat bir yaşamı tercih etme hakkı varken, sade, insancıl ve ekolojik dengeyi gözeten bir yaşamı seçmesidir. Türkiye'de Vehbi Koç örneği ile işlenen bu kavramın, sosyal demokrasi gibi kapitalist sistemi çekilebilir hale getiren bir doymuşluktan ve zekice bir tedbirlilikten kaynaklandığını söyleyebiliriz. Oysa gönüllü sadeliği yaşam tarzında örneklendiren kişiler, sermayenin oluşumunda da, gelir bölüşümün de de bu sadeliği ve adaleti gerçekleştirmek için çaba sarf etmemektedirler. Bu sadelik, sadece zenginlerin çocuklarını gösterişçi aylaklıktan korumak veya yoksulların tahrik olmasını engellemek için değil; mülkün sahibinin Rabbimiz olduğunun kulluk bilinci içinde vahyi ölçülerin gösterdiği adalet ilkelerine göre gerçekleştirildiğinde saygıyla karşılanmalıdır.

 

7) Tüketici haklarıyla ilgili ilk girişimi 15 Mart 1962 tarihinde ABD Başkanı Kenndy yapmıştır. Tüketici haklarıyla ilgili düzenlemeler 1975'ten sonra AB standartları arasına katılmıştır. Türkiye'de ise tüketicilerin korunmasıyla ilgili kanun 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Tüketici hakları ve mücadelesini, kapitalist sömürüye karşı çıkışın bir ifadesi olarak algılayanlar vardır. Oysa tüketici hakları, tüketim kültürünün sınırlanmasını değil, tüketicinin güvenlik, sağlık, çıkar, eğitim gibi konularda donanımlı hale getirilmesini amaçlamaktadır. Bu konuda hukuk, insanların zaaflarının keşfiyle ihtiyaçmış gibi piyasaya sürülen bir ürünün engellenmesini değil, ayıplı olup olmamasını denetlemektedir. Böylece ekonomik mekanizmanın güvenliğine katkı sağlanmakta ve hukuk; adalet, fıtrilik, reklam spekülasyonunu engellemek gibi ideallerden arındırılarak kapitalist sistemin parçası yapılmaktadır. Tüketici haklarıyla ilgili zemin, tüketiciyi tüketim kültürünün güvenli bir muhatabı kılmak için değil, tüketim kültürünün gayri insaniliğini sergilemek amacıyla kullanılabilmelidir.

 

"Biz" Olmadan Çözüm de Olmayacaktır

 

İslam'ın yaşamı kuşatan bir din olması ne­deniyle, Müslümanlar modern olanla devamlı olarak ilgilenmek du­rumundadırlar. Zira "modern olan" İslami veya insani değilse, Müslümanların bu modern olanla hesaplaşmaları kaçınılmazdır. Küresel kapitalizme karşı geliştirilecek en öncelikli çözüm, bireyselleşme sürecini durduracak tevhidi düşünce ve amel birlikteliğini yaygınlaştırmak; insanlığa israfı ve dünyevileşmeyi engelleyecek yeni bir "üretim-tüketim modeli" sunabilmektir. İnsan bilinci öncelikle, özgürlük adına yalnızlığı ve ben merkezci tuğyanı körükleyen ve kişiyi tüketim nesnesi haline getiren seküler bireycilik sapmasından kurtarılmalı, hayatı yaratılış kanunlarına göre sahih bir şekilde anlamlandıran adil bir şahsiyet idealine yöneltilmelidir.

 

Karşı çıkılan mo­dern egemen değerler varoluş gücünü, Batı kültürünün en belirleyici unsuru haline gelen bugünkü ekonominin işleyiş modelinden ol­maktadır. Çağımızdaki egemen şirk gücü­nün en önemli yapısal ve ideolojik boyutu tü­ketim kültürüdür. Tüketim kültürü kapitalist dünyanın yaşam tarzıdır. Emperyalizm bu yaşam tarzını yaygınlaştırmak ve var kılabilmek için imha, talan ve vahşetini gerçekleştirmektedir. Emperyalist saldırılara ve yaşam tarzına direnmek kadar, emperyalist yayılmanın diğer yüzü olan pazarlamacılık gibi metalaştırılmış değerlere; Coca Cola, Mc Donald, Mallbora gibi ikonlaştırılmış tüketim sembollerine de ulaşabildiğimiz her alanda karşı çıkmamız gerekir. Tabii ki cola tüketmemekle ABD kapitalizminin çökmeyeceği belirgindir; ama cola tüketimine karşı alacağımız tavır isteklerimizin tüketim kapitalizminin simgeleriyle değil, fıtratla barışık olan vahyin adalet ilkeleriyle yönlendirileceğinin de bir taahhüdüdür. Burada bir azimet-ruhsat ikilemi değil, kendini imaj üreten ürünle gizlemiş, şeytani değerlerle fıtri değerlerin bir çarpışması söz konusudur. Bu çatışmayı 19. yüzyılın sonunda İran'da İngiliz tütün tekeline karşı örgütlenen Tombeki İsyanı'nda da görmemiz mümkündür.

 

Emperyalizme karşı çıkış, modern şirk değerlerini tasfiye edecek bir zindeliği içinde barındırmalıdır. Başta İslam coğrafyasındaki­ler olmak üzere tüm mazlum ve bağımlı halk­lar bu zindelikten mahrum kaldıkları için kapitalist yaşam tarzının kuşatması altına girmişlerdir. Şu anda tüm dünyamız küresel kapitalizmin kuşatması altındadır. Ve kolay olan bu cahili hayattan ve cahili tüketim kültüründen nasıl kopacağımızın reçetesini istemektir. Beyaz eşyalar, dekoratif mobilyalar, güvenli sitelerde konut veya villalar, teknolojisi gelişmiş arabalar ve araçlar, tesettürlü modeller, şık görüntüler, kaliteli tatiller, turistik seyahatler, konserler, sinemalar vd. metalar tüketilmeli mi tüketilmemeli mi gibi reçeteler istenebilir. Oysa sonuçlardan çok ölçüler önemli olmalı ve ölçüleri tartışmaya açabilmeliyiz.. Zorunlu ve temel ihtiyaçlarımızı karşılamadan süsleme ve estetiğe önem veren tahsiniyat nasıl israf kapsamı içinde değerlendirilecekse; bizi metalara yönelten isteklerimizin de önceliklerimiz itibariyle fıtri mi, şeytani mi olduğu, adil ölçülerden mi müsrif ve seküler ölçülerden mi kaynaklandığı değerlendirilmelidir.

 

Tüketim kapitalizmi şehvet, tutku ve bencilliğimizi tahrik eden istekler oluşturmaktadır. İnsanın isteklerini kamçılayan sadece tüketim kapitalizmi değildir. Kulluk ödevlerimizi yerine getirme sorumluluğumuz dururken yakınlarımıza, mallarımıza, ticaretimize, konutlarımıza duyduğumuz sevginin öncelenmesinin de şeytani isteklerden olduğunu Müslümanlar bilir. Ancak bilmek ile bildiğimiz ile sınanmak ayrı şeylerdir. Ancak yakınlar, mallar, mülkler, konutlar karşısında Allah ve Rasulullah sevgisini öncelediğimiz ve adanmışlığımızı tavırlaştırdığımız an hayat imtihanını kazanmış ve salaha kavuşmuş oluruz (Tevbe, 24). Tüketim toplumunda yaşarken bu imtihanımız daha açık ve belirgindir. Tüketim kültürü karşısındaki bilgi ve tartışmalarımızdan ziyade, vahiy ve adaletin adanmışlığı içinde olmamız ve takvayı kuşanmamız önemlidir.

 

Mo­dern cahiliyyeye karşı çıkışın çözümü, gele­neksel tutumları bayraklaştırmakla mümkün değildir. Emperyalizme karşı çıkan geleneksel tutum önemlidir. Ancak emperyalizme karşı çıkan ve vahiy temelli tefekkürden uzaklaşmış olan gelenek­sel tutum, modern egemen ideolojiyi algıla­makta ve değerlendirmekte oldukça yetersizdir.

 

"İslam medeniyeti" doğrusu ve yanlışıyla geçmişte kalan bir olguydu. Bizler medeniyetten öte, ümmet bilincini kaybetmiş ve Kitabi bir toplum olmaktan uzaklaşmış bir nesiliz. Uygarlığını dayatan Batı karşısında İslam uygarlığından bahsedenlerin, önce kendilerinin varlık göstermeleri, iç hastalıklarından arınmaları ve kendi varoluşlarını tasfiye etmek isteyen emperyalizme direnmeleri ve "biz" olmaları gerekir. Zaruriyat, haciyat ve tahsiniyat arasındaki dengeyi ve öncelikleri bu çerçeveden de değerlendirmeliyiz. Biz olma bilincini ve tanıklığını gösteremeyen bir olgu, zorunlu olanı gerçekleştiremeden medeniyet sorunları üzerinde yoğunlaşması, zaruri ihtiyaçlar dururken tahsiniyatla ilgili isteklere yönelmesi zamanın ve emeğin israfıdır.

 

Mazlum ve mahrum halklar ve Müslüman topluluklar, düşünsel ve siyasal bağımsızlıklarını, emperyalizmin temel itici gücü olan egemen tüketim ekonomisiyle rekabet ederek oluştu­ramazlar. Sistem içi mücadele tasarımıyla kalkınma idealini abartanlar, zincirlerini kendileri üretmektedirler. Egemen sisteme boyun eğmeden, onun en belirleyici silahı olan bugünkü dev teknoloji düzeyine ulaşmak mümkün değildir. Zaten bugünkü teknoloji, tüketimi daha fazla artıracak bir amaçla üretilmektedir. Zulüm ve sömürüye karşı oluş, bizatihi bu uygulamaları üreten mevcut ekonomik yapıda pay sahibi olunarak da gerçekleştirilemez.

 

Artık ulusal sınırlarla kayıtlanamayan, uluslararası sermaye gücünün ve uluslararası dev şirketlerin inisiyatifinde bulunan egemen ekonomik yapı; bağımlı toplumlarda yeni pazarlar oluşturmak amacıyla ticari işleyişe canlılık katabilecek serbest ekonominin ve kısmen de olsa siyasi liberalizmin vücut bulmasına ihtiyaç hissetmektedir. Kapitalist tröstlerin ve ülkelerin insan haklarını, demokrasiyi, özgürlükleri Batı-dışı toplumlara ihraç etme talepleri, ekonomik pazarı büyültme niyetleriyle doğru orantılıdır.

 

Hepimiz modernlik teknesinde seyahat etmekteyiz. Ama zorunlu olarak bindiğimiz bu gemide gözettiğimiz şey, forsa olmak veya kaptan köşkünde bulunmak mı; yoksa bir takım olası ve kaçınılmaz kopmaların bilinci içinde bagajlarını elinde tutan yolcu olarak bulunmak mı olmalıdır?

 

Modern sistemden ve ekonomik yapıdan kopma iradesine sahip olmak; zorunlu ihtiyaçlarımızın karşılanmasını, dünya nimetlerinden adil ve israfa neden olmaksızın yararlanılmasını ve yaşamı daha pratik ve kolaylaştırıcı kılan teknik imkanlardan ölçülü bir şekilde istifade edilmesini reddetmek anlamına gelmemelidir.

 

Hz. Muhammed ve arkadaşları Mekke'de sosyal ve ekonomik boykot uygulamasıyla karşı karşıya gelmişlerdi. Bu boykotu, şirk ritüellerine yer verilen ve Mekke cahili sitemiyle irtibatlı olan panayırlardaki sosyal ve ekonomik ilişkileriyle yumuşattılar. Ancak bu cahili kuşatmanın pazar ilişkilerinde kimlik ve tavırlarını zaafa uğratmadılar.

 

Düşman atlarına karşı gücü oranında maddi tedbirler alma mükellefiyetinde olan bir kimlik (Enfal, 60), tabii ki teknolojiden yararlanacaktır. Ama teknolojinin insanı tüketim köleliğine mahkum eden misyonu çok ciddi olarak ayıklanmalıdır. Teknolojinin veya ekonominin tüketim misyonuna karşı olunmadan emperyalizme karşı olunamaz. Modern teknolojinin dünyevileşmeyi tahrik eden cazibesi, ekonomik büyüme hedefinin ürünüdür. Bu büyüme hedefi kökleri dünya sömürgeciliğine dayanan gasp, yağma ve hırsızlık mantığının bir sonucudur. Egemen sisteme karşı ekonomik büyüme bulvarında yarışmak, finali cehennem olan hedefe doğru koşmak demektir. Müslümanlar için güç, teknolojinin veya maddi imkanların soğuk yüzünde değil; insan ve toplum iradesinde oluşturulacak tevhidi yaşama bilincinin kalp intifadasında aranmalıdır. Cahili Mekke oligarşisine karşı ilk ümmet nüvesinin yakaladığı sayıca az ama nitelikçe üstün olan performansın şartları bu konudaki örneğimiz olmalıdır.

 

Öncelikle bize egemen olan sistemin içindeki olumsuz ve can sıkıcı konumumuzun farkında olmalıyız. Varlığımızı çalışan ve çalıştıran olarak, ulusal veya küresel ölçekte mahkumu olduğumuz küresel kapitalizmin pazarında ve işletmelerinde sürdürmekteyiz. O zaman egemen sistemden kopuşun alternatif projesi sorulacaktır. Bu proje masa başı tartışmalarıyla şekillenemez. Kur'an'ın hayatımızın ölçüsüyle ilgili ilkeleri bellidir. Ancak emperyalist kuşatma al­tında ortaya konacak olan Kur'ani yaşam tarzı; zihnini vahye açmış, nefsinde vahyi inkılabı gerçekleştirmiş, Allah'a adanmak ve İslam'ı yaşamak konusunda kolay ve acil olana karşı tercihini yapmış olan İslami mücadele kadrolarının; araştırarak, istişare ederek, direnerek mevcut yaşam içinde safha safha çözümleyecekleri bir projedir.

 

Şüphesiz mevcut tüketim toplumu içinde yaşamanın ve gayri meşru sistemin imkanları sayesinde varlığımızı devam ettirmenin bir bedeli olmalıdır. Ulusal ve uluslar arası ilişkilerle tahkim edilmiş egemen sistemi aşmak ve alternatif projelere adım atmak tabii ki kolay değildir. Bu cahili tüketim sisteminin etkilerinden arınabilmek bir bilinçlilik halini gerektirir. Çalışan ve çalıştıran olarak bize hakim olan sistem içinde gerçekleştirilen ekonomi, sosyal ve siyasal çözüm arayışları mevzi ve anlık rahatlamalar sağlayabilir. Ama mevzi ve anlık rahatlamalar ile egemen sistemin fasit dairesi aşılamaz. Çünkü aşma eylemi yeterliliği, kararlılığı ve uzun soluklu bir mücadeleyi gerektirir.

 

Basiretsizce sistem içi mevzi rahatlamalarla yetinenlerin zamanla sistemin kurallarına bağışıklık sağladığını veya sistem içi statülerini önemser hale geldiklerini görüyoruz. Günü birlik hesapları aşamayanlar, sistem içi statülerini önemseyenler ve kazançları sistemin devamına borçlu olanlar kimliklerini korumayı ve uzun soluklu bir mücadele hattında sebat etmeyi beceremezler. Bedel ödenmeden mücadele kazanılamayacağı gibi, tüketim kültürünün hazları ve egoları tahrik eden anaforundan da kurtulunamaz. Vahyi bilinç ve adanmışlıkla, canlarımızla ve mallarımızla fiili olarak fedakarlık edeceğimiz topyekun bir mücadeleyi bayraklaştırmadan gerekli bedel ödenemez ve tüketim ikonlarından ve metalaşma süreçlerinden kopulamaz.

 

Kur'an'ın gösterdiği istikametteki İslami mücadele, tek doğru yaşam tarzıdır. İslami mücadelenin belirlediği yaşam tarzını bugün paylaşmaya yanaşmayanların, gelecek tasarımları sadece bir düşünce konforudur. Öncelikle Müslümanlar, hastalıklı bünyeleriyle de ve dış mikroplara karşı da aynı anda mücadele etmek sorumluluğundadırlar. Ancak zaferin kendiliğinden gelmeyeceği bilinmeliler. İslam dünyasındaki gelenekçi tutum, iç hastalıklara; modernist tutum ise dış mikroplara bağışıklığın ifadesidir. Kur'an'ın önerdiği ise geleneğin veya modernizmin taşıdığı bozulma halinden kurtulmak, vahiy dışı değerlerden arınmak, cahili yargı ve statüleri dönüştürebilecek olan tevhidi sorumluluk bilincine ulaşmak ve ıslahatçı tavrı İslami dönüşümün belirleyicisi kılabilmektir. Dolayısıyla tüketim kültürünü alt etmeye çalışanlar, öncelikle kimliksel ve yapısal sorunlarını halletmelidirler.

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Abdulvahhab Hallaf, İslam Hukuk Felsefesi, AÜİFY, Ankara: 1973.

Abdurrahman Arslan, Modern Dünyada Müslümanlar, İletişim Yay., İstanbul: 2000.

Alain Touraine, Modernitenin Eleştirisi, Yapı Kredi Yay., İstanbul: 2002

Alan Durning, Tüketim Toplumu ve Dünyanın Geleceği, Tübitak-Tema Vakfı Yay., İstanbul: 1997.

Ali Bulaç, Din ve Modernizm, Beyan Yay., İstanbul: 1999

Atasoy Müftüoğlu, Küresel Kuşatma ve Küresel İhtiraslar, İnsan Yay., İstanbul: 2002.

Ayşe Önce, "İdealimizdeki Ev mitolojisi Kültürel Sınırları Aşarak İstanbul'a Ulaştı", Birikim dergisi, s. 123, 1999.

Gordon Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yay., Ankara: 1999.

Habermas, Dochhery, Rorty, During, Postmodernist Burjuva Liberalizmi, Mavi Ada Yay., İstanbul: 1995.

Hamza Türkmen, "Modernist Tutumun İhaneti", Haksöz dergisi, s. 30, 1993.

Henri Lefebvre, Modern Dünyada Gündelik Hayat, Metis Yay., İstanbul: 1998.

Hülya Koç, "Belli Eşarpları: Tüketim Kültürünün Dini Aksesuarı", Haksöz dergisi, s. 76, 1997.

Hürriyet Konyar, "Basında 'Tüketici Yurttaş' Kimliği Yaratma Çabaları", www.istanbul.edu.tr

Immanuel Wallerstein, Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Metis Yay., İstanbul: 2000.

Jan Masvelt Beck, Çevre ve Üçüncü Dünya, Endülüs Yay., İstanbul: 1990.

Lois Dolat, Kitle Kültürü ve Bireysel Kültür, İletişim Yay., İstanbul: 1991.

Mehmet Okyayuz, "Postmodernizm: Modernitenin Öteki Yüzü", Doğubatı dergisi, s. 10, 2000.

Muhammed Polatoğlu, "Tüketim Toplumu ve Hukuk İlişkileri", www.tuketiciler.org/rehber

Mustafa Özel, Birey, Burjuva ve Zengin, İz Yay., İstanbul: 1994.

Shut Jhally, "Kıyametin Sınırında Reklamcılık", Birikim dergisi, s. 162, 2002.

Werner Sombart, Aşk, Lüks ve Kapitalizm, Bilim ve Sanat Yay., Ankara: 1998.

Yavuz Odabaşı, Tüketim Kültürü, Sistem Yay., İstanbul: 1999.

 


         -        

 


Bu Yazı 11957 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 54 yorum yapılmıştır...

hamaney 10-09-2009, 19:19:46
allah razı olsun hocam.. kelimeyi tevhide inanmış her müslümanın emperyalizm konusunda bilgili olması gerekmektedir..siznde dediğiniz gibi müslümanlar malesef sistem içerisinde kalarak sistemi dönüştürme yolunu secmişler.. farkında değiller ama müslümanlar kendileri dönüşmekte..ben sadece sunu sölüyorum bizler müslüman olurken laaaaaaaaaaaaa diyerek müslüman olduk. herseyi reddettik. kabul etmiyoruz dedik.. sadece allahı ilah olarak kabul ettik dedik.. insanlar müslüman olurken ne dediğine çok dikkat etsin.. kelime-i tevhidin anlamını içselleştiren her müslüman hayatını ve dünyasını sistem içerisnde kalarak dönüşteremeyeceğini bilir...tekrardan allah razı olsun
 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

Mehmet Akif ve Düşündürdükleri / Şuayip MEKEÇ
Sol ve Liberal Muhayyile / Ali BULAÇ
Cüzzamlıyı İyileştirdiyse Zalimliğine Anlayış mı Göstermeliyiz? / Fikritakip
“Öncü Şahsiyetler: Seyyid Kutub ve Ali Şeriati” / [Seminer]
Kendi Semasında Tek Yıldız: Nurettin Topçu Ve Müslüman Anadolu Sosyalizmi / Ümit AKTAŞ
Bilgiden Neo-Nihilizme..: Müslüman Nihilistler / Turan KIŞLAKÇI
Gazali, İbn-i Rüşd’ü Döver mi? / T.Suat DEMRE
Dikkat! Kitap! / Heinrich BÖLL
Suruş ve Sarsılan Kalplerin Tanrısı…/ Meliha ÇELİK
Şeriati Suriye'yi Nasıl Okurdu?/ Cihan AKTAŞ
‘Ehl-i kitâp’ kimdir? / R. İhsan ELİAÇIK
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 1 / Hamza TÜRKMEN
AK PARTİ Eleştirisi / Ali BULAÇ
Din Modern Zamanlarda Nereye Gidiyor? / Dr.Abdülkerim SURUŞ
Sol İslam, İslam`ın Solu, İslam Düşüncesinde Sol / Kenan ÇAMURCU
Entelektüel, Aydın ve Din / Dr.Aliye ÇINAR
İnsanlık Suçu: Biz Filistinliler, Hakkımızı Helal Etmeyeceğiz / Hayrettin KARAMAN
Bir Seçim Yapın Arkadaşlar/ Ali SALDIRAN
Bayan Humeyni ile Bayan Şeriati... / Sibel ERASLAN
Profesör olmak; Ebu-Zer'in Kişiliğini Manupüle Etme Hakkını Verir Mi? / Muhammed CAN
Surûş, Şimdi de Şeriatî İçin İlginç Şeyler Söylüyor! / Selahaddin Eş ÇAKIRGİL
MUSEVİ NE DİYOR?/ Mir Huseyn MUSEVİ
Özgürlük şairi İkbal, İstanbul'da anılıyor
Evrim Kuramı ne anlatıyor? -2- / Bülent Şahin ERDEĞER
"İslâm Sosyalizmi"nin Serâncâmı/ Bülent Şahin ERDEĞER
Efgani ve Abduh Vehhabi Miydi? / Mehmed Akif ERSOY
“Evrim Kuramı”na Gerçekçi bir Bakış-1/ Bülent Şahin ERDEĞER
Cihan Aktaş Yakın Yabancı İran'ı anlattı/ Asım ÖZ
"İslam ve Sınıfsal Yapı" Türkçe'ye kazandırıldı
Güneye Göç Mevsimi / Stefan WEIDNER Sudanlı Kült Yazar Tayyip Salih'in Ardından…
İslam Dünyasına Evrensel Reçete: Musa Carullah / Yusuf TOSUN
Beykoz’da “Ali Şeriati” Konuşuldu
İnsanlığın Kısa Tarihi: BÜYÜK RESİM
Zehra Hanım'ın Işığını Kapatan Jip / Yıldız RAMAZANOĞLU
Mülkiyet ve İktisadi Kullanımı Üzerine/ Murat AYDOĞDU
Kapitalizmin Efendilerine Karşı Anti-Kapitalist İman! / Bülent Şahin ERDEĞER
Küresel Kibir Çetesi ve Ahlak Devrimi / Bülent Şahin ERDEĞER
İran'ın Yeşil Rasyonalizmi/ Ali BULAÇ
İranlı Göstericiler COŞKULU VE TEMKİNLİ/ Cihan AKTAŞ
İran'da Kim Ne İstiyor? / Bülent Şahin ERDEĞER
İbrahim Yürüyüşü / Ebuzer SAİD
Sanayi Toplumu ve Geleceği- Unabomber'ın Manifestosu/ Teodor KACZINSKY
“Zere, Zora ve Tezvire” (Altına, Güce ve Hileye) Karşı... / Mîr Huseyn MÛSEVÎ
Hamaney Şeriati’yi Savundu / Bülent Şahin ERDEĞER
İmam Öldü; Yaşasın Konformizm! / Mansur YILMAZ
Sağcılık, Solculuk… / M. Kürşad ATALAR
"İslami Mücadelede Öncü Şahsiyetler"
Muhammed Mustafa ve Kur’an Yerine Mevlânâ Ve Mesnevî - Egemenlerin “Problemsiz (Light) İslâm” Projesi- / İlhami GÜLER
Çölde Bir Yalnız Âdem / Rasim ÖZDENÖREN
Bilge Adam Dergisi ve İslam Bilim Hediyesi
Yeni sınıfın ideolojisi: Kariyerizm ve Konformizm / R. İhsan ELİAÇIK
Bizden Korkanlar Sizi Seviyor / İsmet ÖZEL
Dua / Dr.Mustafa ÇAMRAN
Evrensel Bir Müslüman: Cemaleddin AFGANİ [KRONOLOJİK HAYAT HİKAYESİ]
Yeni Bir Zamanı Başlatmak / Atasoy MÜFTÜOĞLU
Cemaleddin Efgani / Mehmed Akif ERSOY
Anlaşılmamış Devrim / Charlotte WIEDEMANN
Ebû-Zerr el-Ğıfârî [v. 32/652] / Prof.Dr.Hayrettin KARAMAN
Sürekli Devrim: "Direniş Teolojisi"/ Prof.Dr. İlhami GÜLER
"Din Mafyası" Şeriati'ye Saldırmaya Devam Ediyor/ Bülent Şahin ERDEĞER
İnsan Üzerine / Ali K.
ANTİEMPERYALİST BAŞBAKAN: MUSADDIK/ Altan ALGAN
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 2 / Hamza TÜRKMEN
Kur'an'ı Nasıl Okumalıyız? / Aliya İZZETBEGOVİÇ
İbn-i Rüşt'ün İzinde / Loay MUDHOON ‘Reformcu İslam Düşünürü Muhammed ŞAHRUR'
İslâmî Cemaatin Kurucu Öğesi Olarak İslami Şahsiyet / Rıdvan KAYA
Röportaj: R. İhsan ELİAÇIK :İslam'ın Politik Duruşu Sol / Müjgan HALİS
Ne Okumalı? -Dört Aşamalı Alternatif Bir Okuma Programı- / Ali BULAÇ
Musa Carullah Bigiyef’in Sünnet Konusundaki Görüşleri / Mustafa AKMAN
Gençlere Tavsiyeler / Ercüment ÖZKAN
Afganistanlısı Antipatik de Bizim "Cübbeli" Taliban Neden Sevimli? / Serdar ÖZMEN
Kendi İçimizdeki 'İkna Odaları' / İdris ÖZYOL
Fatıma, Fatıma‘dır / Emine K. ARSLANER
"Ali Şiası Safevi Şiası" Kitabının Yeni Baskısı Yapıldı
Kim Müslüman Aydın Değildir? / Abdulkerim SURUŞ
Yeşil Rasyonalizm, Sol İslam, Adalet Devleti: Zihnimiz Yeni Siyasi Kavramlara Hazır mı? / Kenan ÇAMURCU
Bir Mücahidin Kaleminden Fikir-Put Savaşı / M. Numan AŞKAROĞLU
Toparlanın, Gidiyoruz! / İsmet ÖZEL
Ebuzer: Issız Çölde Yalnız Mezar / İhsan ELİAÇIK
Sağcı Bir Şiire Doğru [mu?] / Enes MALİKOĞLU
El-Ğarra Hutbesi / İmam ALİ
Ebu'l Ala Mevdudi Türkiye'de Anılıyor / Sempozyum
GAZZE RİSALESİ / Cahit KOYTAK
Yoksulluğu Görme(me)k ve Bir İntiharın Düşündürdükleri / Serdar Bülent YILMAZ
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM