ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Kendisi Olmayan İnsan

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 1] / Kur’an ve Öğretiler Açısından Tarih

Bugün, İslam-bilim planının ikinci bölümüne, yani ideolojiyi koruyan ve tevhidin dünya görüşü üzerine ku­rulu o üç sütunun açıklamasına geçiyoruz. Bu üç sütun, şekilde şöyle gösterilmiştir; Ortadaki sütun insandan ibarettir. Sağdaki sütunu tarih, soldaki sütunuysa top­lum oluşturmaktadır.

 

Kural olarak insandan başlamamız gerekiyordu. Çünkü öncelikle insanın kim olduğunu, bu büyük düşün­ce tasvirinde, bu öğretide nasıl algılandığını bil­mek, onun öz ve gerçeğinin nasıl çözümlenip anlatıldığını kavramak durumundayız. Daha sonra da insanı tarih­te ve toplumda tanımalıyız.

 

Bu üç sütunda, ortadaki sütun olan insan, felsefî yö­nüyle, yani bu öğretinin kendisine özgü görüşündeki in­sanın hakikati, özü ve gerçek anlamı olarak tanınmakta­dır. Bu sütunda insan, soyut bir gerçek olarak, tümel ve zihinsel bir cevher biçiminde ortaya çıkmaktadır. Tarih felsefesinde insan, zamanda, zamansal hareket duru­munda; sol sütundaysa insan, toplumsal sistem içerisin­de ya da toplumsal şekliyle betimlenmiştir.

 

Dolayısıyla, insanbilimde, soyut insandan söz edil­mektedir. Her iki yanındaki iki sütundaysa insan, özdeş, gerçek, dışsal olarak ve zamanda ya da toplumda gerçek­lik kazanmış durumuyla açıklanmaktadır. Kural olarak, öncelikle, insanın tümel anlamda ne olduğunu bilmek durumundayız. Daha sonra da insanın tarihsel yüzünü bir sütunda, ardından toplumsal yüzünü başka bir sü­tunda açıklamalıyız. Bu, inceleme, araştırma ya da öğretimin mantıklı kuralıdır. Ama hangi mantıktan söz edi­yoruz? Bizim şu anda benimsediğimiz mantıktan; benim açıkladığım, bütün zihinlerin beklediği mantıktan; zi­hinlerin alışılagelmiş mantık yönteminden söz ediyoruz. Mantık yöntemi ya da mantık, ya da mantıksal bakış ve­ya -Avrupalıların deyişiyle- Descartes mantığı dediği­mizde ister Doğu’da -özellikle bugünkü İslam uygarlığın­da- ister Batı’da olsun, biçimsel [formel] mantık ve soyut aklın mantığı olan Aristo mantığı amaçlanmaktadır.

 

Ne ki bilim, özellikle de insan bilimleri, yeni yönte­minde Aristo mantığı kalıplarından kurtulmaya çalış­maktadır. Şu anlamda ki “önce insan tümel olarak ta­nınmalı, sonra da özdeş biçimiyle tanınmalıdır; önce in­sanın soyut gerçeği ortaya konulmalı, sonra da zaman­sal, mekânsal, toplumsal ya da bireysel veya tarihsel ger­çekliği ortaya konulmalıdır” diye dile getirilen o mantıksal gereğin tersine yeni bilimsel görüş, insanın ya da baş­ka bir fenomenin ve başka bir bilimsel konunun soyut gerçeğine varmak için tümelden başlanmalı ve başlan­gıçta soruna soyut, genel ve tümel felsefî şekliyle girilmemelidir. Önce özsel gerçekliği tanıyıp sonra da tikelleri ve özdeşleri ele alma zorunluluğu yoktur. Tersine, de­neysel yöntem olan genel bilimsel araştırma ve inceleme yöntemi, Aristo mantığının tersine, tikel ve özdeş ger­çekliklerden başlamamızı zorunlu görmektedir. Yani ör­nek olarak, insanı tanımak istediğimizde, önce insan gerçeğinin tümel bir tanımını -insan şöyle bir varlıktır, şöyle bir hayvandır, diye- vermeye çalışan geçmiş âlimlerin yaptıklarının tersine, bugün, var olan insanı, soluk alan özdeş insanı, yürüyen insanı, yaşayan insanı dakik, somut, deneysel ve özdeş olarak incelemeli, sonra da nokta nokta tanımalı ve ondan çıkardığımız gerçekliğe, hakikate, yasalara ve bağıntılara dayanarak tümel ve gerçek anlamda adı insan olan o şeye ulaşmalıyız. Dış­sal gerçekliği bulunan bu insanı nerede bulalım? İki yer­de; Biri tarihte, ötekisi de toplumda.

 

Şunu apaçık aklî değil apaçık bilimsel bir ilke ola­rak kabul etmeliyiz; Toplumun dışında, tarihin dışında insan yoktur ya da varsa bile biz tanımıyoruz ve şimdiye dek insan adıyla tarihten soyut olarak, toplumun dışın­da böyle bir varlığı tanımadık, görmedik. Bu yüzden, eski ve yeni felsefede şimdiye değin insanın ne’liği ve nasıllığı konusunda yapılan ve insanın tarih ve toplum ötesi soyut gerçeğini incelemeyi amaçlayan bütün tartışmalar, te­melsiz ve gerçeklikten uzak tartışmalar olup tümü felsefî tahayyüller ve zihinsel kurgular biçimini almıştır ve hiçbir düğümü çözmemiş, hiçbir bilinmezi açığa çıkar­mamıştır. Hatta bugün, bu gerçeklikten başlama görü­şünün, hem dilbilgisi öğreniminde, hem de çocukların eğitim ve öğretiminde yaygın olduğunu görüyoruz. Şimdi hala akıllarımıza egemen olan eski mantık [yani Aristo mantığı] şunu söylüyordu; Önce, anlatım yapısının temel taşı, söyleyiş ve cümlenin temeli olan kelimenin ger­çeğini tanımalı, sonra kelimenin mantıklı bir tanımını vermeli, daha sonra da çeşitli türlere -ad, eylem, harf, zarf, sıfat vb. diye- ayırmalıyız. Sınıflandırmayı yaptık­tan sonraysa her bir kelimeyi ayrı olarak, soyut biçimde, yani cümle dışında, metin dışında, anlatım dışında ve kullanım dışında anlamlandırmalıyız; tıpkı ‘dictio­nary’lerde ve sözlüklerde adlandırıldığı gibi [sözlükler­de kelimeler, soyut biçimde anlamlandırılırlar]. Çocuk bunları tanıdıktan sonra “Söz grubu ya da cümle kur” ya da “Söz grubunu ya da cümleyi ayrıştırıp çözümle” diyo­ruz. Oysa bilimsel yöntem, öğrenciye öncelikle cümleyi öğretmeyi gerektirmektedir. Çünkü cümle dışında keli­me yoktur, cümle dışında kelimenin anlamı yoktur;· bi­zim varsaydığımız hayali zihinsel bir görevdedir kelime. Gerçek ve somut varlık taşıyan kelime, cümle adı verilen gövde içerisinde varlık, anlam ve ruh kazanır, anlamı ak­tarır. Bu yüzden, öncelikle cümle tanınmalıdır ve algıla­nan cümle, ayrıştırılıp çözümlenmelidir. Bir kişinin gö­zünü ya da bir kişinin beyninden bir hücreyi çıkarıp alır­sak, bu gözün ya da hücrenin bir anlamı olmaz. Bunlar, ancak gövde içerisinde anlam kazanırlar ve niteliklerini ortaya koyarlar. Bütün toplumsal konularda ve bütün insanî bilimlerde durum böyledir...

 

Bu yüzden önce olgusal insandan başlamalıyız, var olan insanı tanımalıyız. Sonra da felsefî soyut biçimiyle insanın genel tanımına varmalıyız. İşte bu yüzden tarih­ten başlamalıyız işe. Ne ki burada, insanın, özdeş biçi­miyle, tarihte ve toplumda olmak üzere iki yerde var ol­duğunu söylediğimiz halde niçin toplumdan başlamadı­ğımız sorusu gündeme gelmektedir. Fakat bu ders bo­yunca, olgusal insanın toplumda değil tarihte tanınabi­leceğini ortaya koyacağız. Çünkü tarihsiz toplum, son­suz yönünde akış durumunda olan gerçekliğin bir kesiti ve parçasıdır sadece. Şu anlamda ki biz, onca kilometrelerce uzunlukta çeşitli yataklarda, çeşitli topraklarda akmakta olan bir ırmağı bir noktada durağan olarak al­gılarsak bu, eksik bir algılamadır ve insanın bir yanıdır. İnsan, tam gerçek anlamıyla toplum değildir; toplumda da değildir. Tersine, sonsuzluktan geçip şu ana dek akıp gelen zaman boyunca akan bir ırmaktır ve onu tanımak içinse bu dizgenin gidiş çizgisini izlemek, doğuşunun başlangıcından başlayıp çeşitli gidiş çizgileri boyunca, çeşitli iniş çıkışları, aldığı değişik biçimleri şu ana dek adım adım takip etmek, onunla birlikte gelerek özdeş gerçek insanın boyutlar dizgesini tanımak gerekir.

 

Dolayısıyla, konuları bilimsel yöntemle incelemek is­tersek, önce insanı tarihte tanımalı, sonra da toplumda tanımalıyız. İşte o zaman, soyut felsefî biçimiyle insanın genel gerçeğine ermiş oluruz. Burada benim işim, araş­tırma değil öğretim olmakla, yani anladığımı aktarmak olmakla birlikte öğretim işini sürdürürken kullandı­ğım ve kendisinden yararlanarak bu sonuçlara ulaştığım araştırma yöntemini öğretimde de yansıtmayı arzuluyor, böylece sizin, hangi yöntemle, hangi araştırma biçimiyle bu sonuçlara ulaştığımı bilmenizi istiyorum.

 

Konferansların -neredeydi bilmiyorum- birinde belirttiğim sözel bir güçlüğümüz bulunmaktadır. Bu güçlü­ğü burada yeniden dile getireceğim. Çünkü tarihe ilişkin tedrisimiz süresince, bu söyleyiş ikircilliği açık anlatımı engellemesi ve yanlış yoruma ve anlamaya yol açması olasıdır, hatta kesindir. Bu güçlük, hem bizim dilimizde­ki, hem de Avrupa dillerindeki tarih kelimesinde var olan ikircillikten ortaya çıkmaktadır.

 

Avrupalılar his­tory ya da histoire dediklerinde, bizse tarih dediği­mizde birbirinden ayrı olan iki anlam dile getirilmiş olur. Bu iki anlam birbirinden ayrı olduğu için kimi zaman bir yazar ya da konuşmacı tarih ya da histoire derken başka bir anlamı amaçlamışken, dinleyici ya da okuyucu öteki anlamı aklına getirmiş olabilir veya bunun tersi de olabilir.

 

Bu yüzden, güçlüğe düşmemek için, tarihin hangi anlamları taşıdığına, ikircilliğin nereden kaynaklandı­ğına şimdiden açıklık getirmeliyiz. Bu konuyu ben ilk kez Gurvitch’ten duydum. Daha sonra, Raymond Aron’un Tarihsel Vicdanın Boyutları -ki çok kapsamlı ve incelenmeye değer bir kitaptır- adlı oldukça önemli ki­tabının girişinde bu konuyu kendine mal ederek dile ge­tirdiğini ve bunun başkasına ait olduğunu söylemediğini gördüm [Anlaşılıyor ki orada da bu tür şeyler yapıla geli­yor]. Ben, bizim dilimizde de aynı güçlüğün bulunduğunu, yani tarih için kullandığımız kelimede de onların dile getirdikleri güçlüğün tıpkısının söz konusu olduğu­nu gördüm. Bir bilimde bir kelimeyi, bir terimi kullandı­ğımızda, kimi zaman bu terim, bilimin konusunu, kimi zaman da bilimin kendisini anlatmaktadır. Bilimse, bili­min konusundan apayrı birşeydir. Bilim, dışsal bir şeyin ve dışsal bir gerçekliğin benim [insan] kafamdaki zihin­sel betimlenişinden ibarettir. Bu, bilimdir ve o dışsal şey ve dışsal gerçeklik bu bilimin konusudur. Örneğin gör­düğümüz binalar bir bilimin konusudur. Oysa mimari ya da arehiteeture, fennin ve bilimin kendisidir. Bilimin konusunun ya da bir tekniğin konusunun bilimin kendi­sinden, tekniğin kendisinden farklı olduğunu ve ayrı ad­lar taşıdıklarını görüyoruz. Tıp dediğimizde bilimin adını anmış oluruz. Bu bilimin konusu ise insan hasta­lıklarıdır. Coğrafya dediğimizde bilimin adını belirt­miş oluruz. Konusu ise yer ya da güneş sistemidir; sözlükte yer amaçlanmış, sonradan anlam genişlemiştir. Fizik bilimdir; doğa ise konusudur. Kimya, bilimin kendisi­dir; öğelerse onun konusudur.

 

Tarihte böyle değildir. Oysa öteki insanî bilimlerde böyledir; Örneğin, toplumbilim bir bilim olup konusu toplumdur. Ama tarih dediğimizde, ister Avrupa dille­rinde, ister Arapça, Farsçada [ve Türkçede] olsun hem bi­limin kendisi, hem de bilimin konusu anlaşılır. Bu güçlü­ğün ortaya çıkmaması için tarihi, konusu anlamında kullanıyoruz burada. Dolayısıyla tarih dediğimizde amacım, insanın şu ana kadarki geçmişi ve zaman bo­yunca, beşerî yazgıda ve seyirde akıp giden gerçekliği amaçlıyorum ki bu gerçeklik, tarih ilminin konusudur. Bizim, bu akışla, bu dışsal gerçeklikle, bu konuyla ve bu gerçekle ilgili edindiğimiz algı, bilgi ve zihinsel betimle­meyi anlatmak istediğimde tarih ilmi ya da tarih felsefe­si diyeceğim. Öyleyse burada birlikte şu antlaşmayı ya­pıyoruz; Soyut anlamda tarihten söz ettiğimizde tarih ilmini, tarih felsefesini, tarih sanatını, tarihin şiirini de­ğil, tarihin konusunu söylüyoruz [tıpkı yeri konu edi­nen ve bilim adı olan yerbilim gibi], tarih ilminin konusu­nu kastediyoruz. Tarih ilminin kendisinden söz etmek istediğimdeyse, tarih ilmi ya da tarih felsefesi diye be­lirtiyorum.

 

Fakat tarihte büyük bir devrim gerçekleşmiştir. El­bette burada tarihten amacım tarih ilmi ve tarih felse­fesidir. Bu devrim, tarihin -yani tarih ilminin- tavrında, gidişinde ve âdetinde ortaya çıkmıştır; Tarihin aristok­ratik doğası, devrimci bir biçimde halkçı bir doğaya ve tavra dönüşmüştür. Aynı şekilde günümüz insanının gö­rüşü de değerlerde ortaya çıkan oldukça büyük ve gör­kemli bir değişimi kendisinde barındırmaktadır; ne ya­zık ki biz olaylar ve dünyaya egemen olan güçler konu­sunda yargıda bulunurken hep içinde bulunduğumuz ça­ğa karşı kötümserliğe kapılmaktayız. Oysa ben, kitleleri hesaba katarsak, insanlığın, adaletin, özgürlüğün ve hakperestliğin, bugün dünyada olduğu ölçüde asla taraf­tarı ve bağlısı olmadığına inanmaktayım.

 

Tarihe bir bakınız; Her birkaç yüzyılda bir kimi za­man bir yerde bir peygamberin çıktığını, birkaç yıl için, küçük bir grubun yüreklerinde insanlık, özgürlük, beşerî şeref ve kokuşmuşlukla savaşım duygusunu dirilttiğini, sonra da garip, mahkûm ve suskun bir biçimde yok oldu­ğunu görüyoruz. Mesajının evrensel bir yankısı yoktur. Daha sonra mesajı evrensel yankı bulduğunda bu, Peygamber’in kendi düşmanları aracılığıyla, bu dinin ruhanileri ya da halifeleri ya da varisleri adıyla gerçekleşmiş­tir. Ama bugün bu anlamlar, oldukça geniş ve güçlü bir biçimde insan kitlelerinin vicdanlarının derinliklerinde ufuklarda, ülkelerde, soylarda ve düzenlerde yayılmakta ve dünyanın bütün güçlerini tehdit etmektedir. Şu anda dünyada güç karşısında savaşan iman vardır. Dün­yada güç ve baskı cephesi bugünkü gibi olmamıştır; ama öte yandan hak ve adalet cephesi bugünkü kadar bilinçli azimli ve güçlü olmamıştır. Sadece bugün insan, dünya­daki hak-zulüm savaşında kesinlikle hakkın üstün gele­ceğine iman etmiştir. Dünyadaki zulüm kutbuna karşın sermaye, makine, bilimler, hileler, sanatlar ve tüm ola­naklar bu kutbun elinde olmasına, iman kutbu hala si­lahsızlandırılmış olmasına karşın yine de iman öylesi­ne güçlü ve bilinçlidir ve özveri ve isar’a eğilim öylesine azimle coşmaktadır ve insan, başarılı olacağına kesinlik­le inanmaktadır. Sadece bu çağda insan, dünyada adalet cephesinin kesin üstün geleceğine inanmaktadır. Tarih­te böyle bir duygu asla ele geçmemişti.

 

Adalet ve insanlığın yeniçağlarda dünya çapında el­de ettiği en büyük zaferlerden biri tarihin gidişinin de­ğişmesi olup bu değişim, insanların bakışlarının değiş­mesinden kaynaklanmıştır. Böylelikle temelde aristok­ratik değerler ve egemen değerler yıkılmış, eskimeye yüz tutmuş ve değerler -güçler değilse de değerler- halkın te­keline geçmiştir. Dün, halk içinden çıkmış bireyler bile kendilerini yalan yere egemen ve aristokratik değerlere bağlıyorlardı. Çünkü prestijlerini bu yolla sağlıyorlardı ve değerler onların tekelindeydi. Yönetilense değerden yoksundu. Ama bugün tam tersine, dünyada aristokrasi­ye ve egemen kesime mensup olan kimselerin kendilerini doğru ya da yanlış olarak halkın ve kitlenin değerlerine bağladıklarını görüyoruz. Bu yüzden, Batı’da sermaye­darlığın kurucusu ve koruyucusu olan en sağcı tutucu partiler bile, bir sosyal, bir demokrat, bir liberal ve bir popüler adının ardına düşmüşlerdir. Tüm bu yalan­lar, her ne olursa olsun halka ait olan bütün nitelik ve de­ğerlerin önem taşımalarından dolayıdır. Böyle olmasay­dı onları aldatma örtüsü olarak yüzlerine çekmezlerdi. En faşist sistemler bile -ne olursa olsun- sahte olarak kendilerini halka bağlarlar ve halkçı görünürler.

 

Bu bakış değişikliğinin etkilerinden biri de tarihin gidişinin değişmesidir. Tarih, tarih ilmi, geçmiş tarihi bi­ze anlatan ve aktaran o kalem, büyük olayların aktarıcısı olmaktan ve aynı biçimde güç odaklarının ve aristokrasi­nin hikâyecisi olmaktan başka birşey değildi. Sıradan bir bireyden ve sadece bireyden değil, milletten ve halk kitlesinden söz etmek, onun için anlamsız ve hatta utanç vericiydi. Şahname’nin altmış bin beytine bir bakınız -ki Şahname bizim tarihsel belgemizdir- altmış bin beyt, İran tarihinin başından başlayıp Sasanilerin sonuna dek olanları anlatmıştır. Tek bir yerde bile, İran halk kitlesi­nin nasıl yaşadığından ve bu sistemlerde, bu çağlarda on­lara ne olduğundan söz edilmemiştir. Siz şimdi, tarih ki­tapları adıyla elinizde bulunan kitapların topunu -evet hepsini- buraya toplayınız ve bu on bin sayfalık toplam­dan, hatta bu tarih kitaplarının nüshalarından halkın geçmişte nasıl yaşadığına ilişkin on sayfalık bir bilgi toplamaya çalışınız; sonuca ulaşamazsınız. Çünkü tari­hin kalemi, sokağa bir uğrayıp, kayıp yüzlerden ve sıradan insanlardan söz etmeye utanmıştır. Halkın sözünü kimse dinlemezdi. Aslında bu tür insanlar destanları ve hayatları anlatılacak değerde değildiler. Bay İhvan Umid’in, şiir kitabında Eski Kürk[1] adlı oldukça de­ğerli bir eseri vardır. Farsçada hiçbir eser, tarihi, bu gü­zellikte didik didik etmemiştir; Atalarından söz edip “Benden ve ailemden söz etmek isteyen tarih sadece ba­bamın kürküdür” diyor. Çünkü;

 

Bu akılsız, ahmak ve kalpsiz öğretmen; tarih,

Zaman zaman süslü defterini

Atalarımın perişan sergüzeştiyle ıslamak isteyince

Titremeye başlıyordu elleri

Titrek parmaklarında titriyordu kalem

Çünkü adil emirin sesi gök gürültüsünü andırıyordu;

“Hey! Nerdesin, sevgili amca? Yaz

Yeni ayı dün gece yarısı kullarımızla birlikte gördük.

Kırmızı yeleli kısrağımız sabaha dek tam üç kez doğurdu.

Hangi devirde olmuştur böylesi ya da öylesi; yaz.”

 

Bay Tarih bunları yazmış olmalıydı. Tarih konu­sunda bizim övünç duyduğumuz eserlerden biri olan Tarih-i Beyhakî’ye bir bakın; Tarih-i Beyhakî’nin içinde örneğin, çok yediği için Sultan Mes’ud’un sağlığı­nın kaç kez bozulduğunu tespit edebilirsiniz, ama tüm Selçuklular döneminde milletimizin ne günler geçirdiği­ne ilişkin tek bir bilgi bile bulamazsınız. İşte bu yüzden şimdi de tarihçilerimiz yine bu büyük ve tarihi araştır­malara [!] kendilerini kaptırmışlardır. Sayın Dr. Rıza Dâveri’nin, Edebiyat Fakültesi öğrenci dergisinde yayımladığı bir makalesini gördüm [O dergide birkaç ko­nuşmayı yayımlamışlardı, biri de onun konuşmasıydı]. Bu makalede Dâveri, Reşiduddin Fazlullah hakkında birşeyler yazmak istediğini, Edebiyat Fakültesi hocalarının son araştırmalarından birine baktığını, acayip zah­metler çektiklerini gördüğünü, Reşiduddin Fazlullah’ın -­örneğin- falan yılın Rebiülevvel ayının üçüncü gününde -­ki bütün tarihçiler bunda müttefiktirler- öldüğünü, gece mi yoksa gündüz mü öldüğünü araştırmak için bütün eski kaynakları elden geçirdiklerini, ama elbette bir so­nuca ulaşamadıklarını yazıyordu. İşte bunlar, tarihtir!



[1] Şiirin gerçek adı "Miras"tır [Bak. Ahir’i Şehname, M. Umid]. Şiiri aktarırken, konuşmadaki metinden değil, asıl metinden yararlandık [Farsça yayın kurulu].


         -        

 


Bu Yazı 11907 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 76 yorum yapılmıştır...

veysel menekşe 25-09-2009, 17:18:25
Ali k. ' ye hatırlatmalar:
Benim bu ders'ten- bu anlatıdan -anladığım şu dur :
Takdimi yapılan bu Tarih'in konusu BİZ değiliz. Bizim konusu -meful ' u- olduğumuz bu Tarih;
Biz 'i nesnesi olarak gören ve anlatan bir tarihtir.Kurulmuş bir cümleyi anlamak ve anlatmak yerine;
Kurgulanmış bir cümleye kelimeler uydurup bu kelimelerle tamamen nevzuhur -yalancı- bir cümle ku-
rup;Tarih'imiz diye yutturmaktan ibarettir şu Tarih dedikleri bilimsel(!)anlatılar.
Bu durumda Tarih içinde İnsan'ın (BİZ 'in) konumu nedir sorusunu sormaya gerek var mıdır?.
Eskilerin masalları ile Yenilerin Tarihi ' inin daima kavgalı olmasının nedeni de bu olmasın sakın?
Öte yandan.
Yenilerin Tarihi'ni yalanlayana kadar Eskiler' in Masalları'nın canı çıkmakta ve birkaç kuşak sonra..
Eskilerin Masalları'nın yerini; Yenilerin Tarihi alıvermektedir.Daha bir kaç kuşak sonra ise bu Yenilerin
Tarihi de Eskilerin Masalları'na dönüşüvermekte ve İnsan'ın Tarihsel Konumu'nun neliğine dair ipucu verebilecek sahih doneler se sis perdeleri arasında kayboluvermektedir.
Şu halde;
GELENEK TARİH DEĞİLDİR demişliğimin nedenlerine dair kimi ipuçlarını bu dersin sonunda el-
de edebilme şansını yakalayabildik mi sevgili kardeşim Ali k?
Sana ve senin gibi akademisyen kardeşlerimize çook önemli görevler düşüyor aziz dostum!
Sakın Prof. olamam korkusuyla ipin ucunu puştların eline verme e mi?
Ve sakın sen de "KONYA'LI AKINCI ali k." diye karşıma dikilip beni ele güne karşı.
MADARA etme tamam mı?
Wesselam!..
 
veysel menekşe 26-09-2009, 02:39:12
İran Kültür Müsteşarlığı'nın neşrettiği Name-i Aşina isimli mecmuada okumuştum.
İran Tarih külliyatında İstanbul ' un fethiyle ilgili bir tek malumat bile yokmuş.
Zavallı İranlılar 'ın Ortaçağın kapanıp Yeniçağın açılmasından hiç haberdar olmadıklarını öğrendiğim-
de onlar adına ne kadar üzülmüştüm bir bilseniz.
Demek ki neymiş efendim?Tarih denilen bilim ; bilim olmazdan evvel de zaten bilim falan değilmiş.
Ali Şeriati 'nin efsane ve masalları niçin daha çok önemsediğini de böylece anlamış oluyoruz.
Tarih kritikleri ve eleştirilerine rağbet etmeksizin doğrudan Tarih'in kendisine karşı çıkmak düşüncesi...
Ve/veya duygusu Reha Çamuroğlu tarafından da dillendirilmiştir.Babailer'den taraf olarak kaleme aldığı
ve heteredoksiden de söz ettiği ilgili kitabında Çamuroğlu şunları da söylüyor: "Babailer'e karşı Köse-
dağda Selçuklular paralı Frank askerlerini öne çıkardı.Tamamen zırhlıydılar.Ok ve kılıç işlemiyordu.
Babailer ise çoluk çocukları dahil silah olarak basit işlenmiş kılıç,mızrak okve yay kullanıyorlardı.
kazma kürek çapa ve sopa kullananlara da rastlanıyordu..Franklar önce tereddüd ettiler.Karşılarında
ordu değil kadın ve çocukların da bulunduğu her hallerinden köylü ve göçebe oldukları anlaşılan
düzensiz bir kalabalık vardı.Yine tereddüt ettiler.Selçuklu meslektaşlarının tereddüd etmediklerini gö-
rünce tereddüd etmediler ve toplu katliamm böylece başlamış oldu.
Bizim Tarih kitaplarında da bunlar anlatılmaz işte.
Kaygusuz Abdallar sa unutturmazlar asla.
Wesselam!.
 
veysel menekşe 26-09-2009, 03:24:24
Mustafa ARMAĞAN makalesine "Geleneğin Prangaları :Weber ve Şeriati Örneği"başlığını koymuş.Ma-
kaleyi okumadım.Yanlış ithamlarda bulunmak istemem.Ancak bu türden iddalı başlıklar çoğu kez başlık alt-larını okumada isteksiz kılıyor beni.Onca reklama rağmen Weber'e hala içim ısınmadı.Hangi
geleneğin prangası imiş Weber?!Ferisi gelenek İsa'yı öldürdüğü gibi O'nun Allah'ını da öldürmüştürhepsi
bu.Şeriati'nin prangası olduğu iddia edilen geleneğin bizim geleneğimiz olmadığı da zaten bizzat ALİ
ŞERİATİ nin anlatılarından anlaşılmaktadır.BEYHAKİ' nin adı İNALCIK ve ORTAYLI 'dır artık..
Yedi dil bilmeyeni öğrenci saymazmışlar.Bütün dlleri öğrenseler ne olur?Bizim dilimizi bilmedikten kelli!.
Milyon yıllık mağaralarda bilimsel gerçekler keşfeden Tarih;dört-beş yüz yılı bırakın kırk -elli yıl önce bu ül-kede ne oldu bitti diye sorsanız doğru cevap verebilme niyetin ve cesaretine hala sahib değildir.
Geleneğimiz Tarihsiz ve Tarihimiz(!) Talihsizdir.
Yenile yenile büyüyen de bu talihsizliğimiz olsa gerektir.
DeLeTe 'ine ve Capslock' una tükürdüğümün kılavyesi !..
Teknoloji çöplüğüne dul avrat gelin gidesin e mi ?!1!.
Wesselam!..
 
veysel menekşe 26-09-2009, 04:29:59
Nasreddin Hoca Fıkraları,İnciİİ Çavuş Anlatıları,Bektaşi Hicviyeleri.Alevi Kütüklemeleri ve benzeriariyet söylencelerin hemen hepsi şimdiki zamanda da yaşayan ve yaşatılan haller cümlesinden olarak hala varlıklarını sürdürebiliyorlar ise;Tarih sayesinde değil Gelenek sayesindedir.Geleneğin bir tarihi yoksa da kendini biteviye yenileyen CANLI bir yaşantısı vardır.Tekerrür eden tarih değil Gelenektir.
Gelenek yazıya dökülen bir durum da değildir.YAZIYA GÜVENMEZ GELENEK.Kalemi tutan elin de
kapitalistleşme ihtimali vardır(M.Yılmaz).Bu yüzden sadece Dil'ine ,yaşantısına ve hafızasına güvenir gelenek.Dil Devrimi denen suikaste sövüp sayılmasının asıl nedeni de budur.Yoksa kütüphaneler işte orada.Lisanını öğrendiğiniz her kitabı okuyup malumat açlığınızı giderme Şansınız daima vardır.
Malumatlarınızı yaşama dönüştürme şansınız sa çoktan elinizden alınmıştır oysa..
Dil; Farsçada gönül manasındadır.Lisan; ancak o'nun mütercimliğini yapar.
Mütercime gerek duymamıştır Anadolu.Sövene dilsizdir Anadolu.
Dövene de il 'siz dir Anadolu.Yani kabilesiz-kavimsiz; yani şövenizmsizdir Anadolu.
Ali Bulaç geleneğe gelenek adına değil de Tarih adına sahip çıkmaya kalkmasaydı hiç itirazım olmazdı.
Bu manada geleneği bizzat katleden Tarihin bizzat kendisidir.Başına oturtup ağıtlar yaktırtan da o dur.
Edebiyatla tarih arasındaki çarpık-gayri meşru- ilişkinin mahiyetini uzun uzun anlatmaya artık gerek var-
mı bilmiyorum.
Bir zamanlar çocuklar gibi şen olanlar anlatsın bundan sonrasını da.
Wesselam!..
 
veysel menekşe 26-09-2009, 09:11:30
İran Tarihi'nin Kürk'ü bizde Şadırvan olmuştur.
Hatırla ali k. !.Söylemiştim..
Dersine iyi çalış sevgili ali k.
Bu fırsatlar bir daha ele geçmeyebilir.
Satır satır oku öğretmenimizi satır satır.
Şimdiye taşımayı ve şimdi dahilinde yorumlamayı da unutma sakın.
......
Sitemizle tanışalı çok olmadı. Şunun şurası üç-dört ay..
Bu süre zarfında beynim değirmene;kalbim kaynar kazana döndü..
Yorum yazmak ta öyle kolay bi şey değilmiş..
Anladım.
.......
Şunu da gördüm ve canım sıkıldı.
Bütün yazılara yazılan bütün yorumları tek tek okudum ve şunu gördüm.
Karii kardeşler'in kahir ekseriyeti övgü ve yergide yazıyla yakından ilgisi olmayan .
Coşkulu veya öfkeli sözleri peşpeşe sıralayıp; işin kolayına kaçıveriyorlar.
Başka yazıları bilmem ama sevgili kardeşler;
Hiç değil se şu İslam Bilim Derslerini böyle okumayalım..
Biraz yorulalım ve birbirimizi de bir anlamlar zinciri dolayımında yoralım.
Başka hiç bir sitede böyle bir çalışma yok inanın.
Sanal alemin HÜSEYNİYE-İ iRŞAD ' ı gibi bişey oldu bu dersler benim için.
Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Unutmayın!.Bu bir vedia'dır.Emanettir.HAKKINI VERMEMENİN VEBALİ BÜYÜKTÜR.
Rabia'ya her nekadar iyicene kızdıysam da hakkını yemeyeyim iyi çarpıştı ve..
Kazandı.........
Hepinize kucak dolusu sevgiler!..
HabiiiiL! Nerelerdesin aslanım!?
Hiç sesin çıkmoor abe more !....
Wesselam!.............
 
rabia 27-09-2009, 20:49:37
üniversitedeki tarih hocalarımın odalarında boy göstertmekten,uğruna yıllarını vermekten büyük haz duydukları o kalın kalın tarih kitaplarının bu güdük kalmış yanını görmelerini çok isterdim
gerçi ''çok mu lazım'' dediklerini duyar gibiyim...halk kimi enterese eder ki
aslında halk hareketlerinden söz eder benim tedris ettiklerim ama,bunlar isyan yani başıbozuk hain eğilimler olarak gösterilir...ne acıdır ki ''bu halk hep mi maraz hiç mi onurlu bir direnişi,hak bir davayı konu edinmez tarih onlar adına''sorusunu sormak hiçbirimizin aklına gelmemiştir....olmayan birşeye hiçbişey gelmez tabi..hep başkalarının aklıyla düşünmek,başkalarının gözleriyle görmek yok böyle acziyet
ve bir sosyal bilgiler öğretmeni olarak bu gerçeği yine bir başkasının aklı sayesinde farkedebilmek ayrı bir acı orası ayrı...neyse eğer başörtüsüne serbestlik gelir de yeniden kavuşursam derslerime şu zındık!! halkın örtbas edilen isyanlarını soylu kıyamlara çevirebilmenin bir yolunu bulurum elbet...
düşünebilme yeteneğine sahip,en azından vicdanı olan milyarlarca insanın topunu sürü niyetine gören ve onlara hiç değer biçmeyen tarih ders müfredatına bir de islam bilim müfredatı ekleyerek...
tabi bu sefer istifamı beklemez direk kapıya koyarlar artık,
yine çeker çıkarım kapıyı ben de,yaşarım alnım ak boynum dik gezerek..



 
ali k 28-09-2009, 10:04:27
veysel kardeş,
elimde rahnemanın müslüman ütopyacı kitabı var...
ali şeriatiyi dönem -dönem açıklamış..
hapisten sonra milliyetçi antiemperyalist degişiminden bahsediyor...
ali şeriati uluslarüstü ademiyet fikriyle bu fikri nasıl birleştirebilmiş?
hapisten sonra sıkıntı çekmiş olabilirmi?
 
ali k 28-09-2009, 12:47:17
ali şeriatinin hareket ettigi ve tanımladıgı halk nedir?
milletten farkı nedir?
insanlık ve halk farklımıdır?
bu tanım iktisadimidir?
tanrı ve halk aynı safta ise bu durum nedir?
 
rabia 28-09-2009, 17:53:26
bu arada VYS(Veysel Yeterlilik Sınavını) kazanmışım.vatana milllete hayırlı olsun.kpss yi kazandığımda bile böyle sevinmemiştim.darısı diğer yorumcu arkadaşlara.....madara??? etmeden kazanın ama.....çok mühim....
 
rabia 29-09-2009, 23:05:05
haklı iken haksız ve rezil konuma düşürülen davalardan birini kaleme almış Ali Bulaç.Somalılı Korsanlar makalesi vurgulamak istediğim gerçeğe ışık tutar cinsten.güzel bir tevafuk oldu
 
veysel menekşe 30-09-2009, 15:19:53
Trakya ' lı Ebuzerr!
Hızri Sada gibi yetişmiş ve.
Şad etmiştin dil şikeste vü harab gönlümü de.
Şen şakrak etmiştin Sır Çocukları'nın yüreğini bile.
Şöyle demiş ve iletmiştim haberin olsun Hay dost'.
Hay Can!Hay Qurban!

"Ah!
Dil' i var mış qalbimin O'na ne çok minnettarım
Trakya' dan Koguryo 'ya ümidvarım ümidvarım."

Sır Çocukları da gülümsediler.Birbirlerine bakarak.
Ve hıkır hıkır gülüştüler birbirlerini gıdıklayarak.
--- Hey bakın Kıtmir !Ne de güzel kolpalanıyor kerata!.
Seni seniii.!..Gel bakaım şöyle geel!.
Sen de bizimle yat bu gece.Ve.
Beraber anlatalım düşlerimizi geceye bu gece.

Kıtmir zıplayrak bırakııverir kendini Sır Çocoklar'ının cılız mı cılız mı ama kocaman mı kocaman..
Can içre can kucaklarına.
ve.
Yalap şalap öpücükler konduruverir yangın yerine dönmüş al yanaklarına.
ve uzanıverir.
Yed-i emin Ashab-ı yemin ayakuçlarına.

Dünya'nın bütün verkaçlarına -alkaçlarına rağmen.
Mutmain ve mutlu bir gülümsemedir yayılan dudaklarına..
Bir ses. Bir nefes fısıldanır bir müdded sonra.
Hiç seslenilmemiş; hiç okşanılmamış kulaklarına.

Taleal Bedru!
.........
No Command!
No Commandıter!
There is no commandıter servıce , is there?.İn İslam?
What is "edeb"mr-mrs-tawariş; What is "adab"?
Pardon! Politica?.Olivier Language!.?
No!No!
Ebuzer say so much!
" La Dicta!"
"La Oil!"
"İlla Truth!"

---Oh my god!..

Wassalam!..............


 
ali k 30-09-2009, 15:24:02
sayın menekşe,
müslüman ütopyacı kitabnda,
şeriatinin sufi ,şekilcige,hatta ibadet ve ritüellere karşı ,onlara kabuk gözüyle bakan,irfanı başında kabul edip-sonra reddeden-sonunda tekrar irfanilige dönen yapısından,
romantik-ütopik yapısından bahsediliyor...
birde ben size şunu sormak istiyorum,
şeriatinin halk dedigi,işci sınıfına degil tüm toplum kesimlerine dayanıyor....
markstan çok gurvitch-fanonun etkisi var...
feodalizme karşı burjuvaziyi destekliyor...
genel mantalitesinin dışına çıkıyormu?
ancak kapitalizme ve demokrasiye tepki gösteriyor....
bu evrilmeler ilahi ve rabbanimidir ki övüyor*

 
veysel menekşe 04-10-2009, 23:02:05
Komşunuzun evi yanarken yardımına koşmanız;onun dinine girdiğiniz anlamına gelmez.
Ulusçuluklar Üstü Ademiyet -İnsaniyet- bu durumlarda istifini bozar ve yardıma koşar.
Ulusçu Antiemperyalist söylem;Musaddık'ın nezdinde ideolojik bir duruştan öte.
İnsani bir duruşa tekabül ediyordu.
Şeriati de İnsan dı.BİZ di.
Bu hususta kesin tavizssizdi.
Meğer ki dininden ola (!)

Kimden ve ne adına sadır olur sa olsun .
Norm ' u es geçen şekilcilik putperestliktir de.
İnanç ve Eylem arasındaki yabancılaşmanın diğer adı da şekilciliktir.
"İman amelden bir cüz değildir" uyarısı.
Şekilperest (formaliteci) zihniyetlere karşı BİZ' i uyaran bir içeriğe müteveccihtir.
İmanla eylem arasındaki yabancılaşmayı meşru gören bir ifade asla değildir.
İman ve Amel bölünemez bir bütünlüktür.
Ancak;
Her ibadet eyleyenin Mü'min olup olmadığını ibadetine bakarak değil;
Genel gidişatına -hal ve gidişine -bakarak (o da belki) ikna olabiliriz.
İnsanlık sınavını kaybedenlerin ibadetine kimsenin ihtiyacı yoktur.
Rabia sevinmekte yerden göğe kadar haklıdır.
Deli Veysel'in Deli Gönlü de.
Secde üstün secde eyleyip arz- ı şükran eylediy se Rabbimiz'e.
O dahi Rabia'nın sevinciyle kanatlanmış coşkusundan ötürüdür.

Ayin olsun diye ayin yapılmaz.
Melami bu manada ayin sevmez.
BİZ' in ayinesi olmayan ayin taa Medayin 'e gitsin.
Melami de bassın kıçına tekmeyi.
Ya Allah !

Öğretmenimiz Melami'dir de.
Hem de sapına kadar.

Medreseyle gırgır geçer de .
Tekye (tekke) ile dalga geçmez mi Melami?





 
veysel menekşe 04-10-2009, 23:47:13
Ayin - e ' si iştir kişinin.
Bunu bilmez mi melami?
"Benim duam yaşamımdır!" demiş Gandi.
İmdi bu adam'ın önünde saygıyla eğilmez mi melami?
Nice elpençe divan beli bükük abdestli dümbükler inadına hemi de..
Hey canım hey!..
Ali k. Bey!.
Ne güzel şey!
Sizinle konuşmak.
..
Reddedilen İrfan değildir.
Reddeden İrfan' dır oysa..
..
Matematik uzunluk yoktur.
İrfani Matematik vardır oysa.
..
Romantizmi de yanlış algılıyoruz.
Romantizm duygusal melankoliklik değildir.
.
Realizm de mali müşavirlik felsefesi değildir.
Muhasebeciler de şiir yazabilir.
En güzellerini hemi de.
..
Ütopia bizim yitik cennetimizdir.
Aramaya devam.
Bulduğumuz yer bulunacağımız yerdir.
Bulunacağımız yeri arıyoruz.
Bulacağımız şeyi değil.
..
Feodalizm'e karşı burjuvaziyi önermiyoruz.
Sadece o an için uygun görüneni yapıyor; destekliyoruz.
Uygunsuzluğunu gördüğümüzde de.
Desteğimizi çekiveriyoruz.
Yaşam;
Öngörülemez gerçekliklerle de sınar bizi.
Önümüzü göremediğimizde içimizden geleni yaparız.
Bunda bi yanlışlık yok.
İyi niyet iyi bir öngörücüdür de.
..
Safiyemizden vazgeçmeyi dayatan kafiyeler yazmak zorunda da kalabiliriz.
Hayat tekdüze yaşanmaz.
Tek başına da yaşanmaz.
Ötekiler de var.
Hesaba katmamazlık edemeyiz.
A--Ritm' etik te olabilir irfan( anti raprap)
Aritme 'tik te.(Musahib Muhasebe)
..
Hangi Kapitalizm Hangi Demokrasi?
Kapitalizm Uyanıyor' du da..
Demokrasi horul horul muydu acaba?

Her işin sonu ona dönücüdür.
Bu manada İlahi ve Rabbani dir.
Paniğe gerek yok.
Batan gemide ateist olmaz
 
veysel menekşe 05-10-2009, 00:07:49
Sevgili Ali K.
Toplum mühendislerinin insan aleyhine konuşlandırdıkları öngörüler.
Ve bu öngörüleri dolayımında örgüledikleri bol veriler.
Onların umdukları bolverimli asma bahçelerine dönüşmüyor çoğu kez.
Umduklarını değil bulduklarını yutkunuyorlar binnetice.
Bu yüzden söylemiştim.
Öğretmenim m-imar'dır diye.
Soruların mühendislik sorularını çağrıştırır gibi oldu bende.
Yine de yanıtlamaya çalıştım ima-r-en de olsa.
Sen değerlisin Ali k.
Rabia ;Habil;Ali Saldıran..Çok değerlisiniz..
Kendinize BİZ GİBİ BAKINIZ..
Ve bir türkü yakınız ahiren.
.....
Eman dılo eman dılo..
Jane aşke ave dılo.
..
Wesselam!..


 
veysel menekşe 05-10-2009, 01:26:42
Nas; insan' a telmih edilir.
Hangi insan 'a?
"Eyyühennas"insanına.
"Qul euzu bi Rabbi n nas !" İnsanına.
"Ey İnsan !." hitabına muhatab yeryüzü halkına; halklarına!..
Seslenilensizler'e seslenilen oluyor ALLAH!
Muhammed menziline tenezzelül ve melaiketih tenzilinde münzel furkan diliyle.
Allah Nas'ın dan vazgeçmiyor işte.
Millet'in inadına.
"İqra !" yaklaş;yakınlaş;anlamlarını da mündemiçtir.
"Fekkunraqabe !" olmuştur ama.
"El haqqun raqabe !" ye evrilerek olmuştur..
Çün.
Asıl sığınak O'dur. Asıl mevzi- gah- o'dur.

Somalili korsanlar Halk'tır.
Filistinli direnişçiler halk'tır.
Lübnanlı;Afganistanlı;Iraqlı;Moro'lu direnişçiler Halktır.
Başörtü EYLEMCİLERİ;Kürtlere eşit hak talebçileri halktır.
Sudan dinci faşistlerine karşı direnen halktır.
Zapataistler halktır.
Milliyetçilikle yaftalanıp yalnızlaştırılmaları da.
Yenebilecek en büyük halttır.
Milletler birleşmiş vaziyette.
Bu haltı yemeye devam edebilirler.
Ama biz bu yaveleri yemeyiz sevgili Ali k.!
Email adresine mesaj attım bayramda.
Ulaşmadı mı Ali k?
"bu tanım iktisadi midir?"
Bilemiyomkine!.
"O'nlar kasitun 'dur!"
Olduğuna göre.
Olabilir de.
İktisadi olmayan ne kaldıkine hemi de.
Değil mi yani abi be!?
Wesselam!
..
Rabia!
Çamlıbelli Yalnız Efe!.
O Korsanlar'a dua et.
Korktuğun hallere düçar olmasınlar.
Kabara kabara haklarını savunurken;halklarına sahib çıkıp dururken.
Madara olmayalım yani.
Sivas ellerinde sazımız çalınırken.
Üstümüze başımıza kara çalınmasın yani.
Ana yüreğinle dua et.
N'olur!
Wesselam!...


 
veysel menekşe 06-10-2009, 00:56:51
Ali k. 'nin "genel mantalite " tabirini ilk okuyuşumda kaçırdığımı farkettim.
Oysa çok önemli.
Üzerinde durmamız gerekir.
............................................
Genel Mantalite; Habil olarak BİZ 'i , Kabil olarak Ötekimiz ' i tasvir etmeye uygun bir tabir.
Biz ' üzerinde çok durduk.
Ben ve Biz derslerini takip edemeyen dostlarımız ilgili dersleri lütfen okusunlar.
Bu dolayımda;
Ali Saldıran 'ın "ne'yi seçeceğiz" konulu yazısı da okunur sa faydalı olur.
..
Kanaatime göre Ali Şeriati diğer müslüman düşünürlerden farklı olarak;
Yaşanan Sorunları salt müslümanların sorunları olarak görmüyordu.
Son iki- üçyüz yıllık süreçte müslüman düşünürlerin kahir ekseriyeti.
"Müslümanların Sorunları"noktasından baktılar.
O noktadan bakmayı terkedebilmişler de değiller.
Oysa.
Sorunumuz bütünüyle insan ve insanlık sorunudur.
Öğretmenimiz bunu çok iyi görmüş ve daima bu genel noktadan bakmıştır.
Bu dolayımda çağdaşı Avrupalı -Batılı- İnsancı Düşünürlerle aynı mantaliteye sahiptir.
Öğretmenimiz;
"Müslüman olsun da çamurdan olsun!" deyip çamura yatanlardan değildir.
Bilakis.
Bu çamura yatan zihniyetler yüzünden bi türlü çamurdan kurtulamayan halkların elini yüzünü silip..
Kim olur sa olsunlar onları kardeş bilip..
Dizleri dibine çömelip... Sevdikçe sevip..
Ve öylece rahmet içre gözlerinin içine bakıp.
Gönüllerine hitab etmeyi farz belleyen bir hal ve gidiş içindeydi.
Hal ve gidişten hep pekiyi almıştır sevgili öğretmenimiz.
Genel Mantalitesi Humaniter Humanizm di.




 
veysel menekşe 06-10-2009, 01:30:41
Hallerinden memnun köleler türettiği içindir kapitalizme humanizme ve demokrasiye olan öfkesi.
Bir tür islam'a olan öfkesi de bu yüzden değil midir?
Söylenenden çok eylenene bakardı o.
Neticeyi de önemserdi o.
Yenilgi yenilgi büyüyen zaferlerle teselli olmayıp;
Olana karşı olması gerekeni ortaya cesaretle koyandı O.
Cesaretini insan'ın essah ben'in den alandı O.
Yalancı ben'in avutmaları ile oyalanmaksızın üstelik.
....
Genel mantalite insan ve o'nun sahih ne'liği olunca..
Zaman , zemin,mekan ..Ve/veya formel -arizi- kimlikler önemsizleşir.
Sahih Ne'lik ' in izzet-i nefsi ayaklar altında ysa
Ne' liğimiz her türden ibneliklerin kuşatması altında ysa
Bu durumda.
Öz' ü savunmak gerekir.Öz' e Yöneliş' i önermek gerekir.
Neliğiniz yalnız bırakılıp savunmasız kaldığında.
Safiyenizi de kafiyenizi de savunma cephesine göndermek zorundasınızdır.
..
Ali Şeriati.
El' an ; şimdi; Türkiyede yaşasaydı...
Hangi gazeteyi okur du ya Ali k. !?
..
Sualinizin cevabı bu sualin cevabında mahfuzdur.
..
Wesselam.!
 
rabia 06-10-2009, 11:46:08
bu dersle alakası yok ama madem burası bir sınıf konudan konuya atlamakta zarar yok dimi
kuranın farklı yorumlanmasına dair Ali Şeriati de okuduğum şeyleri paylaşmak istedim.şöyle diyor öğretmenimiz
''bütün zamanlar boyunca İNSAN ZİHNİNİ KENDİSİYLE MEŞGUL ETMESİ için örneklemeli ve sembolik bir dil anlatılmıştır kuran.çok açık ve sade bir dille anlatılsaydı tazeliği giderdi''
''Kuran ın birçok ayetleri başlangıçta günümüzdeki gibi kapalı ve müphem değildi.bu olumsuz durum alimlerin yapmış olduğu uzak marjinal yorumlardan oldu...''
aslında çok ilgisiz değildi Ali Şeriati bu konuya..Habil Kabil meselesine ait o müthiş yorumu bunu kanıtlıyor...ömrü elverseydi sanırım daha çook yorum dinlerdik ondan...ihsan eliaçkı a kadar beklemezdi...
 
veysel menekşe 06-10-2009, 16:29:42
Ütopia...Domınant Romant....Ru --men ...Ru-manend....
Ütopıa ...Hakikat' in Heyula 'sı..
Yüreğimizde taşıdığımız daussıla..Vedia..Emanet..
UMN İ YET.
Umm---niyet.
Eman veren ....Amon---Ra...
RAMİREZ....
Ram---ı Raz...
....
Eli umm i nate..
Nerden nereye!...
....
Dil'in doğası da birdir Ali k. !
Din' in doğası da..
..
Ütopya' lıyız.
Ütopyacı değil.
...
Kewir Etiopya' dır da..
Wesselam!....
 
veysel menekşe 07-10-2009, 04:35:18
U TO PIA N O O VER-TURE OPERA TIVE SONGS DOMINANT REFLECTS
RADİCAL SENFONİ
CHARIS £ KEWİR
HARRAN ANTAKIA BABYLON QUDÜS EPHESUS ROMA PHALESTIAN MEDIAN NIL KENAN
EYKE FENİKE ETIOPIA SAYDA SUR ASUR MEZOTOPIAMIA ORPHEA ANATOLIA PERSIAN
ALEKSSANDRAPOLIS ATHENA KONSTANTI NAPOLI A SIRACUSA BOMBAI SHAOLIN KOGURIA
MEKKE & MEDINE
QUFE
KERBELA
BASRA BAĞDAD ŞAM
QOM MESHED ŞİİRAZ
HORASAN
YESİ BELH MERV REY BUHARA SEMERKANT KAŞKAR BAQI MALATIA DİYARBAQR AMASIA
ALAMUT
KAHIRE HEMEDAN MAVERAÜNNEHR TEBRIZ KANDEHAR TAŞKENT LARENDE KONIA TIRAN
SULUCAKARAHÖYÜK MUT SÖĞÜT BİRECİK BURSA BERAT ÜSKÜP MAKEDONIA MOROVA
ALBENIA EDİRNE SOFIA DELİORMAN İSTANBUL TIRNOVA TAMIŞVAR SANCAK KÖSTENCE
VARNA VİDİN YANYAGİRİT RODOS VENEDİC SPLİT PRAG BAHÇESARAY SIVASTOPOL KAZAN
KOSOVA BOSNA HERSEK BUDHA PESTE PRİZREN PRİŞTİNA ZAGREP LUBLIANA RADA
ÇAMLIBEL
ESEDABAD LAHOR SEBZİVAR HARLEMCEZAYİR MİNYE NECEF QUM TAHRAN BEYRUT KABİL
ERITREMOROHARTUMCAPETOWNWASHINGTON
 
ali k 08-10-2009, 14:31:36
sayın veysel menekşe
iştiraki sitesinde ali şeriati ve suruş kıyaslanmış...
şeriatinin islami marksizminin bittigi ve devrin ve zamanın ,liberal-demokratik -sivil çözümler gerektirdiği iddia ediliyor...
şeriatinin amacı insani açılım idi..
devrinin gerekleri devrimci-kurtuluşcu tavırlar gerektiriyordu...deniliyor...
devir liberal-sosyal demokratik açılımlarmı gerektirmektedir...
durup -dururken savaş açmak niye=?
islamdan demokratik bir liberalizm çıkarmı?
 
veysel menekşe 09-10-2009, 04:51:26
Ya Huda ya!.
Dest ur Rabia' ya !.

Durağan doygunluk yoktur. Süreğen açlık yoktur.
Biteviye dönüşen mevsimler gibidir.
Acıkış ve doyuş.

Sen susuzluğa öykün.
Biz'e..Cennet' im iz' e..

Vakur dur. Derin düşün. Öz konuş. Serin yaşa. Umut ver.
İyimser ol. Gülümse. Güzel olsun umurun.Işığa çıksın yolun.
Ahsen ol. Yol'a sığın. Kederi bırak.../..Hüzn'e sarıl.

Susa.Yası da bırak. Masal'a da yaslanma. Masal sen ol.
Koş. masallar seni anlatsın. Koş. Çocuklar seni konuşsun koş. Çocuklar seni uyusun koş.
Daha çok koş. Daha çok susa. Daha çok yan Daha çok düş. Daha çok kalk.Daha çok um!.
Daha çok susa. Daha çok susa. Daha çok susa.Kurumuş kuyulara dönsün yüreğin.
Bir damla su kalmasın yüreğinde. Düş,bayıl, Hu!
Kupkuru kurusun damarların.Yarılsın toprağın. Bir daha bayıl. Düş gör.Sayıkla..
Dışa vursun.Dışa vursun Düş'ün.Ayıl.Bir daha düş.Bir daha bayıl.
Dışarda bir daha. Birdaha.. Bir daha daha içerde.Bir daha daha kurusun damarların.
İçerde bir kere daha.
Kaynasın göz damarların.Hüzn'ün sağılsın.İçerde bir kere daha.
Bir damla su kalmasın.
Susa. Susa.İçerde bir vaha bile görmesin için bir daha....Bir daha susa...
Susa.. Susa..Koş. Koş. Düş. Bayıl. Düş gör..Sayıkla..Ürper..Titre..Kalk..Tekrar düş. Tekrar bayıl..
Sayıkla..Düş gör sayıkla. Düş gör sayıkla..İnle ve..
Yer deprensin Yer Evi'nin Derdi 'nden.
Ya Huuu!...
 
veysel menekşe 09-10-2009, 06:10:52
Nefesin. TUT VE BEKLE.
Sus ve.
Bırak kendini..
Ashab- ı Kehf'e.

Burnun ucunda bir tas su .. Başın ucunda bir çift vaha.!
Öyle mi?! Hayır!. Aldanma.!Bir tas suya kanma!.Vaha'ya inanma!.
Elinin tersiyle .Tokatla.Yere batsın.Yere batsın tarağı tası.
Züleyha'nın Vaha'sı. Yere batsın yere batsın ..
Ramsesler'in Rüya'sı.

Ah Sen!.
Ahsen kalk!.Ahsen dikil!.Ahsen ol. Ahsen yürü.
Öfke'nin kılıncı olsun gözlerin.Gözlerin hışımla baksın.
Hınçla dolsun gözlerin.
Gözlerinden ırmaklar aksın.
Unutma !
BÜTÜN IRMAKLAR AKAR HÜSEYN ' E DOĞRU..

Durma koş!.
Ardından baka kalsın kahinler.Durma koş. Durma atıl.Durma yırtın.Durma..Durma..Yürü. Yürü.
Bırak hırgürü.
Ardından öğütler versin rahibler.Durma koş!.Sen suya yakınsın.
Yakından da yakınsın sen Su'ya !.Durma koş !.Bakınanlar varsın bakınsın.Yakınanlar varsın yakınsın.
Sen sakın durma!.Koş !.Koş !. Koş!.Soluk al !. Soluk ver!.Soluk al!. Soluk ver !
Dur !.Soluklanma sakın!.Ardına bakma !.Koş.! Daha çok susa!.
Daha çok soluk al. Daha çok soluk ver.Soluk al . Soluk ver. Soluk al.. Soluk ver. Daha çok Yu!..
Daha çok Mu.Daha çok Sa.Daha çok Ya!.Daha çok Hu!.Daha çok Suf !
Daha çok Ru!.Daha çok Ya !Daha çok Hayy.. Daha çok Redd! daha çok medd! Daha çok cezir.
Daha çok kabul. Daha çok rah. Daha çok met .Ah!.
Daha çok Rah . Daha çok met...RAH-I AHMED!.
EM RAH -- I MUHAMMED !
Hayyy!.
Allah Hu Ekberr!.
Daha çok Hira!.
Daha çok Mekke. Daha çok Medine.Daha çok Hayber!.
Hayy da breh!.Hay-dar Hay-dar!.
Daha çok Rebeze.
Daha çok Eba ZERR
Uhh!
 
veysel menekşe 09-10-2009, 06:50:53
Uhhraaa!..
Durma!.Soluk al!.Durma soluk ver.
Dur!..Soluklanma koş.
Daha çok koş !.Daha çok susa.Daha çok asa..Daha çok İsa.!Daha çok İsar..Daha çok Meryem !
Daha çok Yahya !. Ah ya !.. Daha çok Zekeriyya!.
Ya Hu ya!..İşte bu Ya!.Daha çok İsmail..Daha çok Hacer!.Dah çok birr..
Daha çok Huseyn !.Daha çok Kewir!..
Daha çok Zeyneb !.Daha çok Lir !.
Daha çok İnsan!..Daha çok Hürr !..
Daha çok kürr !..

Susa. Susa.. Susa..
Daha yok mu?..
Helmin mezid ol !..
Daha çok beli.. Daha çok bela !..Daha çok Vela !..
Daha çok aşk!.
Daha çok Mirac.
Daha çok minhac....Susa..Susa..Susa..Daha çok Sirac..Daha çok fanus.Daha çok cam.
Daha çok can!. Daha çok can!. Daha çok heyecan !...
Hala mı hala ?!.. Evet !. Evet!.. Hala ve Hala!..
Hergün Aşura Heryer Kerbela !..
Her ses. Her nefes..Aliyyül ala.......
Hay ya al es Salaaa !.... Ah!..

YOL DOĞURSUN YOL OLSUN YOLA KOYULSUN YOLA DOĞRULSUN YOL OĞLU OLSUN
OLUNCAYA DEK..
YOL DELİSİ
ÜTOPİC
DELİ

Wesselam!..
 
rabia 09-10-2009, 11:24:51
şu mehmet doğanın ''modern türkiyede alevilik meselesine'' yazdığım yorumumu okumadın be veysel babam...yüreğinin dinmez çığlığını duyumsayışımı,bitmeyen isyanını anlayışımı görmeni isterdim
 
veysel menekşe 10-10-2009, 02:50:54
Okumaz olur muyum hiç!.
Baba göz eriminden ne kaçar ki!?
Ya Huda Ya!.
Dest ur Rabia'ya !..
Dedim ve gönderdim ammaa!.
Bazı alıcılar 'ın algısı BİZ 'den farklı galiba.
Yayınlanmadı.
.....
Ben de BİZ 'e....EVİMİZ ' e döndüm ve.
Okumuş olduğun ol menakıb-name ' yi arzettim sana , biz'e, hepimiz'e..
Sus' a su' ile susa 'yarak hemi de..
...
Armağandır serapa..İyi sakla..
Ya Rabia!.
...
Söz yazıya emanet edilmez..
Göz göz olmuş yarelerin;
Göz erimli gönüllerinin gözetiminde.
Vakt-i gözleyen iç erimli gönüllere emanet edilir illa bu söz.
İç' e işlesin ve.
İçimiz genişlesin için Hay Dost!.
Huu! ...
..........................................
Mustafa ya Mustafa!..
Bu ev için ne kadar teşekkür etsek azdır sana.!.
Küçücük belki ama.
Kocaman dünyalar kuracak gelecek zaman yolcularına.
Buna inan ve.
Evimizi başımıza yıktırma e mi?.
...
N'aparız sonra?!
Küçücük çocuklarız henüz.
Ve mevsim kış.
...
Ve kimimiz cami avlusundan toplanmışız.
Kimimiz de yetimhaneden kaçmışız.
Üşüyen minicik avuçlarımıza hohlayıp hohlayıp ve.
Ellerimizi O'na açmışız.
Seni korusun ve aramızdan eksik etmesin için seni.
Ya Mustafa ya!.
Sen de katıl .
Bu Dua'ya!..
Wesselam!..
 
veysel menekşe 10-10-2009, 03:35:53
Kulakları keserek "Kulağı geçtim !" denilemez.
Süruş;
kulaksız boynuzlara dönüşmek istemiyor sa kendine dönmelidir.
Kendimizi boynuzlatamayız ya Ali k.!.
...
Teşrik tekbirlerini terkedip.
İştirak münferitlerinin uygun adım muhalefetlerine fit olamayız.
Marksizm de modern-çağcıl- aydınların afyonu haline gelmiştir.
Üçüncü -aşağı-Dünya Halkları'ının Modernizasyonunda çok iyi roller icra ettti Marksizm!.
Bakunin'in itirazları yerindeydi.
..
Durup dururken savaşan biz değiliz.
Durup dururken kuduranlar onlardır. ..(.Kabilun..)
Tanrı 'nın tasarımına karşı tasarımlara karşı durmak Ademiyetimiz gereğidir.
Tanrıyı öteleyip BİZ' e NİSBET düşünceler üretenler.
BİZ' i kandıramazlar.
Bu noktada siyah siyahtır beyaz da beyaz.
Savaşımın "Gri Alanlar"da cereyan ediyor olması.
Üşütmemize neden olabilir ama.
İşitmemize asla.!
.....
Artık kıyasla da kıyasla sevgili Ali k. !.
Kıyasla da kıyasla!..
....
Ali!..
Gezmelere git ama..
Evimiz'e dönmeyi de unutma.
Bizanslar ' ı da mesken tutma.
Yar ' im benim !..
Wesselam!..
....
Ha !.
Dönerken ekmek almayı da unutma.
Gazete'ye sar da getir.
Hem okur hem de sofrabezi yaparız.
Evimiz henüz ve hala ..
Çok yoksul ya Ali k. !.
...
Bir dahi aşk ile.
Wesselam!.
..



 
veysel menekşe 10-10-2009, 03:48:01
Ali k!.
Bu gidişle İslam'dan.
İslamdan başka her şey çıkacak!.
Şimdiye kadar çıkanlar kesmedi galiba!.
"Siz den Gelenler" bölümünü oku.
Yorumum ilgini çekebilir.
Wesselam!..
 
veysel menekşe 10-10-2009, 06:58:35
Rabia Kız' ım !..
Çayı demledin mi?!
Bak şimdi birazdan gelir..
Sır Çocukları 'ımız..
Çoktan kapanmıştır yüzlerine de.
Betonarme kaplı sokaklarımız..
Ofis boy suratlı çelik kapılarımız.
....
İçleri de üşümüştür.!
.....
Soluğunu da sıcak tut Rabia Kız'ım!
Soluğunu da sıcak tut.
.....
Koşa koşa gelirler birazdan.
Ellerinde yeni çıkmış bir türkünün kaseti.
Koltuk altlarında bir iki dergi.
Kucaklarında kocaman bir dünya.
Yüz gram zeytin,iki dil 'im peynir.
Fedek Bahçelerinden bir tadımlık rüya.
....
Sırtlarında nevar diye sorma.
Sırtlarında el değmemiş ayak değmemiş yolculuklar.
Dağlar dağlar yar yaman dağlar.
...
Türkü de bir Dua 'dır Rabbim!..
İç ceblerinde üç paket bahar.
.....
Ali de gelir birazdan..... Habil de damlar.
Üç günlük yolda ne var?!.
...
Rabia Kız'ım !..
Çayı demledin mi?!
........................................................

Beyaz Atlı Şimdi Geçti Buradan ...!
Haydar Haydar..!..
........
Wesselam!.
 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 2]
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 2) : Ben ve Biz
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 3]
İSLAM BİLİM; DERS-6 (Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-2
İSLAM BİLİM; DERS-12 [Bölüm 2] / MARX’IN HAYATININ ÜÇ DÖNEMİ
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 1] / Kur’an ve Öğretiler Açısından Tarih
İSLAM BİLİM; DERS-1
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 1) - Hac; Tevhid ve İslam’ın Özdeş Cisimlenişi
İSLAM BİLİM; DERS-6 (Bölüm 1)
İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 4]
İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR / 23.03.2009 DAN İTİBAREN
İSLAM BİLİM; DERS-7 (Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 4]
İSLAM BİLİM; DERS-5 ( Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 3)
İSLAM BİLİM; DERS-10 [Bölüm 2]
İSLAM BİLİM; DERS-7 (Bölüm 1)
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 4) - Cehalet, Çıkar ve Korku; Beşeri Sapmanın Temel Etkenleri
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 2)
İSLAM BİLİM; DERS-9 (Bölüm 4)
İSLAM BİLİM; DERS-12 [Bölüm 1] MARX’IN HAYATININ ÜÇ DÖNEMİNDE MARKSİZM
İSLAM BİLİM; DERS-3
İSLAM BİLİM; DERS-4
İSLAM BİLİM; DERS-5 ( Bölüm 1)
İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 1] : TOYNBEE’NİN TEZİ VE “TARİHİN HAREKETE GEÇİRİCİ ETKENİ”
İSLAM BİLİM; DERS-11 [Bölüm 3]
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 3) - Alinasyon
İSLAM BİLİM; DERS-8 (Bölüm 1)
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM