ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Kendisi Olmayan İnsan

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 4)

HEDEFSİZLİK; İNANÇ VE AMEL ARASINDA YABANCILIK

 

Bu, bize ve toplumumuza özgü istisnaî bir hastalık değildir, değişik oranlarda her yerde görülmektedir, ama kimi şeylerde biz birinciyiz. Amel ve inançların uyumsuzluğu, belirtilerini açıkça gördüğümüz tuhaf bir hastalıktır. Biri gelip bir işe el atar, sadece hayırlı bir iş yapmak için. Ne ki zamanla uyumlu olup olmadığına hiç bakmaz. Oysa Tahran’da bugün su deposu yapmak, ha­yırlı bir iş olmaması bir yana, hedefsiz ve anlamsız bir iş­tir. Dinî işlerde de sadece bir iş dinî bir gelenek olduğu için yapılmaktadır ve kişi için sadece yapılış şekli söz ko­nusudur. Bu yüzden Müslüman ya da Müslüman olma­yan bireylerin ameller dizgesinde tuhaf bir tutarsızlık ve uyumsuzluk görülmektedir.

 

Onların amellerinden kimileri büyük ve insanî bir hedefi gösterirken, öteki amelleriyse bu amellerin karşıt noktasını göstermektedir. Örneğin Hüseyin’i anma top­lantısına katılır, ağlar, orada Hüseyin’i yüceltir, ama zulmün elinde araç olur kolayca. Ya da dinî şiarlara ina­nır ve sıkı sıkıya sarılırken aynı zamanda, söz ve kale­miyle toplumu sapmaya ve gerilemeye sürükler. Ali’ye inanır; herşeyini yitirme pahasına batıla evet demeyen adama inanır, ama hareketiyle, vücuduyla ve ameliyle, her aşağılığa, her alçaklığa ve her cinayete “evet” der, bo­yun eğiş, onun fizyolojisinde bile göze çarpmaktadır; her­şey karşısında -önemsiz ve aşağılık da olsa- otomatik ola­rak eğilir. “Onlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve rükûa varırlar” ayetini Ali [a.s.] hakkında tefsir etmekte­dirler, O, Allah huzurunda rükûa varırken, halka bağışta bulunmaktadır. Bunlar ise, efendinin huzurunda rükûa varırken, halktan almaktadırlar. Onlar, inanç ve amel arasındaki bu çelişki ve uyumsuzluğu duyamazlar. Kur’an’a inanır, onu ciltlemeyi, süslemeyi ve yüceltmeyi hiç ihmal etmez, inançsal bakımlardan Kur’an’ı dua kitabın­dan üstün bilir. Ama amelde, bir kez bile okumamıştır, okumamaktadır Kur’an’ı. Dua kitabı onun için Kur’an [okunacak] dır. Kur’an, onun için sadece yazı-tura at­makta ve istiharede kullanılan kutsal birşeydir. Eşitliğin ve insanlığın doruk noktada sergilendiği yer olan hacda, aşağılık bireysel hayatı için dalkavukluk ve med­dahlık etmektedir. Parası olmadığı için alçalmakta ve kendinden daha aşağı ama paralı olan birine saygıda ku­sur etmemekte ve onun önünde eğilmektedir. Bunların hiçbiri, ona göre, bir uyumsuzluk taşımamaktadır, Ha­cer ve İbrahim’in sünnetine katılmakla birlikte.

 

Bu insan, ‘Ana, Baba! Biz Suçluyuz’ da söylediğim gibi hacda bin kez sorar “Nasıl?” diye. Ama bir kez olsun “Niçin?” diye sormaz. Yüz kez gidip dönmüş ve hep şunu sormuştur; “Efendim, benim bu plastik terliğimin üze­rinde bitişme izi var -elbette kalıptan ileri gelmektedir- bunun günahı var mıdır; biliyorsunuz, ayakkabı dikişli olmamalıdır?” Ama bir kez olsun, aslında hacca niçin gel­diğini sormamış ve düşünmemiştir.

 

Çelişkiyi anlamaz. Onun zihni donmuştur, durağan­laşmıştır. Kendisini insan bireyi olarak kabul edemez, Allah yerine -Kur’an’ın dediği gibi- ahbara, ruhbana, güçlülere ve para babalarına tapar, fakat taptığını bil­mez. Çünkü ruhanî ya da servet sahibi veya güç ve ma­kam sahibi kimse aracılığıyla aline olmuştur. Dine ve in­sana bağlı olan insanî saygınlıkları, ilahi değerleri, ma­kama ya da paraya bağlı olan güçleri, bunlara bağlı ve mensup olan bireylere ait görür ve onların karşılarında basitçe bir düşünmeye bile gücü yoktur.

 

Bilinçli ve düşünür din âlimlerinden biri olan bir dos­tum -yeni yetişen seçkin aydınlar arasında benzerini az gördüğüm bir Alevi Şiiliği âlimi-[1] şöyle diyordu; “Mes­citte, kılığıma bakarak bir hanım, kendisi için istiharede bulunmamı istedi [ki ne yazık ki avam, aynı tür giysiyi giyen kimseleri aynı gözle görür ve yükümlülüklerini bu sınırlar içinde sanır]. Tartışmanın yeri olmadığını gördü­ğümden bir istiharede bulunmak için tesbihi alıp kıbleye döndüm. Dua ve kendimi hazırlamakla meşgulken sipa­rişçi hanım, “Efendi! Lütfen niyetini de siz kendiniz dile­yin.” demez mi?

 

Hedefsizliğin nereye vardığına bir bakın? Bu hanım ne için gelmiştir, hangi ihtiyacını gidermek istemiştir?

 

Hac’da kendim, insanın anlayıp duyumsayabileceği en güzel değerlere tanık oldum. Yine orada, insanın anla­mayacağı en geri çirkin cehaletlere de tanık oldum. Örneğin bir grup, niyet okuma [!] yapmak için oturmuştu. Niyet etme teknolojisi öylesine karmaşık ve güçlü ki ni­yet etmenin aslını unutmuşlardı ve tüm çabaları harf ve kelimeleri tıpkı Araplar -hem de mevcut Araplar değil, mevhum Araplar- gibi telaffuz etmeye harcanıyordu. Bu, hedefin ve amellerle inançlar arasındaki uyumun yok ol­masıdır; Örneğin İslam gibi, bir hedefi bulunan ve amel­leri, ibadetleri, hükümleri, iktisat, siyaset ve kullukla il­gili konuları bütünüyle mantıksal bir uyum, sağlam ve bilinçli bir doku içerisinde olan neden-sonuç ilişkisi, bir­biriyle bileşim ve uyuşum taşıyan ve herkesin görevi he­defe ulaşmak için bir giriş olan bir harekette şimdi İslam’ın varlık felsefesi, vahiy ve mesaj olan o hedef orta­dan kalkmaktadır. Bu dizgenin darmadağın olmuş par­çaları, birbirleriyle bağıntılı olmaksızın ve o hedef ve amaç göz önünde bulundurulmaksızın gerçekleştiril­mektedir.

 

Amel ve inanç, hayat ve düşünce, davranış ve iman arasındaki bağlantının kopması, aracın hedefe dö­nüşmesi, yolun amaç olması, dinin şiarlara sıkıştırıl­ması imanın törenlere, inancın işaretlere [hatta beden­sel işaretlere] indirgenmesi, tapınmak ama tanımamak, inanmak ama anlamamak, sonuçta da bütün mantıklı ve bilinçli ilişkilerin altüst olması ve birbirinden kopması, bütün değerlerin dağılması, insanı yiyip yutan ve biçimi­ni değiştiren korkunç hastalıklardandır.

 

İKİCİLİKLER

 

İki görüşlük, felsefî ve insanbilimsel şaşılık, iki ayrı şeye kulluk, iki ayrı yönde inanmak, insandaki ve doğa ile doğa ötesi arasındaki çelişki; tüm bunlar ikicilik [dua­lisme] anlamına gelir. Tevhid ise tüm bunlara uyum ve birlik kazandırır.

 

Sürekli olarak, maddeyle mana arasında -ki İslam ekmeği ve namazı bir uyum, bir bakış ve görüş içerisinde algılar- dünya ile ahiret arasında -ki tevhid, bu ikisi ara­sındaki süreğen çelişkiyi gidermekle kalmaz onlar ara­sında bir neden-sonuç ilişkisi oluşturarak aralarında ta­rım ve ürün arasında olduğu gibi bir uyum olduğunu ön­görür- akıl ve aşk arasında -ki felsefe tarihi boyunca bir­birlerinin yanı başında, birbirlerine uzak ve birbirleriyle savaşım içinde olmuşlardır- ayrılık ve savaş olagelmiş­tir.

 

Konfüçyüs ve Lao Tzu’dan tutun da Aristo ve Efla­tun’a, İbn Sina ve Ebu Said Ebulhayr’dan tutun da Des­cartes ve Pascal’a varıncaya değin felsefe, ahlâk ve ruhbilimde akılcı insanlar, duyumcu insanlardan ayrı­dırlar. İşrak, duyum ve ilham bir yanda, akıl, mantık ve delillendirme öte yandadır. Pascal’ın deyişiyle; “Aklın anlamadığı kanıtları vardır kalbin. Allah’ın varlığına akıl değil, kalp tanıktır.”

 

Tarihte, dinî duygu, bireyi toplumdan Tanrı’ya doğru sürüklemiştir hep. Toplumsal, iktisadî ve siyasi düzen ise bireyi Tanrı’dan ve fizik ötesinden gündelik maddi toplumsal yaşayışa sürüklemiştir.

 

Çaba ve tevekkül de hep karşı karşıya bulunmuşlar­dır. Çünkü çaba, hedefe ve başarıya ulaşmak için özdeş yeteneklere ve maddi çalışmaya dayanan insanî bir gö­rüştür. Tevekkülse, her türlü başarıyı ve hedefe ulaşma­yı Allah’a dayanmada görmekte ve kendi bireysel çaba, irade ve seçimini yazgısında, mutluluğunda ve mutsuz­luğunda etkisiz olarak bilmekte olan insanî bir duygu ve inanıştır. Çaba, maddi insan görüşünün tezahürüyken, tevekkül, ilahi ve madde karşıtı insanın manevi, irfanî ve ruhanî duygusunun tezahürüdür. Hesapçı akıldan kay­naklanan maddi çabayla, hesapsız aşktan kaynaklanan tevekkül, dinlerde ve felsefî öğretilerde biri ötekine feda olmaksızın ya da ötekinin yan birimi veya ötekinin karşı­sında değersiz ve önemsiz olmaksızın iki temel olarak ya da iki esas neden ve etken olarak birleştirilemezler.

 

Dünya ve ahiret ikiliği, zahitlik ve varsıllık ikiliği, ruh ve cisim ikiliği, gerçek ve güç ikiliği, ruhanilik ve maddilik ikiliği, bireysellik ve toplumsallık ikiliği, daha derin anlamıyla; kulluk ve rablik, isyan ve baş eğme, gurur ve huşu, kılıç ve namaz, arifin halveti ve mücahidin savaşı, Budha’nın huzuru ve Sartre’ın huzursuzluğu, mutlak zihinsellik ve mutlak özdeşlik, savaşmak ve aşk beslemek. Halk için, Allah için ve kendisi için... İkili­ği bu türdendir.

 

MATERYALİZM VE İDEALİZM

 

Tüm öğretiler ya tek gözlüdürler [Materyalizm, Ber­keley’in felsefî idealizmi v.s.] ya da şaşıdırlar ve iki gö­rüşlüdürler [Budha, Veda, Zerdüşt ve Mani dinleri v.s.]. Oysa tevhid, doğa gibi, insana tek bakışlı iki göz vermek­tedir. Nasıl yani? Yani hem yeri görmektedir, hem göğü; hem ekmeği, hem namazı; hem dışta olanı hem içte olanı, ama her ikisini uyumlu, aynı yönlü ve kaynaklı olarak görmektedir. İki karşıt yüzü de görmektedir, ama tek bir madalyon üzerinde. Onun için varlık, çatışıklardan olu­şan bir varlıktır bir oranda. Mutlak bütünsellikteyse tek ruhu ve aklı bulunan tek bir gövdedir.

 

KUŞKUCU DÜNYA GÖRÜŞÜ [SCEPTİCİSME]

 

Kuşkucu dünya görüşünde dünya bilinmez üzerine kuruludur ve insan da kuşkuya dayalıdır. O dünyada, nelerin olup bittiği ve yaratılış hedefinin ne olduğu bilin­memektedir. İnsan, kuşkulu bir dünyada anlaşılmaz bir yazgı ve bilinmez bir dayanak karşısında, yönsüz ve ikir­cilikdir, kendinden geçmek dışında atlatılamayacak bir huzursuzluk duymaktadır. Kuşkulu dünyada insan, maddi ve günlük hayatında bile belirli bir yol seçemez as­la. Varoluş kuşkulu olduğunda, her düşünce, seçim ve araştırma da kuşkulu olur. Çünkü doğru, güzel ve çirkin için bir ölçütün bulunması olanaksızdır.

 

SAÇMACI [ABSURDE] DÜNYA GÖRÜŞÜ

 

Dünya ve dünyadaki işler sadece bir hiçtir. Bu dünya görüşü, eskiden var olmuş ve bugün de oldukça yaygınlık kazanmıştır. Dünyayı saçma gören insan, kendisini, ha­yatı, kendisinin başkalarıyla olan ilişkisini ve başka her şeyi, ciddi, anlamlı ve hedefli olarak algılayamaz. Varlı­ğa inanmayan bir insan, insana iman duyamaz. Saçmacı dünya görüşü, hayata ve bütün insanî görünümlere etki eder. Öyle ki bugün saçmacı sanat, saçmacı tiyatro, saç­macı edebiyat ve saçmacı roman, resmilik kazanmıştır.

 

Bu doğaldır. İnsan, doğanın ardındadır ve dünyanın ayrılmaz parçasıdır. Dünyaya baktıkça kendisini çaresiz görmektedir. Varoluş saçma üzerine kurulduğunda, her iş mecazdır. Çünkü herşey boş ve anlamsız olduğundan iyiden ya da kötüden, çirkinlik ya da güzellikten, hizmet ya da hıyanetten, cellâtlık ya da şehitlikten söz etmenin bir anlamı yoktur; hepsi de birdir. Çünkü hiçbiri de hiç­bir şey değildir.

 

Burada, bu dünya görüşünün ilk ve en büyük kurba­nının insan olduğunu görüyoruz. Saçma insan, insanlığı ortadan kaldıran insandır.

 

BENMERKEZCİ DÜNYA GÖRÜŞÜ [EGOCENTRİSME]

 

Yunan sofistleri, yeni hümanistler ve bu cümleden olarak egzistansiyalizm, insanı varlık okyanusunda bir başına bir ada olarak görürler. Yeni egzistansiyalizmin ve Camus öğretisinin gereği, Tanrı’nın ve gayb dünyası­nın yok sayılmasıdır. Bu öğreti, Lucréce[2] öğretisinin devamıdır. Bu öğretide tanrı, tanrılar ve fizik ötesi var­dır, ama bizim yazgımızda etkisi yoktur. Biz kendimiz için varız, hayat ve hedefimizi fizik ötesine ve iradesine göre belirlememeliyiz. Bizim kendi irademiz var ve ba­ğımsız olarak kendi hayatımızdan sorumluyuz. Lucréce şöyle diyordu; Tanrılar vardır, ama kendi aşk­larıyla, kinleriyle ve savaşlarıyla meşguldürler, onların insanlarla işleri yoktur.

 

Bu tür bir dünya görüşü şirktir. Bir tür varoluşsal ikicilik [dualisme] olup tanrıya, hesaba, kitaba inanmakta, evrende bilinç ve hedefin bulunduğunu kabul et­mekte, ama evrende birbirleriyle bağlantıları olmayan bir sürü çelişik gücün, zatın, buyurganlığın, yön ve hare­ketin bulunduğuna inanmaktadırlar. Burada insan, dünyada bir garip olarak algılanmaktadır; doğada teme­li olmayan, fırtınalı bir okyanusta başıboş dolaşan bir ge­mi olarak. Şirk dünya görüşünde birey, parça bölük ol­muştur. Tarih ise, tarihsel şirk dünya görüşünde, birbi­rinden kopuk bir akım, birbiriyle hiçbir bağıntısı olma­yan olay ve oluşlar dizgesidir. Hepsi aynı yolu yürümezler, tarihin nereye ulaşacağı bilinmez. Çünkü önderle­rin, siyasetçilerin, askerlerin ve fatihlerin oyuncağıdır. Fakat tevhid, tarihi uyumlu tek bir hareket olarak, ke­sintisiz süreğen bir akımda insanlığı kesin başlangıç noktasından alıp somut bitiş noktasına değin götüren bir hedefli ve bilinçli bir hareket olarak görmektedir.

 

Tevhid, tefrikayı, ırkçılığı, sınıfları, kümeleri, sülale­leri, insanî mertebeler zincirini toplumda açıklayan tüm öğretilere indirilmiş bir darbedir. Tevhid, tüm bunları yok etmekte ve beşerî toplumsal düzene birlikçi bir görüş kazandırmaktadır. Çünkü sınıflara ve tefrikaya dayalı bir toplumun açıklanışı, tevhidle değil, şirk dünya görü­şüyle uyumludur.

 

Bundan önce ayrıntılı olarak söylediğim gibi tevhid, bireyi ve toplumu yıkıntıya çeviren üç etkeni, yani ceha­leti, korkuyu ve çıkarı yok etmektedir. Bu etkenlere, da­ha önce işaret ettiğimiz türlü alinasyonları da eklerse­niz, insanın kendisi oluşunda, şaşırtıcı, hassas, geliş­kin, karmaşık ve aşkın bir varlık olduğu kadar tehditle, bozulma, koflaşma, saçmalaşma, hayvanlaşma ve hatta nesne ve eşya olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu da açığa çıkacaktır.

 

Yükümlülüğü, Allah’a doğru olmak, Allah’ın benzeri olmak[3] olan insanı doğa, tarih, toplum, hatta kendisi, hayat, duygu, bağ, gereksinim, inanç, konum, koşul­lar, kültür, uygarlık, dinler, küfürler, felsefeler, sanatlar ve hatta iyilikler, güzellikler ve değerler aline edebilir­ler. Her melek, şeytan olabilir; bir cin onu deli edebilir, çarpabilir.

 

İnsan, gerçek kendisini ve kendi aşkını nasıl besle­yebilir ve onun varoluşsal takdirinde ve yaratılışının mucizevî olanaklarında bulunan kendi yaratılışının ilahi planını kendisinde nasıl gerçekleştirebilir?

 

O zaman, dört yandan onu gizli ve açık darbeleri altı­na alan ve gün geçtikçe daha bir güçlü, daha bir fazla ve daha bir üstün olan ve insan yükseldikçe onu düşme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan bu insan karşıtı amansız saldırılar karşısında kendisini nasıl koruyabilir? Kendi insanî özünü unutmaz mı? Yitirmez mi? Elinden kaçır­maz mı? Yapısı değişmez mi? İnsanlığın bugünkü tehli­kesi, sel, veba, kıtlık ve çiçek hastalığı değildir. Sayısız insanın ölümü tehlikesi değildir. Bugünkü insanlığın tehlikesi insanlık tehlikesidir. İnsanın özünün ve aşkın insanlığının türselliğinin değişmesidir. İnsanlık, insan­lar olmakla değil nesne olmakla, yok olmakla karşı karşı­yadır. İnsanlık, nüfusun değil nefsin ölümü tehlike­siyle yüz yüzedir.

 

En sonunda, bu kendinin yabancısı paranın, gücün, makinenin, şirkin, vehmin, sınıfın, soyun, baskının, dü­zenin ve hayatın çarptığı, bu kurt ya da tilki olmuş kişi, bu sıçan ya da koyun olmuş kişi, dünya ya da ahiret yo­luyla âline olmuş bu kimse; bu -her nasıl ve her ne şekilde olursa olsun- insan olmaktan çıkmış ve ona karşı garip­leşmiş kimse, kendisini yeniden nasıl keşfedebilir, kendi yaratılışsal özüne nasıl dönebilir, nasıl kendisi olabi­lir?

 

Söylemek istiyorum; Tevhidle.

 

Ama bu kelimede -tüm varlığı ölçüsünde ağır, zen­gin ve varsıl bir kelimedir- bulunan anlam yükünün ağır­lığı, bu kelimedeki şaşırtıcılığı da aşan öte şaşırtıcılıklar, onun yükünü çekmekten aciz bırakmaktadır kelimeleri. Dil -onu eksik, yüzeysel ve oldukça yoksul kılmaksızın- ­ondan söz edebilecek güçte değildir.

 

Belki de bu yüzden vahiy dili de -beşerî kelimelerle konuşması gerektiğinden- onu tüm temel kavramlarıyla -ki her birinin yüzlerce boyutu bulunan görünümü var­dır, her biri her bilinç ve duygu ışığının parladığı, bitmek bilmez çeşit çeşit görünümler kazanan bir prizmadır- sözler yoluyla değil, hareketler yoluyla anlatmayı yeğle­miştir.

 

Her birinin bir sembolü olan hareketler, her birinin anlatımdan daha çok anlam taşıma, duyma, dile getirme ve ilham etme kapasitesi bulunan semboller...

 

Büyük bir sahnede, doğanın içinden, dağ, dere, düz­lük ve ovanın yer aldığı sade ama düzenli, birbirine bağlı ve zamanla bağıntılı görkemli bir gösteriyle tevhid, dün­ya görüşü, tarih, toplum ve insandan oluşan dört boyu­tuyla, ideolojik üst yapısıyla ve ayrıca son yönüyle -ki ya­ratılışın namusunu, varlığın uyumunu, insanın ereksel takdirini anlatmaktadır- açıklanmıştır, özdeş bir cisim­lenişe kavuşmuştur. Öğrenci, onu anlamak için, onu tüm ruhuyla, bedeniyle, davranışıyla, etinde, derisinde, duy­gu ve düşüncesinde tecrübe etmektedir.

 

Nerede?

 

Hacda.

 



[1] Şaşırtıcıdır ki İslam'da hem en güçlü uyuşturma ve geriletme etkenleri ve hem de en güçlü tahrik ve ayağa kaldırma öğeleri ayın din âlimleri topluluğunda bir arada bulunmuşlardır. İs­lam tarihine bir bakın. Hilafet döneminde herkesten çok [Sün­nilikte] ve Safeviler döneminde her zamankinden çok [şiilik­te], toplumu uyuşturmaya neden olan ve halkın zihinsel kav­ramlarla, duygularla, zararsız ve tehlikesiz kin ve tehlikelerle güç sahiplerinin, hilafetin ya da içinde bulunulan zaman ken­dilerinin malı olan herkesin çıkarına oyalanmasına yol açan etkenler de yine aynı grup ve· toplumdandırlar. Çünkü din her güçten daha güçlüydü ve halkının düşünce ve inanışına her şeyden çok egemendi. Öte yandan, uyanış, hareket ve topluma bağımsızlık bağışlama etkeni, dıştan gelen düşünsel, kültürel, iktisadi ve siyasal saldın karşısında direniş etkeni, kitleye ha­yat ve hareket bağışlama etkeni, bu din görünümlü tüm sap­malara karşı duruş ve direniş etkeni olan çehrelerin çoğunlu­ğu, yine bu toplum ve grup içinden çıkmıştır. Paris'teydim. Bizim grup başkanımız olan -elbette çoğu kez başkansız mes­kenlere başkanlık ediyordu- bir bey, "öğrenciler encümeni" adı altında bir toplantı düzenlemişti. İnsanı komplekse sürükle­yen o çok aydın öğrencilerden biri laf üfürmekle meşguldü, "müslüman duymasın, kâfir görmesin" türünden jest ve tavır­larla! Konu, İran'ın tanınmasının ve sevgili vatanın sorunları­nın araştırılmasının zorunluluğu idi; özdeş, bilimsel ve beş bin kilometre öteden direkt bir biçimde. Paris'in aristokrat kafelerinden birinde İran'ın köylü kitlesiyle temas kurulma­lıydı [tıpkı Süveyş gölü kıyısında, İran'ın halk kültürünü ve mahalli dillerini derleyip araştıran Sayın Cemalzade gibi!]. Ruhaniliğin ve dinin İran'da ya da İslam toplumlarında toplu­mun gerilemesinin ve duraklamasının en büyük etkeni oldu­ğundan söz ediliyordu [sekiz-dokuz yıl öncesine aittir]. Sonra saldırmaya başladılar: "Din toplumu geriletti, düşünme ve ak­letmenin gelişmesini toplumun elinden aldı. Din genel olarak özdeş gerçeklerden, evrimden; hareketten ve uygarlıktan uzaklaştır maktadır". Başladılar iki yüz yıllık standart laflan söylemeye. Ben İran'dan yeni gelmiştim, kalkıp arz ettim: Ben sizin kadar aydın değilim, yeni geldim. Ben bu bilimsel ve oldukça felsefi konulan bilemem, fakat ben şu son yüz, yüz yir­mi yıla bakıyorum, tarihe bakıyorum başından bu yana batıyla bütün askeri, siyasi ve iktisadi antlaşmalarda, hep doktorla­rın, mühendislerin, Avrupa'da okumuşların, yani ‘bizler’in imzası bulunmaktadır, hiçbirinin altında hiçbir din adamının imzası bulunmamaktadır. Tümü Necef’e değil, Avrupa'ya gi­denlerce imzalanmıştır! Bu bir yana, direnişçi çehreler olarak, ta başından beri, batının saldırıları karşısında, aslında sömü­rünün girişini sağlayan, saptırıcı yenileşme olgularına karşı savaşan ve hatta siyasal sistem, iktisadi sistem, üretim, pazar, hayat, toplumsal etiket, inanç, ideoloji, aydınlık adı altında ve bu deccal eşeğine yol açan çeşitli bahanelerle ortaya sürülen bütün iktisadi ve hatta ahlaki ve toplumsal semboller karşı­sında direnen kimselerin hepsi bu din adamları topluluğun­dan çıkmıştır. İlk başkaldırı, Tömbeki başkaldırısıdır. İlk baş­kaldıran çehre ise Mirza Hasan-ı Şiraz’dır ki o da bunlar ara­sından çıkmıştır. İran'a giren ilk sömürü ayağı bankaydı. Ban­kanın İran'a gelmesini öneren ilk kişiyse din karşıtı, yenilikçi bir aydındı -Mirza Mülküm Han- ve buna karşı duran ilk kişi de yine din adamları "arasından çıkan Seyyid Cemaleddin Afgani’ydi... Bu yüzden aynı toplumdan hem bozuk din yayılmış ve gerçek İslam'ı yok etmek ve halkı uyuşturmak için İslam tarihi bo­yunca, hilafet döneminden tutun da sömürü dönemine varın­caya değin, aynı yerden destek alınmıştır. Sapma, kirlenme, zulüm ve dış tecavüz karşısında uyanış, sorumluluk, karşı du­ruş ve direniş etkenleri de yine bu merkezden baş göstermiştir. Öyle ki İslam toplumunda gerçekleşen devrimler ve toplumsal hareketlerin her birinde iki olgunun yinelendiğini görürsü­nüz: Biri özgür, bilinçli ve sorumlu âlim çehrelerinin çıkışı, ötekiyse bu değişimlerin asıl merkezi olarak ‘mescid’in faal merkeziliği, toplumcu ve halkçı yükümlülüğüdür. Bu yüzden "İslam, halk ve zaman" üçgeninde düşünen ben ve benim gibilerin hem buraya olan umut ve imanları, hem de umutsuzluk ve inançsızlıkları aratmaktadır! Bu yüzden ayır­mak gerektiğine inanıyorum: Âlim mi, ruhani mi? Alevi Şiili­ğinde mi, Safevi Şiiliğinde mi? Bu farkı koymazsak hem ger­çekliğe zulmetmiş, hem de yanlış karşısında akılsızlığa düş­müş oluruz. Bizse ne zalim ve haksız olmak istiyoruz, ne de ayırt etme yetisi olmayan ahmaklardan olmak istiyoruz!

[2] Lucrece, İsa'nın ölümünden sonra 70 yılına dek yaşadı. Albert Camus ve Sartre -Camus'dan daha az olarak- görüş ve öğretilerini ondan aldılar. [Lucrece ve öğrencisi olarak Albert Ca­mus'un öğreti ve eserlerinin felsefi ve toplumbilimsel çözüm­lemesi için Meşhed Edebiyat Fakültesi'nde verdiğim Tarih Bö­lümü dördüncü yıl Medeniyet tarihi derslerinin Edebiyat Fa­kültesi Öğrencileri Örgütü'nce çoğaltılmış teksirlerine bakıla­bilir.]

[3] Bu konunun sonunda konu zincirinin mantıksal uyum ve ba­ğıntı içerisinde olmadığını, ortaya atılan konuların birinin Ha­lep'ten, birinin Şam'dan olduğunu söyleyebilirsiniz. Doğru­dur. Ama bu gerçeğin suçudur, insanın dünyadaki zor yazgısı­nın, karmaşık, fırtınalı ve tehlike dolu "konum"unun gerçeği­nin!


         -        

 


Bu Yazı 12254 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 103 yorum yapılmıştır...

rabia 10-09-2009, 00:49:12
Hani derler ya Ali Şeriati yi SAVAK öldürdü diye...hiç sanmıyorum...bence bu kadar derinbir sezişe sahip olan,yüreği gördüğü gerçeklerle yanıp tutuşan biri ancak kahrından ölmüştür...elim ayağım buz kesti,donup kaldım okurken yazdıklarını...görmek....acı veriyor...ben onun yazdıklarıyla,kifayetsiz kelimelerin başarabileceği oranda kahrolurken,doktorun benim anlayabileceğimden çok daha fazlasını hissederek uzun yaşaması düşünülemezdi zaten...kimbilir nasıl bir acıyla kavruldu yüreği...bunları yazan bir insanın yüreğinin gördükleri...böyle bakabilmek...bu çok farklı...bu inanılmaz...müthiş....
 
yusuf 13-09-2009, 22:18:25
kısa bir süre sitede durgunluk görünce üzülmüştüm doğrusu inşallah sekteye uğrama olmaz.selam ve dua ile
 
veysel menekşe 16-09-2009, 06:59:29
İnanç ve Eylem Arasındaki Yabancılık.
Bütün zamanların sorunu.
Peygamberlerin ardı ardına (mürselat) gönderilişinin biricik nedeni.
Unuttuğumuz; hep unutageldiğimiz bir gerçeğin(truth-hakikat) biteviye hatırlatılması.
İnsandan yalıtılmış bir Allah.
Allahtan kanırtılmış bir İnsan.
Kendisine Tapınaklar tahsis edilmiş; tapınak şövalyalerince insandan korunan kristal bir prizma ve..
Tapınaklara köle kılınmış ; rahibler ve kahinlerce tanrıdan korunan zavallı aciz pespaye insan!...
Nieztsche'nin miğdesini bulandıran Allah-İnsan ilişkisinin ta kendisi..
At uğruna ölünür amma böyle bir tanrı ve insan uğruna asla!.
.........
Şeriati kahrından ölmemiştir ya Rabia.!
Tapınak Rahibleri ve Şövalyeleri tarafından öldürülmüştür.
Ebuzer,Ali,Ammar,Hasan,Hüseyn,Zeyd,Yahya,Silsile-i Tahire,Ebu Hanife,Hallac,ve ilh..
Tersine çevrilmiş bir koyun postu uğruna öldürüldüler.
Kerbela bir sonuçtur.
Asıl suçlusu da Yezid değildir.
...
İdraq etmek de yetmez; ah vah etmek te.
Öğretmenimizin Hacc'ını okuduk ta ne değişti?..
Ne güzel betimlemişsin Bilge Kral'ımızın yazısının yorum bölümünde..
Dilerdim ki gördüğün -görmek istediğin - gibi olbilseydi keşki..
Umutsuz da değiliz gerçi..
Ama ne varki görünen köy de pek kılavuz istemiyor ya Rabia?!
....
Allah hala tapınaklarda aranıyor ve insan hala tapınaklar etrafında sürünüyor.
Oysa ne demişti öğretmenimiz?!..
Hacc niçin Ka'be'ye varmadan son buldu?
Niçin Mekke'de,Mescid-i Haramda,Ka'be'de değil?
Niçin Mina'da?.



 
veysel menekşe 16-09-2009, 07:50:33
İnanç ve Eylem arasındaki yabancılaşmanın giderilmesi hususunda şimdiye dek ne yapılmıştır?
Öğretmenimize övgüler düzmek yerine o övgüleri kendimize raci ve şamil kılacak.
Eylemliliklerimiz nerede?
Herkes kendi kahramanına sarılmış ve o sarılş dolayımında kendini avutmakla meşgul.
Dört Zindan'dan dert yanan aşıklar;
O zindanlardan huruc etmeyi deneyecekleri yerde;
Zindan Bekçileri'ne sövüp saymayı marifet belleyip;
Sövgü Öğretmeni (!)kahramanlarının posterlerini koğuş duvarlarına asıp;
Allah tarafından kurtarılacakları günün veya günlerin hayaliyle;
Ağıt yahut türkü yakmaya devam etmektedirler.
Allah nerede Rabia?
Kabe'de mi? Qudüs'te mi? Roma'da,Atina'da,İstanbul,Qum,Meşhed,Necef yahut Şam'da mı?
Tapınaklarımız işgal altında!.Eyyy Ehl-i Din!.Ne durursuz koman bre!
Allah verdi demen verin canlarınızı.!.Allah yarattı demen alın canlarını!
Tapınağınız can ister,kan ister,zebih ister.Ah o ne doymak bilmez bir iştah sahibi tapınaktır ki.
Cümle insanlar onu doyurmak için yaratılmıştır sanki.
Haham'ın Papaz'dan; Müfti'nin de Hüccet'ten bu hususta farkı yoktur ya Rabia.!
Allah'ın Din'i'ni kurtarmak adına;
Allah'ın nice insan'ı birbirini boğazlamaya hala devam ediyor sa;
Şeriati vb.lerini öldürmek için;
Başka nedenler aramaya hiç gerek yoktur.
Varlıkları katledilmelerinin biricik nedenidir ve üzülenler de şu bildiğimiz dindarlar değil;
Belki adlarını bile duymadığımız Sartre gibi dinsiz insanlardır.
Kim daha iyi bilir insan kıymetini insandan başka ya Rabia?
 
veysel menekşe 16-09-2009, 08:34:33
Ekmeksiz yaşanır Allahsız yaşanmaz ama..Bu böyledir diye de;
İnsan ekmeksiz bırakılmaz ya Rabia!.
Ne inanç bu kadar pahalı; Ne de Allah bu kadar ucuzcu değildir.
İnsanı insanlığından eden bir sefalet tanrının kutsadığı bir sefalet değildir.
İnançla eylem arasındaki ilişkinin anlamsızlaştığı nokta tam da bu noktadır işte.
Bizimle beraber aynı sofra da oturup doygunluk sevincimizi paylaşmayan bir Allah ve..
Yine bizimle beraber yaşadığimız bir kıtlıkta acılarımıza kayıtsız kalan umursamaz bir Allah!.
Tasavvuru bile bunalıma sokar insanı..
Bu kadar değersiz ve önemsizsem.
Varlığımın anlamı ne?,
Allah'ın İnsan üzerinde bunca ısrar edişinin bir karşılığı olmalı değil mi?
Gani nasıl gani ve müstağni nasıl müstağni?
İnsan hala bu noktada o kadar cahil ve o kadar duyarsız ki.
Hedef istikamet bağlamında bir inançtan söz ettiğinizde dinlemiyor bile.
Ali Şeriati'yi kahreden asıl dert te bundan başkası olmasa gerektir ki;
Kevir'e sığınıp Kariz' e saldırmaktan başka bir çare de bulamamştır ya Rabia!.
.....
Niçin Kevir?
Ne bir köy ne bir kasaba ne bir şehir.
Ne bir tapınak ne bir korunak ve ne de bir ses.
Derin KİMSESİZLİK hali.
Hacer ve İsmail hali.
....
Hal...Boşluk..
...
Ne bir iz..Ne bir yol..Ne bir vaad ne bir telkin ve ne bir öğreti..
Tam ademiyet hali..
..
Kimseden fayda yok.Kendinden bile..
...
Kalakalırsın..
...
Sonra ..Son bir çırpınışla..O'na
..Yönelirsin
.........
Devamını sen de bilirsin ya Rabia!..
....................................
 
veysel menekşe 16-09-2009, 09:09:42
Öyle bir yöneliş öneriyordu ki tıpkı Ebu Cehil gibi haykırıveriyordu cümle tapınak şövalyeleri..
Tapınak Rahibleri,kahinleri ve hahamları ya Rabia!..
---Sen..Senn..Ne dediğinin farkında mısın?'..
.................................................................
Tümüyle...Bütünüyle farkındaydı ne dediğinin:.
Bu yüzden de...
Pariste değil..
Kendi ülkesinde öldürüldü ilkin..
Tıpkı Ali'si gibi..Ebu Zer'i,Hüseyn'i,Muhammed'i gibi..
Kendi ülkesinde öldürüldü ilkin..
........
Ne demişti Aişe hatırlayalım...
---Elbisesi eskimeden şeriatı eskidi...
Ne diyelim?.Aferin mi yoksa vay be mi?
Vay beni vaylar beni.
......
Devrim yıllarında ben; bidiğin sünni-hanefi ve hatta ülkücü-mukaddesatçı bir adamdım.
Devrimden önce şimdi bildiklerimden tamamen bi haberdim.
Humeyni'nin(r.a) Tevzihul Mesailinden artı -eksi yüzde on fazla bir şey öğrenmedim.
Duruşu yetiyordu.
Fakat yetmeyen bir şeyler vardı.
Öz'e Dönüş'ü okuduğumda özüm titredi özüm..
"İşte bu!" dedim "işte bu!"
"Devrim'i yapan Öz-gür Ruh bu!."
.......
Hala O Ruh' un öğrencisiyim ya Rabia!..
......
Ve bu yüzden kırgınım Qum'a..Necef'e..
Bir nebze bile halühatrın sormadıkları için..
......
Daha neler söylerim neler de..
Moderatörümüz rahatsız olmasın diye bağrıma taş basmaktayım ya Rabia..
Dahası senin bile rahatsız olmayacağın malumumuz değildir .
Ve bir hatırlatma sana..
Suç o lolitalarda(!) değil..
Anne ve Babalarda ya Rabia!..
Anla gari..
Wesselam!..
 
veysel menekşe 16-09-2009, 09:52:11
Dipnotlar dolayımında bir iki söz daha söylemek isterim.
Uyuşukluğun ve Uyanıklığın müsebbibleri kimlerdir?
Her şey yolundayken uyuyan ve uyutan ruhani ile;
Dış saldırı karşısında safi mücahid ve hakiki alim kesiliveren molla;
Aynı kişiler midir?!
Aynı kişiler se bunda bi tuhaflık yok mudur?
Essah insan olmak için birileri (yabancılar)in saldırması mı gerekir?!
Herhangi putperest bir kavmin animistik şamanından ne farkı kalır bu durumda ;
Müslüman essah bir mücahid alimin?
Suçu gerçekliğin üstüne yıkarak;
Öğretmenimiz hangi gerçeklikten kaçıp kurtulmaya çalışıyor?
Düşman yenildi.Ülkeden Çıkarıldı..Ne yapmamız gerekir!?
Öteki'nin canına okunmuş ve aziz milletimizin kahraman evlatları..
Aslaa unutulmayacaak ve yeni zaferlereeee!.
Falan fişmekan sadaqallahülaziym!.
....
Bu mu dur?!..

Bu değildir..Bu olmamalıdır..Bu olamaz..
Yarın öbürgün gelirler.
Aynı teraneleri senin kahraman evlatlarının cesetlerinin üzerine basa basa söylerler.
Sadece roller değişmiştir.
Durum aynı durumdur.
Şark Cephesinde de değişen bir durum yoktur.
Analar asker doğurmaya devam ediyordur ve.
Allahtan kimsenin uyandığı filan da yoktur.
......".Zaferlerini mağlublarına armağan eden bir evin çocukları " müstesna....
Bu sözümü iyi sakla Rabia!.
Bütün medeniyyetler bu evin çocuklarınca bina ve inşa edilmiştir...
Devil ' in Devletlu zalimlerince değil..

Bu düğümü Rafsancani de çözemez...Musevi de..Ahmed-i Nejad' ta.
İşin aslını hepsi biliyor da...
Amma velakin!
Wesselam!...
 
veysel menekşe 16-09-2009, 11:10:20
"Biz' i Biz yapan Kitab" yorumunu unutmadım Rabia!.
"Boş gözlerle birbirine bakanlar Kur'an ayetleri okunduğunda..." yorumunu da unutmadım..
Ancak;
Öğretmenimizin Hacc anlatımında.
"Tavaf' ı yarıda bırakıp; Kufe'ye doğru yola çıkan Huseyn' in ..."
Ardından boş gözlerle bakan hacıları da hiç mi hiç unutmadım muhterem Rabia!.
İman ve Eylem arasındaki yabancılaşmaya ve..
Kendi İnsani Hakikati'ne yabanıllaşmaya dair bundan daha çarpıcı bir örneklemeye de.
Kırk yaşıma kadar rastlamadığımı da unutmadım.
İman. İstikamet.Eylem..
Bizim üç bacaklı kuşumuz olmasındı sakın?.
Demir,Terazi ve Kitap dahi..
Damul Ordumuzun Medinesini inşa eden üç kanatlı anka kuşumuz olmasındı sakın.
Hüseyniye-i İrşadda kesin Buddha Dersleri okutulmalı ve .
Sosono 'ya da Jumong' a da aynen rahmet okunmalı değil midir.?
"Zaferlerini Mağlublarına Armağan Eden Çocuklar'ın Ev' i"
Yeryüzünün heryerinde biteviye -bıkmadan usanmadan -kendini doğurup, kendini yoğurup,
Kendine doğrulup..Yola koyulup..
Hepimiz için yorulup.
Kendisi için bir an bile "uhh!" çekmeden;
Bir aferine bile layık görülmeden..
Uğruna ölüp ölüp dirildiği insan tarafından habire yerle bir ediliyor sa.
Ne yapmak gerekir Tapınak Mü'minleri'ne surat asmaktan başka ya Rabia..
Denizler İmparatoru..
Liman Şişmanlarına yenildiyse..
Hangar farelerinin bunda hiç payları yok mudur?..
Meğer ki Tapınakta yüz kerre iki püklüm..Meğer ki bin kerre mihrabta yüzükoyun..
Neye yarar ki?..
Yüzssüzlüğünü artırmaktan başka?
Ha?!
 
rabia 18-09-2009, 06:29:21
''keşke herkes aynı Tanrıya inansa.Yeryüzü cennet olurdu''Cemil Meriç JURNAL
Herkesten farklı olmak ısdırabların en güç tahammül edileni,hayat bizim gibiler için bir zilletler zinciri...
Hak söz kimi rahatsız eder ki!!!yanlışları tatlı niyetine altın tepside yemektense,gerçekleri acı zehir gibi katre katre yudumlarım daha iyi...üstad Necip Fazılın dediği gibi,BEN BU BELAYA FEDAYIM...gölgeler hakikat diye kucaklanmaz.en azından ben bunu yapamam.gerçeği yalnız gerçeği....yaksa da içimi,savursa da benliğimi....ben yalnız bunun peşindeyim.isyan koksa da nice sözler,söylenmekten çekinilmemeli,moderatörü bilmem ama ben dinlerim.aynı çığlığı ta yüreğimin derinliklerinden duyar hissederim....çünki,
İsyan bir ümit çığlığıdır,ancak ölüler isyan etmez...
 
rabia 18-09-2009, 06:56:54
Allah nerde mi....O'nun beni beklediği yerde....adı yok!adresi yok yalnız
ora var...ve ben oranın neresi ol-ma-dığını çok iyi biliyorum...geriye gerçek yolun belirginleşmesi kalıyor...e bu da bişey...saf saf koşmaktansa,ağır ve emin adımlarla yürümeyi yeğlerim...
 
veysel menekşe 21-09-2009, 06:03:03
Acil..Acil....Acil..

Ali Bulaç ; "henüz iyi göremiyor !" yorumumuzdan sonra .
Arka arkaya dört önemli makale yayınladı..

-Gelenekler ve Onları Koruma Hakkı

-İnsan: Allah' ın Muradı

-Bizim Bir Hikayemiz Var

-Şeytan Niye Secde Etmedi?

Sevgili öğretmenimiz Ali Şeriati' nin; (r.a.)
"Ben ve Biz" ; " İslamda Ahlak Felsefesi" ve daha geniş olarak İSLAM ŞİNASİ anlatılarından yola
çıkarak halen kavramlaştırma çabalarını sürdürmeye çalıştığımız sahih insani öğretinin-- İslam 'ın---
bundan sonra evrileceği süreçlerin idrak- ı müdrike' sine dibace olabilecek bu önemli makaleleri mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum..
Konjonktür dayatmasından bağımsız ve salt kendi (BİZ) olarak konuşup yazabildiği anlarda ...
Hakikatin dili olabilmeyi başarabiliyor Ali Bulaç..
Kendisine muhalefetimin nefsi olmadığını artık anlamalıdır Ali Bulaç..
Ve fakat...
Biz'den Ben'ler ' i zikretmeden; Onlar'ıın -politikleşmiş- bir öğrencisi olduğunu da deklare etmeden...
Konuşup yazmaya devam etmesinin de nefsi olmadığına ....Bizleri ikna edebilmelidir Ali Bulaç..
Bu ikna ediş yükümlülüğü diğer Ali 'ler için de geçerlidir..
Akşamdan sabaha kimseye haber vermeden ve sebeb-i aslını da izah etme gereği duymaksızın...
O gazete senin bu cemaat benim köşe kapmaca oynamalarının da bir hakikati olmalıdır.
Ve bu hakikat açıkça anlatılmalıdır..
İnsanı razı etmeden Allah'ı nasıl razı edeceksiniz Ali Bey?..
Namaz kılarak mı?
Ha ha ha!,,
Wesselam!...

 
veysel menekşe 21-09-2009, 06:43:12
İnanç ve Eylem arasındaki yabancılaşmaya ilişkin olarak kendi ülkesinden örneklemeler sunuyor sev-
gili öğretmenimiz..Bu sunuşunu da sıradan insanlar üzerinden yapıyor. Oysa sıradan insanın yapıp etti-
ği ; alim ve aydınların önerdiklerinden başkası değildir..Sıradan insan yoğun emek insanıdır. Yoğun dü
şünmek onun işi değildir.İlm öğrenmek(taklit) farzdır.İlm öğretmek (maarif) farz-ı kifayedir.
Farz-ı kifaye mükellefi ailm ve aydın kifayetsiz se mukallid ne yapsın?!.
Cenaze namazı herkese farz değildir.Doğrudur.Ve fakat cenaze namazına gidenlerin bu namazı doğ-
ru dürüst öğrenip bu şekilde kılmaları da her halukar farz-ı ayn dır.
Alim-Aydın ne yapar?!
Konjonktürün dümen suyunda emsile bina mı okur;
Yoksa konjonktüre rağmen hakikatin türküsünü mü söyler?!.
Bildiği ile amel mi eder;
Yoksa bilinen amelleri eksiksiz ikmal edip; kendi zanlarını bilgi diye bize kakalamaya mı kalkar !.?.
Ayağa kalkın ey alimler!..Ey aydınlar!..Cevap verin!..
Yolculuk nereye?!.İstikamet ne üzre !. Hedef nedir?! Amaç ne içindir?!Eylem nasıldır?!..
Ve siz ey !..Edibler!..Şairler!..Hatibler!..Alimler!..Muallimler!..Arifler!..Muarrifler!..
Ve siz ey erbab-ı kalem ve kelam-ı kibar sahibleri!...
Ne için varsınız?.Kim için varsınız?.Nasıl varsınız?!.
Nasıl yaparsınız ve Nasıl yaşarsınız?!..
Ve nasıl yaşatırsınız öldükten sonra bu halkın gönlünde kendinizi?!
Hala beğenmediğiniz şu eski gönül sultanlarımızı aşamadığınızon farkında değilmisiniz?.
Yazık size yazık!..
Wesselam!....
 
veysel menekşe 21-09-2009, 06:56:36
Eynimizde bir avuç alıcımız vardı..
Onlara emanet ettik..
Bir Çuval Buğday İçin..
Çok açtık.. Çok yoksulduk..
Aman vermiyordu Ali Kıran Baş Kesen..
.........
Buğdaya gönderdiklerimiz..
Buğday kapısına bile gitmemişler..
Öğrendik.
Arpacıları görünce arpalıklarına aşık olup;
İki evlek arpalığa satmışlar bizi..
Lakin ay dostlar, ay canlar!..
Çok geç öğrendik..
Çok geç öğrendik..
Yazık bize!..Hayıf bize!..Vay bize!..
Wesselam!..
 
veysel menekşe 21-09-2009, 07:50:40
Söylemiştim.
Doğru söylemek yetmez.Doğru durmak ta gerekir..Doğruyu doğru yerde doğrultmak ta gerekir.
Söylemiştim.
Doğru yer; doğru yol yoksa ; dostdoğru' yu bizzat doğurmak gerekir.Bizzat ta yoğurmak gerekir.
Söylemiştim.
Doğru' yu söylüyor ama doğru durmuyor; doğru yerde durmuyor...Ali Bulaç..Sezai Karakoç..Ali Ünal..
Söylemiştim.
Doğru da söylemiyor..Doğru da durmuyor..Giysilerimizi çalmış rol kesiyor..İsmet Özel..Necip Fazıl ve
Yakın zamanlarda Nihat Genç.
Söylemiştim.
Doğru söylediler.Doğru eylediler vefakat herkesten evvel terk-i diyar eylediler.Mehmet Efe.H.Albayrak
Söylemiştim.
Bu Ülke' de İran'dan evvel bile bir İnsani- İslami Devrim(inqılab) olmadıysa,Olamadıy sa..
Şu bilinen kanaat önderleri; parti liderleri kesin suçlu ve kabahatlidir.
Said Nursi..S.Hilmi Tunahan..H.Hilmi Işık..Necmeddin Erbakan..Alpaslan Türkeş..Muhsin Yazıcıoğlu..
Fethullah Gülen.Mehmet Zahit Kotku.Enver Ören..Ahmet Kabaklı..Taha Akyol..Aydın Menderes ve
Bunların dümen suyunda milleti onlarca yıl uyutan şairler, edibler,köşe yazarları,talkshowcu şiirciler..
Söylemiştim.Hep söylemiştim.
Ama kim dinlemişti bencileyin baldırı cıblak üç beş ukala dan başka?!
Hiç kimse!
Şimdi de kalkmış Allah'ın Murad'ı (Muraz-ı İlahi) üzerine Din ve Ahlak Dersleri veriyor Ali Bulaç.
Yaptığım kimi hicvi eleştirileri de ciddiyet adına yayınlamıyor Haksöz Sitesi'nin sevgili editörü.
Ne yapayım ?Kime ne diyeyim?!
İyi ki bu site var ve benim ve Bir-i Ali'm de bu site oldu sanki.
Wesselam!..
 
veysl menekşe 21-09-2009, 08:33:57
Doğru yerde doğru durmak doğruyu dostdoğru olarak yaşamak ve yaşatmak ne demektir?!
Dost-Doğru diyorum kardeşler!DOST- DOĞRU diyorum.
Lafı dolandırmaya gerek yok.
Bizim aydınlarımızın doğruları bu ülkenin insanlarına dost olabilmeyi bir türlü başaramamıştır.
Niyetleri mi yoktu yoksa cesaretleri mi orasını da siz deyiverin gari.
Ne İŞÇİLER arasında toplu grevler'e sözcülük ederken gördük onları.
Ne de insan hakları ihlallerinde gözcülük ederken.
Allah'ın Murad'ı insan; onca zulme onca hakarete ve hak ihlaline maruz kalırken.
Senin onlar arasında onlarla beraber değil de.
Cemaat evinde,tekkede veya münzevi sokak mescidlerinde ahşab işlemelerie bakarak.
Eski zaman hülyalarına dalarak ve geçmişin görkemine ağlayarak kıldığın namaz;
Şimdinin murad-ı ilahisine ne kadar uygundur bayım?
Tahran'a su deposu yapmak -evet- saçmalıktır da.
Ali Şeriati okuyup; Fethullah Hoca Edebiyatı va'z etmek ne kadar makbul ve münasibtir acaba?
Çarşafların içinden sadece sigara dumanları çıkmıyordu bayım.
Gül yağı şişelerinden ve Zemzem Bidonlarından da.
Foşur foşur CocaCola fışkırıyordu.
Peki ne yaptınız siz bu durumda?Hangi doğru inancı hangi doğru eylemle sonuçlandırdınız?!
Grevlere vb. hak talebi eylemlerine katılmadığınız gibi.
Domuz yağı kullanmayan ama insan emeği yağını kullanmaktan asla çekinmeyen.
Kimi fabrikatörlerin lehine ve onların çıkarlarının yanında.
Allah'ın Muradı İnsan rağmına murada uygun namaz kılmak!
Vay be!
Murada bak hizaya gel be!
Wesselam!
Be!..
 
veysel menekşe 21-09-2009, 09:26:52
Dost-Doğru olamadıkları gibi ; Doğru zamanda; Doğru zeminde ve hiç değilse DOST olarak.
Doğru eylemlilikleri bizim için bizim aramızda dillendiren İNSANTARAF ADAMLARIN.
Deist'liklerinden dem vurup İslami Dersler vermeye kalkmaları yok mu bir de üstüme iyilik sağlık!.
İnsanı testemelli kahırlandırıyor bu haller ey sevgili kaariler!.
Ahbarilere dahi rahmet okutacak bu Usuli şark kur(t)nazlıklarına ne diyeyim ben sayın abiler!
Yahu!.Deistler'e ders vermeyi bırakın da;
Bu adamlar bu dersleri nereden almışlar onu öğrenmeye bakın.
Kıraathanelerde,çayocaklarında,cami avlularında, otobüs duraklarında ve berber dükkanlarında ve ;
Doğu ve Güneydoğudaki köy kasaba ve mezra evlerinde bu adamlar konuşuluyor ve medhediliyorsa.
Bu adamlardan(TARAF CAMİASI ve ALTAN ailesi) alacağınız bir ibret bir ders yok mudur?!
Onların kılmadığı namaz sizin kıldığınız namazdan daha uygun değil midir muraz-ı ilahi'ye?
"Darbe'ye Karşı Ses Çıkar!" Mitinglerinde de göremedik sizi.Hangi cennetteydiniz bayım?!
(Bu arada Trakyalı Ebu Zer ve Obruklu Molla Sadra ile Çamlıbelli Yalnız Efe Rabia'ya da sorayım bari)
Siz de mi hiç sesinizi çıkarmadınız yoksa?!
Demek ki neymiş sevgili Habil-i Mert kardeşim benim?!
Deli Veysel hocanız; şu bildik eşşek herifiniz;Lan memediniz.
Ses duyduğunda ;Seslenilensiz bir çığırış duyduğunda.
Koşuverirmiş etiketine bakmadan ETİK-ET ' inin onuru hakıyçün de ;
Göremezmiş numunelik te olsa ne bir müslüman aydını ne bir slogancı islamcıyı.
Yaa!.İşte böyle!
Wesselam!.
 
veysel menekşe 21-09-2009, 10:48:01
Işıl ışıl parlayan o güzelim gözlerle ve hafiften çatılmış meraklı kaşlarla annesine yönelip :
--- Allah nerede anneciğim ?!.diye soran yumurcağını; bağrına sımsıkı basıp; öpüp koklayıp sonra da
o meraklı yavrucağın minicik ellerini avuçlarına alıp; o yumucuk parmacıklarını anne yüreğine bastırıp:
--- İşte burada tatlım !..İşte şuracıta.!.Tam da buracıkta hemincik !..diyerek;
yavrusunu öpücüklere boğan ve böylece yanıt veren anne ne güzel bir anne ve ne güzel bir öğret-
mendir ah bir bilseniz..
"Alemler'e sığmam;mü'min kulum'un; İnsan dostu'mun kalbine - gönlüne sığarım!.."şiarının yüzlerce
yıllık mümessillerini bir çırpıda şirkle itham edip yargılı-yargısız infazlarla katletmek kolaydı da..
Cebr ü kahr ile Babalanıp o insan'ın kalbine girebilmek o kadar kolay mıydı acaba?..
Selefi söylemin molla kasımları evvel emir kendilerini sigaya çekmelidirler.
Günümüz molla kasımları da hakeza öyle.
İkiyüz yıllık veryansın içimizdeki hiçbir yangını söndürmeye güç yetirememiştir.
Devlet ve İktidar gücüyle söndürülemeyecek kadar yanıp tutuşan bir kalbi bir gönlü vardır insanın.
O'nun derdinin ilacı ne Mekkede; Ne Kabe'de ne de Hac'dadır. İktidar tahtında (tacda) da değildir
O' insan'ın ilacı.Mucize ve keramette (sacda) hele hele hiç değil.Ali Bulaçta mı peki?.Olabilir.Ancak..
Kendi içiyor değil ki bu ilacı !Nerde kaldı bize içirebilmeyi başarabilmiş olsun.
Ali Şeriati gibi ölmeden evvel ölmeyi göze alamayanlar;
Gözümüze girmek için boşuna çene yormak yerine..


 
veysel menekşe 21-09-2009, 11:39:49
Boşuna çene yormasınlar çünki onlar gibi çene çalmaktan başka birşey öğrenemeyen öğrencileri dahil hiç birini qaale alacak ne bir hevesimiz kaldı ne de bir takatimiz..Biz.Yeni ve ve daha güvenli ; daha sevimli ve ve daha sevecen ve ve insana daha daha yakın .Ve ve insana yakından da daha yakın ve ve insan düşmanı tanrı ve tanrılarından uzak mı uzak.Doğru Dostu ve Dost Doğru'su bir yol;
İnsan dolayımında ve İslam iç-eriminde ;Göz-erimi'nin ve gözetimi 'nin zirvesinde;Hem yolcusu hem taşıyıcısı olduğumuz-olacağımız bir yol'u handiyse doğurmak üzereyiz.Kendimizdölledik;Kendimizhamil'i olduk; kendimiz doğuracağız.Ebelere ihtiyacımız yok.Hele hele laf ebelerine hiç mi hiçİhtiyacımız yok.
Doğumevlerine(Tekke-Medrese-Üniversite) de gitmeyeceğiz işbu kerre..Bebelerimizi çalmanıza izin vermeyeceğiz artık.Üstü kapalı -dört duvarla çevrili ikna odalarınıza zebih vermeyeceğiz artık.Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz artık.Kan kaybından ölümümüz pahasına olsa da yapacağız bunu.
Kimimiz dağ başlarında çoban çeşmeleri başında doğuracağız.Kimimiz terkedilmiş köyevlerinin mahzun ocak başlarında..Ve çoğumuz Varoşlarda;Banliyölerde ve Bekar odaları garibliklerinde doğuracağız.En çok sokak çocukları sevinecekler kardeşlerinin doğumlarına.
Sır çocukları ve Kaldırım Kadınları sevinecek en çok.VE daha çok orospuluklarına seyirci kaldığınız orospuluklarınızı üzerlerine yıktığınız kadınlarımız .SEVİNECEKLERdaha çok ve kına yakacaklar ellerine.Siz eleriniz böğrünüzde beklerken böyle!..

 
veysel menekşe 21-09-2009, 12:22:01
Siz elleri böğründe beklerken böyle.Siz dilerinde cehennem; kürsülerden böğürürken böyle.
Siz murad-ı ilahi'ye münasib iki büklüm Caanımefendim eğilirken böyle.Kürt köylüsüne bok yedirilmiş
aman efendim birkerre bile adam akıllı dikilmezkene şöyle bir adam gibi adam misali öfkelenmezkene
böyle ve başörtüsünden başka kuş tanımazkene böyle ve ona bile sadece seyirciykene böyle ve.
Güneydoğu yanıyor amanın haydi Abant'a su getirmek üzre toplantı üstüne toplantıya koşuşup bir
damla su bile getirmeden Kebanı kurtarma derdine düşerkene böyle.Kendi yargıçlarınızın yüzüne tü-
kürmek yerine Berlin Yargıçları'na yüz suyu döküp dururkene böyle.Burnunuzun dibindeki bölge ca-
yır cayır yanıp dururkene en uzak yangın bölgelerine dikip gözlerinizi aah müslüman kardeşim timsah
gözyaşları dökerkene böyle.Kerbela'ya ağıt yakıp; Halepçe'ye ;Hama'ya; Diyarbakır'a ve Mamak'lara
ve Metrislere ve İkinci Şubelere ve bilmem kaçıncı faili meçhullere seyirci kalıp; Cahiliyye devri terane-
leriyle talael bedru ilahileri eşliğinde başlarınızı kumlara gömerkene böyle ve seküler -laik kafir avrupa
aydınları kadar bile cesur olamazkene böyle.ve SADDAM dan kurtulmak üzre Amerikalar ufku gözler-
kene böyle ve felluceler bombalanırken Kerkük derdine düşüp Kandil'li rasathanelerinden va-tanın bölünemez bütünlüğüne ayet ayet sure sure mekke-medine yürütüp ;oturduk yerde bilgi ve hik-met nutukları irad ederkene böyle.
Hangi murad-ı ilahi kardeşim?Sen söyle!
Ben bilmiyorum işte!
Wesselam!...
 
veysel menekşe 21-09-2009, 13:05:52
Ali Şeriati 'yi kendi coğrafyamıza kendi zamanımıza taşıyarak okumazssak; Ne anlamı kalır O'NA övgü
ler düzmemizin?! Safevi Şiiliği sadece İranda mı var?!Daha ala sı ve üstelik yaşanan güncel hayattan
tamamen kopuk ve yaşanan insani sorunlara da tamamen ilgisiz olarak ve her günü matem her yeri-
de matem yeri belleyerek..Herkesi şii yapmaya azmetmiş bu hazretlerin; herkes külliyen şii oluncaya
kadar yerlerinden kımıldayacakları da yok.İyi.Güzel.Hepimiz Şİİ OLALIM ve sonra da hazreti mehdi
bekleyelim.Zaten o da öyle diyodu "Babayızın uşağı var. Bekleyin geliyorum..Az sonra!."
Teoman Şahin ' in Şiileştirmeyi başardığı Çorumlu Kızılbaşlar;
Kızılbaş oldukları zamanlardaki kadar bile hayata ve onun müşküllerine müdahil değil iseler;
Bu şiiliklerinin çorum ve havalisi ahalisine ne faydası vardır ALLAH AŞKINA?!
Sünnilikle itham ettiğ HACI BEKTAŞ'ın hiç değilse bir duruşu bir tavrı vardı..
Şiileştirdiği Kızılbaşlarda ise hala tık yok.
HEDEF istikamet EYLEM inanç.İmar ve inşaa eden insani tavır; hal ve gidiş..Nerede?
Şiileşen SÜNNİLERse bir başka alem'!
Cenneti garantilemiş Ali ashabı gibi oturup; İran'ı burada yaşamaya ve yaşatmaya ahdetmişler.
İyi de efendiler bizim için hangi hayırlı ahsen ve salih amelleri yapmayı tasavvur ediyorsunuz?!
Ne başörtüsü eylemlerinde aktif bir tutumunuz var ne de Kürt meselesinde müdahil bir tavrınız.
Bu mu dur Alevilik; Bu mudur Şiilik?
Beğenmediğiniz hariciler kadar bile bir cesaret; bir cevvaliyyet?
Efendim?
..Wesselam !...
 
sivaslı alperen rabia 21-09-2009, 22:35:43
her canı yanan illa can yakmak zorunda mı?insan kendine bahşedilen NURU nasıl NARA çevirir.
gördüğü hakikate işaret ederken,parmakları gözlerimize mi girmeli davetçinin...herkesi böyle bozuk para gibi harcamak marifet mi?hakikatin dili bu mu?haklı olmanın da bir usulü yok mu??toptan kabulu topa tutarken,toptan red de neyin nesi???
hayır hayır...zehir olan hakikate amenna da,onu sunan zehirli eller öte gitsin....
''güzel bir söz ve dua,arkasından incitme gelen bir hayırdan daha iyidir''Bakara 263
(2temmuz anmalarında madımağın önünde yas tutanlardan biri de ben olacağım,buyrun gelin,belki insan onurunu,_savunduklarına bakmaksızın_koruyan sizden başka birileri daha olduğuna iman edersiniz.bekleriz)
 
veysel menekşe 22-09-2009, 07:35:16
Trakyalı EBU ZER doğru söylüyor.Çok öfkeliyim evet.Çok huzursuzum evet.Çok rahatsızım evet.Uzun yıl-
lar beni hasta etti evet.Uzadıkça uzayan gelecek zaman yolculukları beni deli; beni divane etti evet.Ta-
sarruf nedir bilmeyen ve o an için ömrünü leylasına tasadduk eyleyen şu mecnuni aklım evimi barkımı vi-
ran etti evet.Uzun seneler beni sabır taşı; tahammül kayası etti evet.ve fakat ve asla bu uzun seneler
şu uzadıkça uzayan gelecek zaman yolculukları beni asla yormadı vebundan böylede aslayoramayacak ey benim sevgili Trakyalı Ebu Zer dostum!.
Ben(Biz)kimin öğrencileriyiz ha !?
Al sana bir ünlem işareti daha!?..Sorgu işaretlisinden hemi de.Canım benim!..
Hep söylüyorum ve söylemeye de devam edeceğim!..
Biz...
Zaferlerini Mağlublarına Armağan eden Ev'in Çocukları..
Yenilgilerini Galiblerinin Yüreğine İndiren Rebeze Sürgünleri..
Beklentilerini Bekleyenlerinin Gözyaşlarına Sevda Kılmış Kerbela Yiğitleri..
Kevir İzcileri..Kariz Gözcüleri..Hüseyni İrfan Sözcüleri..
Kara Mucize'nin Kara Gözlü -Siyah Sancaklı Karbeyaz Yürekli Zulme İsyan Çocukları..
Bütün Zamanların Kara Afrika -Kara Kartaca-Kara Hacer-Kara Harlem-Kara Spartaküs-Kara Sabbah..
Kara Köroğlu..Kara Amerika-Kara Che-Erkekçe-Kara Meksika-KaraZapata-Vıva Qudüs-Kara Musa-
Ey ey ey'..Kızıl İsyan.Kızıl Hallac..Boydanboya Kızıl Sultan...Anadolu...Pir Sultan Abdal..Kızıl Harabi..
Vaya vay vay..!..Kara QUM..Kara Fehmidi..Ak Sakallı Ak Sancaklı..İnsan Kucaklı Ummi Humeyni...
Loy loy loy!..Şiwanperver Oy!..KaraSaid..KaraRıza.
 
veysel menekşe 22-09-2009, 08:22:59
Var mı öyle Zulme Rıza?!..Hey hey de hey hey!..Açılın Kapılar Adiloş Bebe..Kara Ahmed...Kızıl Arif..
Yeşil Düş..Yeğin düş yiğidim yeğin düş!..Yakışmaz bize düşüp te kalmak..Yeğin davran..Yeğin kalk..
Yeğin yürü..Yeğin yırtın ..Yeğin koş..Yeğin Seyirt..Yolda kalmaz bu beyit..Kaside-i Su..İşin doğrusu..
İnsan Yolcusu....BÜTÜN AKARSULAR AKAR HUSEYN'E DOĞRU...
Yorulmak ha?!..
Dur bakalım !..Başlamadık daha...Başlamadık bile daha..
Biz var ya canım ciğerim Habilim !..
Biz başladık mı bir kerre..
Kesin bitiririz...
Ve kesin güç yetiririz buna inan..
Biz kadim çöl denizcileriyiz..
Kem küm etmeyiz..Apaçık kesin direniriz..Sabrın aslı esası nedir ne değildir biliriz biz..
Aman veririz ammaa aman dilenmeyiz biz..
Kalbimizde gönlümüzde Allah var bizim Allah!..
Boru değil oğğlumm!..Allah var diyorum..Deletme adamı aslanım.!..
Bilmem neyin genel müdürü bilmem k,min hizmetli umum işleri hususi hademesi olacağız diye..
Allahını kitabını satıveren reyyuslardan mı belledin sen bizi aslanım!..
vah zavallı insan kardeşim benim vah..!.
Biz yorulmadık yavrucuğum!..Asıl sen bundan sonra yorulmamak için dişini tırnağına tak ta..
Kitap hatmetmekten nutuk hıfzetmekten takati kesilmiş yorgun teokratlardan olmamanın bir yolunu bul-
da amel vakti tefsirul bilmem ne başında uyuyup kalma sakın tammam mı benim canım?!.
Uzuuuun yıllar boyu bitmek bilmeyen uzzuun mu uzun tefsir dersleri, hadis dersleri, fıkh -kelam dersleri
ve bittabii...
satır bitti..
yorum yarıda kaldı amma .
yorum bitmediiii....


 
veysel menekşe 22-09-2009, 09:09:23
ve bittabii.Bütün bir ömür boyu devam edecek olan bu bi türlü bitmek bilmeyen kur'an derslerinde başarıgeydedebilmek içün;altyapıyı sağlam tutup üst yapıya mehcub olmamak içüün evvel emirde ne yapmak lazım gelür benim cahil kardeşim!..Helbet Arabçayı iyicene bellemek; ahiren Farsça ve bilahireh te ibranice ve aramice ile de biraz ülfet eylemek gerekür kim murad-ı ilahi ye muhalif bir mana'yı es kaza ağzımızdan kaçırıp; ilim alemine de rezil rüsva olmayalım yani..E bitti mi?. Bu kadar mı?..Ne var bunda canım mı diyorsun?Hayır bitmedi..ALLAH'IN ilm'i biter mi kardeşim?Mizan tefsiri var fizan tefsiri var.Elden ele gezen izan tefsiri var.Mealler de yanlış tercüme edilmiş sayın abiciğim bütün mealleri karşılaştırmalı olarak okumak gibi azim bir lüzumiyet var.Hadislerin kahir ekseriyeti de mevzu olduğundan naşi hadis allamesi olmak gibi bir mecburiyetimiz var.Geleneğimizden kopmamak lazımdır yani ve osmanlıca metinleri dahi şöyle adam gibi iyicene bir süzgeçten geçirip ve üstadım mirimefendim benim ondan sooracığıma efendime söyleyim nebileyim işte böyle bereketli bir cihad-ı azzam ile itmam edip iki günlük yalan dünya ömrünü ya allah cennete vallah billah sadakallahülaliyyülaziym!.
İşte ben.
Böyle yapmadımHabilim!.BöyleyapanlaradahepitirazettimHabilim.Buyüzdendirbirkenaraçekilmekliklerim ve arkamdan itilip kakılmaklıklarım..Olsun.Durduğum kenarda kenardı yani. BirebirKewirkenarı..Tastamam Dicle-Fırat Kıyısı.
Bu yüzden yorulmadım işte.
Sürünsem de yerlerde.
Wesslam!..
 
veysel menekşe 23-09-2009, 04:38:05
Acı söz ve azar; ardından ihanet gelen bir şerden iyi dir.
Güzel sözler ardına gizlenip nice güzellerin ırzına geçen nice çirkinler görmüştür Acı Söz ve Azar.
Hakikati bozuk para gibi harcayanlar;
Hakikatin eli kolu bağlı oturmayacağını;suspus yayılıp yatmayacağını -tecrübe ile sabit- pek iyi bilirler.
Hakikat cennet satan- insan pazarlayan ferisi bir papaz değldir.
Zehirli eller kendilerini altın kupalarda sunmayı pek iyi bilirler.
Şifalı eller tenezzül etmezler böyle kur(t)nazlıklara, böyle canbazlıklara.
Nur' u Nar'a çevirenler bellidir.
Nar'ı Nar'a tıkar hakikat!......Nur'u da Nur'a !..
R. Ozan Kütahyalı cehenneme ; O'nu herkesin gözü önünde döven de cennet 'e !.?..
Hakikat'in miğdesi kaldırmaz bunu!..Asla!..
Hakikat can yakıcıdır daha çok.
Tatlı ve Ilık Sularda pişen bir can'a rastlanmamıştır henüz..
Kokuşması da cabası..
Canı çok yananlardan başka ;can derdine düşenlerden başka yaman bir hasmı da yoktur hakikatin.
Ruşen'in gözünü çıkaran Hakikat değildir.
Mütecevizlerine aşık olmaz hakikat.
Bolu Beyleri'ne kısas bihakkın elzemdir.Fil hakika farzdır.
Birçok muhabbeti bir arada maharetle bir kalbte avutmalara da güler geçer hakikat.
Yalancı Ben' in bir çok aşığı vardır..Bir maşuğu bir maşukası var mıdır bilinmez ama..
Hakiki Ben'e Hakiki bir öğretmen yeter diyordu öğretmenimiz...Ali Şeriati 'miz..
Göz kararmasına söz uyarması kar etmiyor sa; göz çıkarması da gerekebilir.
Kendini kendinden çıkarsamayan göz hiç değil se yan bakmasın Hakikat'e..
Ayan beyan gelsin üstelik

 
veysel menekşe 23-09-2009, 05:25:20
Ayan beyan gelsin üstelik!.
Çamlıbel se çamlıbel; Alperen se Alperen!.
Çamlıbel gömleğiyle dağa çıkıp; Hızırpaşa Libasıyla düze inmez hakikat!..
Hakikatinden kuşkuya düşürüldüğü duruşlar karşısında ..
Kendi duruşunu bir mühlet ertelese de--mehletse de--..
Bıyık altından gülümsemekten de geri durmaz Hakikat!..
Anlaşılmışlığına ikna edilse bile tetik durmaktan da geri kalmaz Hakikat..
Yüreğine taş gibi değen çok güller ağırlamıştır yüreğinde hakikat...
N'apsın?..
Cebren' i yoktur hakikat' in....Hilesi de..
Dahası ve daha da dahası Zehir filan da değildir hakikat...
KENDİSİNİ BİR BADE İÇİNDE SUNUYOR FİLAN DA DEĞİLDİR ÜSTELİK..
Kimsenin kapısına varıp tarafgirlik filan da dilenmez o.
Dilenci değildir hakikat..
Dileyenler kapısını tıklayabilir..Buna bir şey diyeceği yoktur ammaa !...
Kendini bedavadan tepe tepe kullansınlar diye de..
Hemencecik buyurediverrmez hakikat..
Ne postacı dır hakikat ne de kapıkulu..
Daima Tatar Ramazandır ve Daima Taptuk Emre..
Kazak Abdal'ı da unutmayalım..
Gandi'yi , Efganiyi ,Sabbah'ı,Malcolm'u ,Fehmidi' yi ,Cüheymen'i ,Don Fodio'yu,Lumumba' yı da ...
Unutmayalım ve yadedelim Ömer Muhtar'ı da..
Türküsü de Dua'dır Hakikat'in Şarkısı da Şiir' i de...
Pir Sultan' ı da analım. Joan Baez ' i ; Ferhad-ı İrani'yi ;Şiwanperver' i;Ahmet Kaya'yı da..
Tek dilden tek telden konuşmaz hakikat..
Övdük çe övdüğü gibi sövdükçe sövmeyi de bilir hakikat..
Öznesiz nesnesiz övmediği gibi..
Öznesiz nesnesiz de sövmez hakikat..
Mesnedsiz meymenetsiz hele hele hiç..


 
veysel menekşe 23-09-2009, 06:11:39
Hakikat rağmına toplu kabülü topluca topa tutmaktan başka bir yol yoktur.
Toplu kabul müsebbibleri tek tek -birbirinden bağımsız-konuşuyorlar değildir..
Okuyucu ve izleyici daima pasif içici' dir..Redlerinin veya kabullerinin bir sesi yoktur.
Bu yüzden seslenilensizdirler..Hakikat onlara ses ve nefes olmayıp ta ne yapacak?!
Mustafa Yılmaz tam zamanında imdadına yetişmiştir seslenilensiz garib bir sesin..
Garib garib sesler ; sevinçli iç nefesler çıkarmasındı da ne yapsındı bu garib?..
Ne Alperen'i?.Ne Ahisi?!.Ne Akıncısı!?. Ne Sağcısı?!.Ne Solcu'su?Ne Ülkücü'sü?!.Ne Nurcu'su?!
Ne Süleymancı'sı?!.Ne Liberal'i?!..Ne Sosyalist' i?!.Ne Şii'si ?! Ne Selefi'si?!NeDoğucu'su?!NeBatıcı'sı?
Hala mı aynı tas aynı hamam kardeşim?Nasıl OkuyorsunuzÖğretmenimi?!NasılanlıyorsunuzA.Şeriati'yi?
Şimdi biz de Ali Şeriatici mi olduk?!
İyi !.Tiz haber verin de HOİ ciler gelsinler kafamızı kırsınlar canımıza okusunlar.!!.İyi mi böyle?!.He?.
Doğrudur!..Kabul ediyorum!..Suçluyum!..Ve çok kötü berbat bir adamım ben!.
Zehirli ellerle dolaşan;ağulu dillerle konuşan aşağılık pisliğin tekiyim ben.
Davetçi değilim dai değilim gassalın elinde meyyit fedai
değilim.
Kim n'etsin beni?.
Ne kimseyi iktidar'a taşır taht'a oturtur sözlerim;
Ne de sırtına bindirip çarşıya pazara bezirgan götürür dizlerim.
Hiç bi boka yaramam ben!..
Anladın mı sayın Alperen!?.
..................
 
veysel menekşe 23-09-2009, 07:15:42
Madımak'a davet ediyorsun beni öyle mi?!
Merak etme?!
Madımakları yakanlar Madımaklarda yananlardan daha çok doldurular Madımak Meydanları'nı..
Cumhuriyet Mitingleri Meydanlarını doldurdukları gibi tıpkı..
Hakikati gören gözleri kim kör edebilir ki.?!
........
Hakikat'e davet gerekmez...Kendisi gönderir kendi hakikat çığlıklarını..
Görür se kendinden bir parçanın gurbette can çekiştiğini..
El an ordadır bir Hıdr-ı Sada gibi..
....
Hakikat va'd etmez!.
Kesin yapar.
...
Vadi Şairleri gibi de konuşmaz hakikat.
Derin Susma (N.Pakdil) yı da bilir...
Yeğin Coşmayı da..
V.M.
......
Hakikatin kurulu-kurgulu bir dili yoktur ki!..
Ne öyle şu bildik kurumlaşmayı önemser ne de kurum kurum kurumlanıp kırıta kırıta sırnaşmayı..
Kimseyi tavlamak yahut avlamak gibi bir derdi de yoktur.
Kalabalıklara ihtiyacı yoktur hakikatin..
.......adamlar lazım değildir Hakikat'e.
.......İnsanlar zaten Hakikat'in kendisidirler.
Bu yüzden habireha yalnızlaşır hakikat ve..
Katledilir kalabalıklarca.
.....
Ağzı kalabalık sövgüler icra etmekten de geri durmazlar bu kalabalıklar her nedense.
Gerçi meddahlıkları da böylesine kalabalıktır ya!.
Her neyse.
Yine de .
Gülümseyerek ölür ve bekler hakikat.
Galibiyetlerini Mağlublarına Armağan Eden Ev'in .
Sırasını bekleyen çocuklarını.
Umutla. Devrimle.Ve KESİN MUTMAİNLİK içre.
....
Toplu kabüle kapılmış hakikat parçacıları'nı da.
Bit Pazarlarının ve Hurda Depolarının nostaljik cazibesine rağmen.
Reddedmeye devam edeceğim.
Biline ve deng durula!.
Wesselam!..

 
rabia 23-09-2009, 21:18:49
''uslüb ve yaklaşım sorunu diğer bütün sorunlardan önemlidir''demiş BİR ABİMİZ Haksöz haberin yorum bölümünde....acaba ordaki efendi kişiliği burda da görmek için yine editörün uyarısı mı lazım...neyse bu son yorumum zaten.rica ederim bulaşmayın.bana atıfta bulunmayın...ellerinizden öper,son derece haklıyken sizi yanlış konuma düşüren hatanızı göstermesi için Rabbime dua ederim...
yanıldığını kabul etmek,yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir...cemil meriç bu ülke...tek kızmadığınız adam bu...inşallah sözünü dikkate alırsınız...HİLM...ile
 
veysel menekşe 24-09-2009, 09:44:39
Uslub ve Yaklaşım Sorunu dğer her sorundan önemlidir evet.
Ve fakat ne'lik sorununu gözardı eden bir BEN 'in ; üslub ve yaklaşım sorunu 'na;
Hangi içerim ve dolayım mihverinde atıfta bulunması gerektiğini de iyice düşünmesi ve.
Acul cevaplardan kaçınması gerekir! di.
"Zehirli Eller" itham' ı çok ağır bir ithamdır ve muhatabınızın suskun kalamıyacağı kadar ;
BİZ dışı bir ukde 'nin dışa vurulmuş horgörüsünü de bünyesinde barındırmaktadır...
Efendile ' diğiniz kişilik şu sözlerin de sahibidir :
Durum ' a karşı Durum ; Duruş ' a Karşı Duruş !.
Anında ve El an !......Beklemeksizin !.. Derhal !..
BİZ 'den olma ihtimallerine mehletmek müstesna !..
Siz 'e bulaşmak ta ne demek?..
Dokunulmaz bir SİZ 'liğiniz mi var?!
O halde tekrar ediyorum sayın SİZ !..
Ayan beyan anlatın kendinizi!..
Ali Şeriati 'mizi... Alperenler 'e zebih etmeyiz biz..
Diğer bilmem ne erenlerine zebih etmediğimiz gibi !..
Wesselam!...
...............................................
Esfel-i Zeyl :
Bana bulaşabilirsiniz..
Her yanım bulaşık zaten...
Tercih sizin..
Wesselam!..
.................................................
Sen bizi anlamamışsın Rabia !..
Ah!..
Budala yüreğim benim !..
.................................................
Meded ya Meryem Annem !..
................................................
Sana Selam olsun ya Rabia !..
Sana Selam !.
Ol
Sun.


 
veysel menekşe 24-09-2009, 10:34:59
Hala yüzümüz kızarık dolaşıyor ve .
Şööyle göksümüzü gere gere - gülümseyen bir özgüven ; rahmeden bir vakuriyet dolayımında.
Dolaşamıyorsak şehrin kenar mahallelerinde ve ve ana caddelerinde ve ve ana meydanlarında ve ve
Hala görevlerini yapmamış - yapamamış mahcubiyetler içinde eğik ve utangaç.
Yerden kalkmıyor - kalkamıyor sa başımız başlarımız.
Ve hala ayaklarımız boşlukta bibirine dolaşıyor sa ve dillerimiz ağzımızda şişmiş ve paslı ve pelesenkse
ve dişlerimiz kenetli ve suskunsak biteviye bitkin edebler adına ve dokunulmaz hazretler huzurunda esatiri evvelin Üst Ad 'lar 'a hürmet namına haram sa konuşmak hala onlar rağmına .
Ve öğrenmişsem öğretmenimden bu mukaddes zevatlar rağmına cesaratle konuşmayı ve ve hala
KONUŞMA SUS LAN lar 'a rağmen ; Zehir-zıkkım ithamlara rağmen, konuşmayacaksam hala ve hala
dil-i göçmüş zamanlara ve dilinden geçmiş şimdiki zigindirik zamanlara "zihi ! zihi !"zünnar bağlayıp
ziril yağ çekip üstü başı yiril yiril yingilbaş dökülüp dolaşacaksam hala ve ve "herşeye rağmen yaşa-
mak güzel hoş görmek gerek !" boşver aslanım boşver git sen de hayatını yaşa bu dertleri tasaları do-
kuz talaq ile boşa haşa sen mi kurtaracaksın Allah'ın Dinini Kabesini git kendi develerini kurtarmaya bak Abdulmuttalib akıllı adammış herşeyden de kıllanmayı bırak kel başa şimşir tarak ne gerek bak Barak Obama da ne güzel tarak vuruyor zülfüyare dokunmadan tereyağından kılçeker gibi yaşamak var aslanım yavelerine kulak asıp inkar edeceks
 
veysel menekşe 24-09-2009, 11:22:28
İNKAR edeceksem kendimi YAZIKLAR OLSUN BANA diyecektim amma ondört karakter kala kahrından dondu klavye de ben de pür telaş içre bastım yorum gönder'e ve çektim gönder'e isyan bay-rağını da kızdım Cemil Meriç dahil cümle kızgın yüreklere bir daha ve AFRİKA durur iken ve beyaz
adam kudururken AVRUPA' ya gitmek niye?!
Solukaldım nokta virgül takmadım bir sigara bile yakmadım kendi canım yakmaktan başka kimse canın
yakmadım Anadolu şahid olsun İran Turan şahid olsun Urumeli Balkan TUNA ;DİCLEFIRATşahidolsun;BİZ 'den Biri 'n üzmekten maada hiçbir şeyden korkmadım lakin üzmek üzülmek te gerekirmiş aksi haldeaksi istikamet üzre tepetakla cümbürcemaat cennet sanıpcehennemikutsayarak bu günlere gelinmez-di hafız sanıp haramiyi hıfz-u hikmet silinmezdi alel acel onun bunun hanesine dost evidir girilmezdi kösoturup kös düşünüp ipe unlar serilmezdi.
Koca karı kadar bile şu cesaret yok mu bizde deyip duran şu garibe böyle bühtan edilmezdi.
Wesslam!..
 
rabia 25-09-2009, 12:52:39
kastetiğiniz ukde ve horgörünün zerresini taşıyan yüreğin ilk celladı ben olurum
 
rabia 25-09-2009, 12:55:50
sandığınız durumun bende olmadığını savunuyor olmaktan dahi haya ediyorum...ithamınız öylesine değersiz ve lanet bir konuki aksini isbatlamaya kalkışmak bile çok yersiz
 
rabia 25-09-2009, 12:57:31
Allahım iki müslümanın bunları konuşuyor olması ne acı,ne utanç verici...AYNI olanı AYRI olmaya iten bu lanetlik nerden geliyorki
 
rabia 25-09-2009, 13:00:46
ukde asıl sizin yüreğinizde abicim..kim kaşının üstünde kara var dese''tabi ben hasmınızım,ağzımla kuş tutsam kar etmez''tavrı...benim derdim uslübunuzla..kendimi savunma acziyetine girip daha da fazla küçülmek istemiyorumm.bunları konuşmak,bu ayrılıksı ifadeleri duymak nasıl da yakıyor beni
 
rabia 25-09-2009, 13:03:56
ve bunların olduğunu hatırlamak...harameyndeki acım tazeleniyor...hiçbir iranlının yüzümüze bakmaması,bütün gülümsemelerimin karşılıksız kalması...ve bir filistinli kızın onlar şii derken yüzünün aldığı ifade....yarıldım ki ne yarıldım...namaz vaktiydi yanlışlığını ona anlatamadım...kayboluverdi
 
rabia 25-09-2009, 13:08:49
birlikte iken böyle ayrı durmanın,bunu becerebilmenin bir örneği var mıdır yeryüzünde...
Ravza da kendisine yerimi verdiğim iranlı kızın tek cümlesi''tasannu''oldu.baktım aval aval...kendisine iyilik eden birinin sünni olabileceğine inanamıyordu..._sizin inanamadığınız gibi_şaşkınlık içindeydi yaptığım karşısında...ona ''SİSTER ONLY SİSTER''dedim gülümsedim..
 
rabia 25-09-2009, 13:18:12
keşke o ayet gelseydi aklıma ve haykırabilseydim orada...şuan size haykırdığım gibi
MÜMİNLER KARDEŞTEN BAŞKA BİRŞEY OLAMAZLAR.....
lütfen sizde yarmayın beni,yakmayın içimi...tam da unutmuşken aşılmaz zannettiğim bu ayrılık zilletlerini, yeniden yeşertmeyin ümitsizliğimi...bana ümit ışığı yakan,BİZ i yeniden varedebilmenin heyecanını yaşatan varlığınızdı,gel gör ki yeniden yaşadım kabedeki yalnızlığımı...
 
veysel menekşe 25-09-2009, 18:17:40
Üzdüğüm müslüman; övgüler düzdüğüm Çamlıbell'i Yalnız Efe Rabia Hatun sa.
ALLAH beni bağışlasın.Onlarca kez özür dilerim.
Helallik için (ister se) hizmetçiliğini de yaparım.Sırtımda bile taşırım.
Ancak üzdüğüm kimse.
Dost Doğru'su olmayan aydın kepazeliklerine yönelttiğim Doğru Dost' u reddiyelerime;
Alel acele "zehirli eller" ithamını yapıştırıp;
Bu sözde aydınların avukatlığına soyunan şu bildik alperenlerden bir alperen se.
Üzülmesine sevinmesem de üzdüğüme de üzülmem!
Lanet okuyacak kadar bir kötülük te yok ortada.
Müslümanlar dobra dobra konuşmak yerine ima ile konuşmayı meslek edinmeselerdi.
Şu lanetli çağları yaşamak zorunda kalmazlardı.
Rabia Hanım!Rabia Bacım!.Rabia Kızım!
Senin yüreğindeki sızı benim de sızım!
Sen beni kendi anlam dünyanda biriktirdiğin ve sahiblendiğin anlamlar dolayımında değil de.
Benim anlam dünyamın ne anlama geldiğini anlamaya çalışsaydın.
Ne sen üzülürdün ne de ben bu kadar acı çekerdim!
Ben senin bildiğin islamcı tatlı seslerden değilim Rabia!
Bu siteye tesadüfen tesadüf etmeseydim yıllar süren suskunluğumu bozacak ta değildim.
Acısını bağrına bastırıp umutlarını geleceğe yolcu eden eskimiş bir yeryüzü yolcusu olarak.
Kendi münzevi künc-i dil-i viranesini mülk-ü süleyman'a değişmeyen kanunsever bir ehl-i muhabbet
olarak yaşamaya devam edecektim.
Ama ben bu sitede bir ses duydum ve bir nefes hissettim ensemde.
Bigane kalsaydım varlık sebebimi inkar etmiş olurdum.
2OOO KARAKTER olsaydı ne olurdu sanki şu sayfa da ....
 
veysel menekşe 25-09-2009, 19:03:33
KABE'de senin yüzüne bakmayan o şiiler beni hiç mi hiç enteres etmiyor Rabia !
Öğretmenimin yüzüne baka baka bir hal oldular da bir senin yüzün mü kaldı bakmadıkları.
Ben hala oradayım Rabia!Huseynim'in ardından baka kaldıkları yerde.
Ben Kabe'nin kara taşları ile kara örtüsü ile bu acımı dindiremem Rabia!
Meğer ki bütün Hacılar yüzümü seyre dursun.Meğer ki kucaklanmaktan cılkım çıkmış olsun.
Abdülaziz'in o mülk'ü yerin dibine girmedikçe mesud olacak değilim.
Herkes Qudüs derdine düşmüş.
Benim yüreğimde Hacer İsmail ağlıyor;Muhammed ağlıyor;Fatıma ağlıyor;Ali ağlıyor.
O Kabe'nin üzerinde ezan okuyan Bilal ağlıyor.
Mekke ve Medine sürgünümüz;Kerbela ve Kufe sürgünümüz bitmedi hala.
Sen HACC 'ı okuduysan mutlaka ağlayarak okumuşssundur Rabia!
Sende o yürek var.Kesin biliyorum bunu.
Ama ağlamak için okunacak bir kitab değildir o kitap ya Rabia!
Lütfen yine yanlış anlama ve alperenlik taslama.
Söylemek zorundayım kusuruma kalma.
Öğretmenim hala dost doğru olarak anlaşılamamıştır.ANLA.
Ve ben.Şu zehirli eller(!)sahibi adam bu saatten sonra hala onun öğrencisi olarak değil;
Onu da aşmaya -yaşamayı umup ta yaşamayadıklarını yaşamaya ve yaşatmaya -didinen.
Bir öğretmen olarak -onun yetiştirdiği bir öğretmen olarak- konuşmak zorundayım.
Bu; öğrencilikten daha çetin bir üstleniş olup;
Başaramamanın sorumluğu da bir öğrencinin kendine raci başarısızlığı gibi hafif değildir.
Nihayet;
Çamlıbelli Rabia'ya özür; Alperen Rabia'ya selam olsun bu sözlerim.
Wesselam!

 
veysel menekşe 26-09-2009, 05:37:22
Kimi kaariler Rabia Hanım'la içine düştüğümüz cedelleşmenin anlamsızlığına ve faydadızlığına kani olmuş olabilirler se de ben bu kanaatte değilim.Cedel her zaman tarafların kendi izzet-i nefisleri adına yapılmaz.Hakikatin de bir izzet-i nefsi vardır.Bu izzet-i nefsin O'na sahib çıkanlar tarafından savunulması gayet doğaldır ve başkabir seçenek de yoktur.
"Mü'minler Kardeştir" emir ve ilkesini bilmeyen yok ve fakat ancakhangi iman'ıkardeşleriolduğumuzdan ya haberimiz yoktur yahut birbirimizi yeterince tanımıyoruzdur.Eğer şukanaatteysekyanıldığımızınresmidir:
Ülkemizde ve halkı müslüman coğrafyalarda herkes bihakkın mü'min ve herkes alelıtlak kardeştir.
Lakin iç ve dış düşmanlarımız vardır ve bunlar aslında olmayan sahte sorunlar icad edip bizi birbirimize
düşürmek için yapay sorunlar üretiyorlar ve biz bu tuzağa kolaylıkla düşüveriyoruz.Yapmamız gereken biricik şey üç maymunu oynamaktan ibarettir ve biz bu oyunu rahatlıkla oynayabiliriz
Kazın ayağı hiçte öyle değildir ey kaari.Sorunlarımız ne yapaydır ne de sahtedir.Dış güçler tarafından ih
raç edilmiş filandadeğildir.
Kabe'de bile birbirinin yüzüne baktırtmayan gerçek sorunlarımız vardır ve öyle sevgili kızımızRabia'nın
haykırması ile hallediliverilecek cinsten filanda değildir.
Bu Kur'an belki harfen tahrif edilmemiş harfiharfinede tastamam elimizin altındadır vefakat veancak;
Bu Kitab'ın Din'i İslam; Örfen ve tarifen kesinlilkle tahrib ve tahrifedilmiştir.
55 karakterkalanesöyleyimdeRabianıngönlünühoşedeyimbilemiyomkine!
 
veysel menekşe 26-09-2009, 06:26:41
RABİA'nın Biz'denliğinden kuşkum kalmadı......Artık o'nu kızdırdığım zaman beni rahatlıkla dövebilir .
Kesinlikle el kaldırmam..Ağlayıp zırlama hakkına daima sahibim ama. Bu da bilinsin.
Öte yandan Biz'den olan Ben'lerin de Biz'den olmayan isimleri Biz'den sanma yanlışlığına düşüp.
kullanmamaları gerekir.Alperen ismini kullanmakta ısrar etseydi ;
kesinlikle cevap vermeyi sürdürmezdim.Acziyetime hamledimesini göze alarak üstelik!.
Bir söz; bir çuval inciri berbad etmiştir.
Bir yığın söz de iki çuval incir getirmemiştir.
Böyle anlaşılmış olduğu anlaşılmıştır.
Böyle anlaşılıp anlaşılmadığına bakılmış;bakılıp bakılmadığına da bakılmıştır.
Yine de deng durula.
Bizden'dir diye ne ihmal edilir ne de başıboş bırakılır.
Sevgi ve saygılarımı -hususi hürmetlerimi-arzediyorum hürmetli Çamlıbelli Yalnız Efe Rabia Khatun.!
Bir daha böyle lanetli manetli konuşma e mi?.
Umarım nar'ı nur'a çevirebilmeyi ikimiz de başarabiliriz!.
Wesselam!..
....................................
Veysel Veli Dede Berkit..
Sevgi muhabbet ve ırahmatla ve biraz da binbir zahmatla geldi.
Boy boyladı soy soyladı..
Çamlıbelli YALNIZ EFE RABİA KHANIM SULTAN -KHTUN ANA...ad uyladı.
Ay gördüm Allah!..Amentübillah!.Ay' ımız kutlu olsun, ağzımız dad 'lı olsun..
Toy Toyladı ve...
Dost Doğru' su Hay Huyladı
Ümmet-i Muhammed'e mübarek olsun mirm efendim!
Wesselam!.
........
Esfel-i Zeyl:
Dad ; adalet ve ALLAH manasına gelir aslen.
Ağzımız dadlı olsun demek ne dimek olubtur varın siz deyverin gari.....

 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 2]
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 2) : Ben ve Biz
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 3]
İSLAM BİLİM; DERS-6 (Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-2
İSLAM BİLİM; DERS-12 [Bölüm 2] / MARX’IN HAYATININ ÜÇ DÖNEMİ
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 1] / Kur’an ve Öğretiler Açısından Tarih
İSLAM BİLİM; DERS-1
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 1) - Hac; Tevhid ve İslam’ın Özdeş Cisimlenişi
İSLAM BİLİM; DERS-6 (Bölüm 1)
İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 4]
İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR / 23.03.2009 DAN İTİBAREN
İSLAM BİLİM; DERS-7 (Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 4]
İSLAM BİLİM; DERS-5 ( Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 3)
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 2]
İSLAM BİLİM; DERS-7 (Bölüm 1)
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 4) - Cehalet, Çıkar ve Korku; Beşeri Sapmanın Temel Etkenleri
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 4)
İSLAM BİLİM; DERS-12 [Bölüm 1] MARX’IN HAYATININ ÜÇ DÖNEMİNDE MARKSİZM
İSLAM BİLİM; DERS-3
İSLAM BİLİM; DERS-4
İSLAM BİLİM; DERS-5 ( Bölüm 1)
İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 1] : TOYNBEE’NİN TEZİ VE “TARİHİN HAREKETE GEÇİRİCİ ETKENİ”
İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 3]
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 3) - Alinasyon
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 1)
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM