ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Ne Okumalı? -Dört Aşamalı Alternatif Bir Okuma Programı- / Ali BULAÇ

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
Marx ve Allah Arasında Ali Şeriati / Nathan COOMBS

Sol ve politik İslam arasındaki ilişki sorunlu olduğundan, Şeriati’nin Batı’da bilinmiyor oluşu temelsiz değildir. Şeriati, en azından devrim öncesi İran’ında, ikisi [sol-politik İslam] arasındaki hattı neredeyse tek başına kurmuştur. Dolayısıyla, “İslamo-faşist” gibi tartışmalı terimlerin bina edilişinde net bir “sağ” ve “sol” ayrımının lafazanlığını yapmak her ne kadar sıklıkla tercih edilen bir kolaycılıksa da onun [Şeriati] mirası meselenin bu kadar basit olmadığının açık bir göstergesidir.


Ütopya, Şeriati’nin toplumun ve öznenin sosyal-politik-ahlakî ve varoluşsal anlamda tamamen yeniden doğumunu hedefleyen politik kozmolojisinde büyük rol sahibidir. Şeriati’yi en azından katî bir Batıcı bakış nezdinde birçok politik İslamcının mükerrer dinî dogmalarından daha fazla ilgiye layık kılan, onun Batı felsefesini en ince ayrıntısına dek biliyor oluşudur. Asarının hiçbir yerinde Asr-ı Saadet’e dönüşe yönelik bir öneriye rastlanmaz, o daha çok, Kierkegaard, Fanon, Husserl ve Sartre’ı yankılar bir hâlde, entelektüelin rolüne ilişkin varoluşsal endişelere ve sonuç alıcı eylemin gerekliliğine meyleder.

Sağ ve sol kategorileri mevcut durumda bir faydalılık da arz etmezler, zira ütopyanın varoluşsal kaygıları ve solun fiilî durumu 20. yüzyıl marksizminde giderek birbirlerinin aksi yönünde ilerler hâle gelmiştir. Paradoksal olarak “sol”, olan bitene karşı ihtiyatlı olma noktasında ayak direyip elde olanı muhafaza etmemiz gerektiğinde ısrar ederken, “sağ”ın ütopya tasavvurunu liberal küreselleşme ideolojisi yoluyla “sömürgeleştirmesi” sonucu bahtımızın tersine döndüğü savlanabilir. Tarihsel bir perspektiften bakıldığında da stalinist-kautskist bürokraside, Fransız Komünist Partisi’nin Cezayir’in bağımsızlık mücadelesini desteklemeyi reddedişinde, Adorno’nun öğrenci eylemliliklerinden desteğini çekmesinde ya da hepsi sözde “sol” ünvanlı mevcut çevreci hareketlerin muhafazakâr eğilimlerinde ütopya izleri bulmak mümkün değildir. Kaderine boyun eğmiş, ruhu çekilmiş bir sol, Fransız filozof Michel Foucault’yu İran devrimini tüm kalbiyle sahiplenmeye sevk eden unsurlardan olmuştur:


“İslamî” bir hareket olarak [devrim] bölgede [Ortadoğu] bir kıvılcımın vesilesi olabilir, istikrarsız rejimlerin yıkılmasını, daha köklülerininse tedirgin olmalarını sağlayabilir. Sadece bir din değil, bir yaşam biçimi ve tarihe ve uygarlığa bir bağlılık ifadesi olan İslam’ın dev bir barut fıçısına dönüşmesi olasılığı hayli kuvvetlidir.


Filistin kurtuluş hareketine ilişkin söyledikleri:


Bu dava [Filistin’in kurtuluşu] marksist, leninist ya da maoist karakterdeki hareketlerinkine nazaran çok daha güçlü bir dinamizmi haiz İslamî hareketçe içselleştirilirse neler olur kimbilir?


İşte bu noktada solun politik İslam’la tuhaf aşk ve nefret ilişkisine geliyoruz. Tam da ilerlemeci, ütopyacı bir sol bakış mevta olduğundan, modernizasyon teorisinin en bön biçimlerine bel bağladığından, eylem siyasetinin önceden belirlenmiş ve öngörülebilir imaları ve hatta orta sınıfların hayat standartlarına odaklı son politik hamlesi yüzünden, Batı solu, kendi dört dörtlük “Öteki” karşıtını “İslam”da bulmaktadır. Bütün o İslamo-faşizm tartışmalarının önünü almaya çalıştığı şey, solun İslam’a duyduğu bu çekimin özünde asla kötü bir şey olmadığı algısıdır. Geleneksel sol ve sağda bulunanlar her ne kadar sözkonusu etkileşime lânet okuyorlarsa da belki de gerçekte korktukları, örtük bir romantizmle yüklü o maoist ayaklanma çağrısı [“İsyan haktır!”] ve dahası solcu radikalleri her daim daha ılımlı yoldaşlarından koparmış olan o zamanlamayla ilgili konum almaya davet eden şiardır [“Vakit geldi!”].


Solcu aydınların geldiği eşikte devrimci öznenin etkinleştirilmesine bir dönüş mevcut ve solun yeni bir bakış edinmek üzere yüzünü döndüğü yer dindir. Slavoj Zizek, Alain Badiou, Terry Eagleton ve Giorgio Agamben, yakın tarihlerde devrimci öznelliğin öneminin altını çizmek maksadıyla hristiyan kanonuna bir biçimde dönmeyi öneren eserler verdiler. Ancak burada bir hinlik mevzubahis. İhtilâlci komünizmle dinî radikalizmin birbirlerine meftun olduklarını iddia ederken, gerçekte bu yazarlar dinî metinlerden son tahlilde materyalist teoriye hizmet edecek evrensel, laik ve ütopyacı bir epistemolojik kopuş çıkarabilmeyi umuyorlar. Yani ne yardan, ne serden geçiyorlar.


Şeriati’nin Çift Anlamlı Düşüncesi


Şeriati’ye adı geçen yazarların kullandığı stratejiyle saldırmak, yani onun felsefesinde radikal bir kopuş bulup o felsefenin dinî yükünü öylece fırlatıp atmak fazla kolay olurdu. Ama neyse ki Şeriati düşüncesi böyle bir formüle boyun eğecek türden değildir. Din onun düşüncesinin, halk nezdinde yüksek bir mertebeye ulaşan ve kitlelerin yörüngesi üzerinde devrimle neticelenen bir akıbete ulaşılması noktasında etki eden asarının derununda kazılıdır. Şeriati’nin süregelen anlaşılmamışlığı bahsine gelince; muhtelif iddialar onun [Şeriati’nin] düşüncesine tarafsız yaklaşabilmek hususunda atılan adımları baltalamak noktasında epey etkili oldu.


İlk evvela; Şeriati dünyadaki onca yer içinde, sonrasında [yani 1979’da] İran devletinin devrimcilerce ele geçirildiği 1978’de patlak veren genel grevden bir yıl önce, Southampton’da vefat etti. Bu vakıa Şeriati’nin etkisinin Mao ya da Lenin’inkiyle kıyaslandığında en müsbet değerlendirmeyle ele alındığında dahi uçta kalacağı yönündeki genel inanışa kaynaklık etti. İkinci olarak; Şeriati’nin, marksizmle İslamî kurtuluş teolojisinin yoz bir karışımı olduğu öne sürülen asarı, solu ve muhafazakâr İslamî hizipleri stratejik planda birleştiren, ama gerçekte varolan devlet ideolojisinin bir projesi olmak anlamında reaksiyoner dinî despotizme zemin ören bir ideolojik garabet olarak algılanıp belli bir kıymeti haiz görülmemiştir. Üçüncüsü; devrim sonrası devletin Şeriati’ye gösterdiği hürmet onun en fazla rejimin entelektüel bir müdafîi, ipleri Ayetullah Humeyni’nin elinde olan bir kukla olduğuna delil sayılmıştır.


Eyzan, Şeriati sadece tuzu kuru Batı’da, yine onun [Batı’nın] aklıselim yoksunluğundan mütevellit bilinmiyor değildir, Şeriati’nin asarı kendi memleketi İran’da dahi tüller altındadır.


Şeriati’ye dair kafa karışıklığının maddî zeminini izahen Şeriati’nin Marksizm ve Diğer Batı Mugalataları [ki bu başlık da onun tarafından konmuş değildir, Celâl Ali Ahmed’in Westoxification’ı[1] türünden, İran menşeli politik İslamın cinaslı isimler bulma âdetine paralel, kitabın editörlerince seçilmiştir.] adlı eserinin sunuş bölümünde Hamit Algar yeni devrimci hükümetin inşaını takiben, 79 Nisan’ında “Furkan” namdar bir küme hainin, kendi tefsirleriyle Şeriati’nin ruhban karşıtı olduğuna hükmettikleri mesajına binaen üst düzey hükümet yetkililerine yönelik bir suikast dalgası başlattığını nakleder. Algar, sözü edilenleri Humeyni’nin hükmü ile Şeriati’nin ideolojik projesi arasına nifak sokmak maksatlı ABD ajanları olarak mahkûm etmekle beraber bu noktada Amerikalıların geç kaldıklarını teslim eder: “İçişleri Bakanlığı Şeriati’nin düşüncesinin nüfuzuna ilişkin istihbarî çalışmalara çoktan başla”mıştır.


Mesele bu aşamada daha da müphem bir hâl alır. Marksizm ve Diğer Batı Mugalataları’nın ilk Farsça baskısı o tarihte mahpus olan Şeriati’nin rızası dışında ve yetkililerin teşvikiyle basılmıştır. Basılma gerekçelerine yönelik iddialar, kitabın basılmasının Şeriati’nin asarını gözden düşürmeye yönelik bir hamle olduğundan tutun da Şah’ın uykularını kaçıranın onun yanlış yargısıyla kızıl bir tehlikenin mevcut olmasından ötürü Şeriati’nin düşüncesine peşinen anti-komünist bir cihet kazandırmak olduğuna kadar çeşitlilik sergiler. Yine de tüm bunlara rağmen Algar, metni Şeriati’nin anti-marksizmine açık delil sayar.


Zannımca Şeriati’nin asarının bugüne, ona yönelik paranoya, şüphe, itham ve karşı-ithamlar ve devrimin artçı şoklarını yaşayan bir ülkede olağan sayılan politik manevralarla birlikte ulaşmış olduğu sarihtir.


Politik İslâm’a Yönelik Solcu Redde Karşı

 

İleri görüşlü filozofların gelecekten haber veriyor gibi görünmekle beraber aslında geçmişi yankıladıkları doğruysa Şeriati üzerine İngiliz dilinde yapılan daha nesnel çalışmalardaki eleştirel açılım, hiç de tesadüfî olmayan bir biçimde, dünya siyasî tarihinde merkezî önemde bir momente denk düşüyor demektir. Müslüman ve sosyalist hiziplerin savaş karşıtı eylemlerde güçlerini birleştirmelerine dair çok sözler edildi, en nihayetinde anlaşılan o ki, işler bu hassas ittifaka giden yolun taşlarını döşeyen çokkültürcü göreceklikçiliğin aleyhine dönmeye yüz tutmuş hâldedir. Monthly Review’un yakın tarihli bir sayısında ünlü solcu Semir Amin, solu uyanık olmaya davet ederken, Ortadoğu’da mütemadî bir reaksiyoner güç olarak gördüğü politik İslam’a saldırıyor:


Diyelim ki politik İslam gerçekten de önemli sayıda insanı harekete geçirme gücüne sahip; bu durum solun politik ya da toplumsal eylemlerde ittifak edeceği özneler listesine politik İslamcı örgütleri dâhil etmeye çabalamasını nasıl haklı çıkarabilir? Olur da kazara kimi şanssız sol örgütler politik İslamcı örgütlenmelerin onlara kucak açtığına inanma noktasına gelirlerse ikincilerin [Müslüman örgütlerin] iktidarı ele geçirmeyi başardığı takdirde vereceği ilk karar, sırtlarında kambur hâline gelen müttefiklerini İran’da Halkın Mücahitleri ve Halkın Fedaileri’nin başına geldiği gibi müfrit bir şiddetle likide etmek olacaktır.


Ancak Amin’in polemiği samimi olmaktan uzaktır. İslamî hareket içindeki çeşitlilik ve çelişkileri bal gibi biliyor oluşu bir yana, bir marksist olarak kurduğu bu diyalektik içre belirenin, politik İslam’ın tepkisel özelliklerinin inkârı olduğunun da farkında olmalıdır. Politik İslam dâhilinde, bir yandan, Latin Amerika varyantında, Che’nin ölümünden bu yana en radikal eşitlikçi kurtuluş teologlarına siyasî zemin sağlarken öte yandan Nazi Almanya’sının savaş suçlularına yataklık etmiş olmakla namdar Katolik Kilisesi’nden daha fazla faşizme meyyal bir tutum mevcut değildir. Ortadoğu solunun politik İslam’ı külliyen reddetmesi gerektiği fikri aptalca olmakla kalmayıp, en azından tarihin bu belirli ânında politik anlamda intihara tekabül eder. Bölge de yaşanan değişimin gerçekten tesirli olduğu yerlerde, sözgelimi Mısır’daki giderek artan grevlerde, İslamcılarla kurulacak olan bir koalisyon sadece meşrulaştırıcı bir unsur olarak değil, aynı zamanda Müslüman Kardeşler örneğinde görüldüğü üzere İslamcıları sola çekecek bir eleştirel söylemsel rabıta olarak da işlev görecektir.


Alain Badiou Being & Event için kaleme aldığı beklenen yazısı “Dünyaların Mantığı”nda politik İslam’dan ilerlemeci, devrimci bir öznelliğin ortaya çıkabileceği düşüncesini reddediyor:


[…] günümüz politik İslam’ını, özellikle de onun emsali görülmemiş kriminal vasıtalar yoluyla petrol kartelinin meyveleri üzerinden Batılılarla rekabet hâlinde olan ultra-reaksiyoner varyantlarını, jeneolojik olarak izaha çalışmak beyhudedir. Sözü edilen politik İslam, Gelenek ve Yasa aracılığıyla bazılarının kendisi üzerinden kurtuluşu yeniden keşfetmeye çabaladığı parçalı girişimlerin alternatifi olma ve post-sosyalist şimdiyi gizleme amacı güden -dinin bizatihi kendisinden doğal [ya da rasyonel] yollardan türetilemeyecek- yeni bir din manipülasyonudur. Bu bakış açısından politik İslamcılık, hem politik deneyimin mevcut hâlini üreten sadık öznelere, hem de insanlığı adına yaraşır biçimde ihtira etmek üzere yarılmaların elzem olduğu düşüncesini reddeden, dahası kurulu düzeni süreğen bir kurtuluşun mucizevî hamili olarak gösteren tepkisel öznelere göre asrîdir. Politik İslamcılık, olsa olsa günümüz obskürantizminin öznelleştirilmiş adlarından biridir.


Bunlar sıklıkla duyduğumuz laflardır. Badiou’nün, kurduğu polemiğin selâmeti bakımından, bütün politik İslamcıları ebedî yasanın obskürantist müdafileri olarak aynı kefeye koyma yoluna başvurmak zorunda kalışı bu aşamada hiçbir işe yaramayacak denli üstünkörü bir değerlendirmeye yol açmaktadır. Biz, en iyisi, Şeriati’ye dönelim.


Et ve Kan: 1933’ten 1977’ye


Ali Şeriati, İran’da fevkalade ideolojik yarılmaların yaşandığı bir zamanda, 1933 yılında dünyaya geldi. İranlı filozof-teolog Ahmet Kasravi, 1946 yılında öldürülmesine neden olacak olan, Şii İslam’ın geçerliliğini sorgulayan ve ruhbanın rolünü reddeden bir kitap yazmıştı. 1941 yılında sosyalist/komünist Tudeh partisi kurulmuş ve 1947 yılında Ali Şeriati’nin babası Muhammed-Taki Şeriati “İslami Hakikati Yayma Merkezi”nin kuruluşunda rol almıştı. Topluluk, köktenci bir izlenim bırakmakla beraber aslında reformist olan ve zaman geçtikçe İslam’ın uysal bir ritüelizmin ve ruhbancılığın açmazına saplandığına işaret eden, toplumsal eşitsizliklere ve ülkeye nüfuz etmiş bulunan emperyal bağımlılığa daha fazla parmak basabilmek adına İslam’ın neler yapabileceği üzerine kafa yoran radikal İslamcı bir tefsir merkezi hâline gelen bir yapılanmaydı.


Tudeh’in İran’ın ilericileri arasında giderek artan popülaritesi Şeriati’nin babasını onların marksist düşünceleriyle ilişkilenmeye zorlamıştı. Böylelikle, 1940’ların sonunda İslam ve Marx arasında diyalektik bir rabıta kuruldu. Merkez’in seküler Tudeh’e rakip olarak konumlanması ile bu doğum hâlindeki politik İslam modeli onların fikirlerinin çoğunu içerme yoluna gitmek durumunda kalmıştı. Böylece İslamî sol, politik alana İslam adına yeni düşünceler taşımakla beraber toplumun ve dinin şümullü bir eleştirisini yapmak yerine idealize edilmiş bir geçmişi; “Asr-ı Saadet”i, canlandırmayı hedefleyen muhafazakâr, dirilişçi ekolden ayrılıyordu.


Şeriati, öğrencilik yıllarında, temelde İslamî solun ve bir dizi hizbin, gayrıresmî uydu örgütlenmelerin ve irili ufaklı politik grupların yarattığı devinim içinde tedricen politize oldu. Basılan ilk eseri babasının yarım bıraktığı bir proje olan, Abdülhamit Cevdet Etşar’ın “Ebu Zer-i Kifari” adlı kitabının çevirisiydi. Ebu Zer, tarihsel gerçeklikle uyuşup uyuşmadığı bir yana, inan dıkları uğruna her şeyini fedaya hazır bir İslamî ultra-komünist olarak resmediliyordu. Ali Rahnema’dan Şeriati’nin yaratımının neye benzediğini dinleyelim:


Ebu Zer eşitlik, kardeşlik, adalet ve kurtuluş vaaz eden, dava adamı, muhalif, devrimci Müslüman için bir alegori, kod ya da işarettir… Şeriati, gururla “Ebu Zer[in] Fransız Devrimi sonrası eşitlikçi ekollerin cümlesinin atası” olduğunu iddia edebilmiştir.


Bu Şeriati’nin, mutlak olgusal ya da ideolojik bağlamdan bağımsız olarak, tahrik etme maksatlı, stratejik bir müdahalede bulunarak gösterdiği leninist eğilimlerinin ilk örneğidir. Bu eklektik eğilim, 1959’da Paris’e taşınıp birbirinden farklı ekol ve hiziplerden birçok filozof, devrimci ve Fransız akademisyeniyle tanıştığında ivme kazanacaktır. 1962’de Jean Paul-Sartre’ın, Franz Fanon’un “Dünyanın Lanetlileri” eseri üzerine verdiği bir konferansa katılır; her iki tarihsel kişilik de Şeriati’nin kurtuluş teolojisinin biçimlenmesi üzerinde etkili olmuştur. Şeriati aynı zamanda, Katolik Kilisesi nezdinde İslam’ın daha iyi anlaşılmasını sağlamış olması ile bilinen, meşhur oryantalist Louis Massignon’un da etkisinde kalmıştır. Üniversitede, müfredatı, diğer birçoklarının yanı sıra, Marx, Weber ve Durkheim’ı içeren sosyoloji dersleri almıştır. 1960 Paris’inin delişmen atmosferinde Şeriati’nin dünyanın dört bucağından felsefelerin yoğun ve engin bir terkibine maruz kaldığını söylemek mümkündür. Bu durum muhtemelen Şeriati’nin birçok Üçüncü Dünyacının şovenist milliyetçi temayüllerinin ötesine nasıl olup da geçebildiğini izaha kadirdir.


Meşhed Üniversitesi’nde çalışmaya başladığında dersleri üniversite bürokratları ve İran istihbarat servisi SAVAK nezdinde ne kadar rağbetten uzaksa, öğrencilerce o kadar ilgi görmüştür. Yüzlerce öğrencinin katıldığı dersleri, tamamen ilgisiz bölümlerden öğrencilerin kendi dersleri yerine sırf onun konuşmalarını dinleyebilmek için onun sınıfına gelmeleriyle bir tür fenomene dönüşürken sadık bir dinleyici çevresi bu dersleri kaydedip bilahare deşifre etmiştir. Bu transkripsiyonları muhteva eden kitapları yurt sathına yayılmıştır. Onun düşünceleri olası tüm konuları içeren çoklu sentezler ve nüanslarla yüklüdür. Rahnema bu durumu şöyle anlatır: “O birinci sınıf bir eklektiktir; kısmen Müslüman, kısmen Hristiyan, kısmen Yahudi, kısmen Budist, kısmen Mazdeki, kısmen Sufi, kısmen heretik, kısmen varoluşçu, kısmen hümanist, kısmen de şüphecidir.” Onun politik İslam’ı, algımızı gölgeleyen tüm o kolaycı dikotomileri boşa çıkarır: kadınların tam eşitliğinden ve liberal bir hoşgörü ve saygı nizamının hizmetinde değil, aksine halk zümresi içinde, radikalizasyonun fitilini yakmanın vasıtası olarak, ruhban karşıtı ve Sufi ruhaniyetçilik yandaşı bir reformasyondan yanadır. Onun Marx okuması tamamen talidir:


İslam Şinasi’de [İslam Bilim] Şeriati Stalin’i “ekonomizm”le ve “tarihsel materyalizm” terimini uydurmakla suçlar. Marksizmi indirgemecilik, ekonomizm ve materyalistik determinizm suçlamalarından aklama girişimi içinde, İslam Şinasi’de, marksizme bu yaftalar üzerinden saldıranların bilimsel marksizmle resmî marksizm arasındaki ayırımı göremediklerini vurgular.


Asarının merkezî iradeci mesajı mühimdir. Eşitlikçi bir sınıfsal tesviye hareketi için uygun zaman hangisidir? Hiçbir zaman… Bu eylemin ne zaman gerçekleşmesini istiyoruz? Hemen şimdi… İradeci ve daha uygun bir sözcüğün yokluğundan ötürü şimdilik tercih edeceğimiz adlandırmayla deterministik ekoller arasındaki bu bölünme özellikle Marksist-Leninist Halkın Fedaileri gerillaları arasında 1970’li yıllarda yaşanan tartışmada olmak üzere, kendini, muhtelif biçimlerde, İran solu nezdinde de göstermiştir. Şah’ın 1963 tarihli “Beyaz Devrim”i İran’da ilerici bir takım reformlara yol verdiğinde ülkede bir devrimin gerekliliği ve uygunluğu tartışma konusu hâline gelmişti. Halkın Feadileri’nin ana teorisyenlerinden Mesut Ahmetzade-Heravi ülkede devrim açısından uygun olan bütün koşulların varlığına rağmen neden emekçi sınıfların rejime başkaldırmadığının izahını vermeye çalışmıştı. Vardığı sonuç, baskı düzeyinin yüksekliğinden mütevellit devrimci eylemliliğe yönelik bir tarihsel bilinçliliğin gelişme fırsatı bulamadığı ve dolayısıyla sadece silâhlı bir öncü gücün kitleleri derin uykularından uyandırmaya kadir olabileceği yönündeydi.


Son Teorik Hamleler ya da Bir Aziz Şeytana Arabuluculuk Yapar mı?


İradeci şiddetin varoluşşal kudretine ilişkin bu fikirler Franz Fanon’un ve dönemin Latin Amerikalı teorisyenlerinin fikirleriyle olağanüstü bir benzerlik sergiliyordu. Yine benzer bir şekilde, iradecilik sorunu 1970’li yıllarda İtalyan solu içinde de önemli bir yarılma konusuydu. Mario Tronti’nin işçiler ve sermaye arasındaki dolaysız antagonizmanın merkezîliğine ilişkin teorizasyonu, bu antagonizmayı hayata geçirme yönünde kaçırılan tarihî fırsat, işçi hareketinin başarısızlığa uğrayışı ve 70’lerin İtalya’sı özelinde devletle, yahut aşırı sağcı gruplarla kıyaslandığında çok daha yoğun yaşandığı aşikâr olan bir on yıllık solcu şiddet dönemi arasında sıkı bir mantıksal bağ vardır. Bu duruma binaen, işçi eylemliliğine dayalı, teleolojik bir marksizmden kopan İran solu, o tarihte dünyanın her yerinde hüküm süren, silâ mücadeleyi devrimin sonucu değil, önkoşulu kabul eden siyaset anlayışı yoluyla gerilla şiddetini meşrulaştırdı.


Eğer Şeriati’nin marksizm tefsirleri solcularınkiyle kıyaslanırsa, “emperyalizm” başlığında bu tefsiratlarda bir senkronizasyonun varlığı göze çarpar: “İslam ve kolonyalizmin ilke ve hedefleri tamamen karşıttır. Aralarında antagonistik bir çelişki bulunduğundan bu ikisini uzlaşmaz hasımlar saymak yerindedir.”


Yine de solun çöküşünü getiren ve İran’ın iç çelişkilerine ve dâhilde yaşanan toplumsal baskıya kör bakmasını koşullayan, Halkın Mücahitleri’ni, Halkın Fedaileri’ni ve Humeyni’yi, devrimci kuruluş noktasında aralarında varolan fikrî ayrılıkları gözardı etmeye iten emperyalizm odaklı düşünme biçimiydi. İslam her ne ise, herkese açık olduğu muhakkaktı. Ancak Şeriati’ye göre, İslam, sadece İran’ı emperyalizmin boyunduruğundan kurtaracak olan değil, aynı zamanda ülkeyi her toplumsal vektörü içerecek düzeyde bir eşitlik devletinin idaresine verecek bir dönüşümcü devrimci teolojiydi.


Şeriati’nin devrimci fraksiyonlar üzerindeki dolaysız etkisine gelince; işler işte bu noktada zorlaşıyor. Şaibeli Furkan grubu bir yana, Şeriati’nin takipçileri bizatihi kendilerinin idaresinde etkili bir politik hareket oluşturmak üzere biraraya gelmediler. Gerçekten de ilk bakışta, hiçbir zaman Şeriatici bir ideolojik örgütlenmenin varolmadığı düşünülürse, Şeriati’nin, bazılarınca yapıldığı gibi, nasıl olup da devrimin ideologu olarak payelendirileceği açık değildir. Tek bildiğimiz fikirlerinin kampüslerde ve camilerde yayıldığı, elit entelektüel çevrelerde ve kısmen Halkın Mücahitleri ve Fedaileri arasında rağbet gördüğü ve bir yerde Humeyni’nin onun yazdıklarına bir biçimde rastgeldiğidir.


Ancak devrimin son yıllarında, ruhbanın radikal kanadının karizmatik sürgün lideri Ayetullah Humeyni’nin solun ideolojik boşluğunu tekeline alma girişiminde bulunduğu, sınıf analizlerine meylettiği ve popülist bir retorik tutturduğu kesin bir doğrudur. Bu durum, solun ideolo jik planda koopte edilmesine yönelik bir köprü vazifesi görme noktasında Şeriati’nin rolünün ne olduğu sorusunu gündemleştirmektedir. Humeyni’nin sentetik bir İslamî-sol retorik inşa etme yönündeki hamlesi mümkün olduğunca çok özneyi kendi çatısı altında toplama uyanıklığıyla izah edilebilir. Yoksa gerçekten de, Şeriati’nin felsefesi, yanlış ifadelendirilmiş eklektizmi ve anti-sistematik ontolojisi yoluyla solun kooptasyonunda malum köprü işlevini görmüş müdür?


Eğer Humeyni’nin meşhur bir özelliği varsa o da elini hiçbir zaman açık etmemesidir. Yakın çevresinden kimileri dahi Velayet-i Fakih konseptini devrimin hemen sonrasına kadar anlayamamışlardır. Michel Foucault da bir milletin kolektif iradesinin sessiz mihrakı olan bir adamın devrim sonrasının karizmatik efendisine dönüşmesi karşısında oldukça şaşırdığını itiraf etmiştir. Humeyni’nin, solun dil ve ikonografisini oportünist ve sinik bir usulle içermiş olması muhtemeldir, ancak Şeriati ve İslamî solun Ayetullahlarla sol arasında aracılık ettiği mutlak görünüyor.


Şeriati’nin felsefesinin 1979-81 yılları arasında gerçekleşen muhafazakâr “ikinci devrim”in suçlularından mı yoksa henüz kuvveden fiile geçmemiş solcu bir politik İslam için dönüşümcü bir model mi olduğu sorusuna verebileceğimiz bir yanıt henüz mevcut değil. Bir anlamda, Rahnema’nın [Ali Rahnema, An Islamic Utopian: A Political Biography of Ali Shari’ati [İslamî Bir Ütopyacı: Ali Şeriati’nin Politik Biyografisi], 2000, New York: IB Tauris&Co Ltd. N. Coombs’un makalesi bu kitabın eleştirisidir. -ç.n.] Şeriati’nin aziz mi, yoksa şeytan mı olduğu yollu sorusu da yanıtsız duruyor. Gerçek bir İslamî sol küllerinden doğmayı mı bekliyor, yoksa İslam, Badiou ve Amin’in resmettiği gibi, her daim reaksiyoner bir güç olmaya mı yazgılı? Bu soruya yanıt vermek kolay değil, ancak en azından Şeriati’nin mirası bütün müphemliğine rağmen bizi risk almaya davet ediyor.

 

 

* Nathan Coombs, Londra’da, Uluslararası Politika, Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’nda doktora öğrencisidir. Yirminci yüzyılın ideolojik diyalektiği dâhilinde İran Devrimi ve günümüz sol teorisi ile ilişkisi üzerine doktora tezi hazırlamaktadır.

 

 

 

Kaynak: http://istiraki.blogspot.com



[1] İngilizce karşılığı batı [west] ve ağıla[n]ma [toxification] sözcüklerinin biraraya getirilmesi yolu ile türetilmiş İranî terim kastediliyor. Aslı Garpzedegi’dir. Sözü edilen kitap Türkçede “Batılılaşma Hastalığı” adı ile basıldı. Yazarın zikrettiği Marksizm ve Diğer… adlı kitaba Türk yayıncılarının seçtiği başlık ise başka bir hinliğe işaret ediyor. Kitabın Türkçedeki adı Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri’dir; doğru tercüme “mugalata” olmak durumundadır, zira Şeriati’nin Batı düşüncesini tasnifi onun bir yarım doğrular kataloğu olmak anlamında, son tahlilde bir yanıltmacadan ibaret olduğu yönündedir. -ç.n.


         -        

 


Bu Yazı 11214 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 64 yorum yapılmıştır...

rabia 10-10-2009, 15:34:29
bu adamların Ali Şeriatiyi anlamada tek bir eksikleri var...teslimiyet...
hepsinde oryantalist zihniyyet...
işi bu kadar açmaza sürükleyen,Ali Şeriati nin düşüncelerine kırk takla attırmaya çalışan bu adamların tek derdi Ali Şeriati ye yakıştıramadıkları iman....
aklına,basiretine,zamanı ve dünyayı okuyuşuna hayran oldukları bir adamın müslüman yanına,bütün bunların islam inancından kaynaklanışına çıldırıyor olmalılar ki işi bu kadar yokuşa sürüyorlar...
üzgünüm güzeller,binbir yere yakıştırmaya çalışsanız da,binbir alakasız isim bularak onu tanımlamaya kalkışsanız da....
O BİR MÜSLÜMAN...BİZ den biri....BİZ im için yaşayan,BİZ i yaşatmak için kendisi yaşamayan ama daima BİZ de yaşayacak olan....bizzat kendisi BİZ olan biri....
o SİZ i teğet dahi geçmedi....ne yüreği,ne beyni,ne bedeni....
 
veysel menekşe 11-10-2009, 01:30:52
Ya Ali k.!
Bu bizim editör var ya?!
Müthiş zeki ve müthiş ferasetli bi adam biliyo musun.?
Yorumlar'ımızın hangi minval'e evrildiğini ve/veya evrileceğini sezdi ve.
Nerden bulup buluşturduy sa.
Aldı geldi ve senin okuduğunu söylediğin kitaba ilişkin batılı bir yorumu.
Masamızın üzerine "paat ! " diye bırakıverdi.
Heyt bee!.
"Durum ' a Durum; Duruş'a Duruş " diye buna derim ben!.
Afferim be!..Afferim be!..
İnandım.!
Bu Ev kolay kolay başımıza yıkılmaz.
Çok şükür be!.
.....
Ben bu yazıya --şimdilik-- yorum yazmayacağım sevgili Ali k.
Nedenini anlamış olmanı umarım.
....
Sahi !.
Ben bu yazıya neden yorum yazmayı ertelemiş olabilirim sevgili Ail k. ?!
....
Bunun yanıtını ver;
Bütün bilyelerimi sana vereceğim terbiyesiz oluyum..
....
Hatırlatayım.
Rehnema 'yı da tanımam;
Nathan Coombs 'u da..
Yingilbaş dökülüyüm yalanım var sa!..
....
Ben bizim sınıfa geçiyom dostum!.
Tarih Dersleri bitmedi daha.
Bir de nasihatnamem var.
Tarih' e takılıp kalmış Ali Aşıkları'na.
..
Umarım iyi gelir.
Yüz buruşukluklarına
Ve .
Geriatrik alzheimer düş kıvrışıklıklarına.
"Tarihle Tıp arasında nasıl bir bağlantı kurabiliyosun?" diye sorma sakın.
Zoorla kendini dövdürme bana tamam mı?.
Hah hah ha!.
Şaka şaka!.
Canım benim!.
Nası kıyarım sana..?!
..............
Sen Gözlerimde bir renk
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın.
......
Keman ve İman.
Birbirinin nesi olurlar ey Kewiroğlu!.
Düşündün mü hiç?!
He?!

Wesselam!

 
ali k 15-10-2009, 15:09:15
hegelin çeşitli ifadeleri var...
birey ruhu
toplum ruhu
halk ruhu
evren ruhu
dünya ruhu
aslında hepsi döne döne birbirini tamamlıyor
ve temel,yaratıcı bir ruhtan türüyor....
plato ve hegelin idea ve ruh dedikleri bir nevi Allahın isimlerinin yansıması...
bu korelasyona dayanıyor...
efendi-köle diyalektiginde ,efendide kölede esir...
ancak köleligi tanımakla köle insanlaşmada önde....
köle kendi bilincin oluşyuruyor....
aslında ikili kölelikten kurtuluş yolu ideayı tanıma ve eylemsellikte yatıyor..
ancak tarihi ve dogal determinizm buna engel...
az sayıda insan bu öze sahip.....
ancak tarih karşıtlıklarla ortaya çıkıyor...
çünkü,isimlerin mahiyeti o ayrıştırmada gömülü....
birey ve toplumda farklı birey ve toplumların karşılaştırmalı diyalektiğinde gizli...
sanatta -dinde-bilimde -felsefede -karşıtların birliginde gizli....
kant bu durumu subjektif özneye baglarken hegel tüm tarihi durumu bu karşıtlıkların birıigi şeklinde yorumlayarak nesnelleştiriyor...
her kesitsel görünüş,mutlak ruhun içe bükülmüş oluşumu...
bütünlügü ortaya koyacak bilinç gerekiyor....
tüm zamanlara bir irade yükleniyor burada....
içe gömülü tüm yapllanmaların arkasında asıl ruhu görmek gerekiyor...
bizim editör çok zeki olduğu için şaşırtıcı farklı gerçekleri hemen yakalıyor....
bu sitenin önemide burada yatıyor
 
ali k 15-10-2009, 15:56:24
dikkat et veysel ,
batının önder kuramcıları hep evrensellik iddiasındalar...
bizse batıyı alıp iğdiş ederek bilinmez hale getiriyoruz....
halbuki adem-habil diyalektigi evrenselligin dogru altyapısı....
ben evrensel konum-varoluşsal insani durum ve insanbilimi ana hatlarıyla dile getirirken pek dikkat çekmiyor....
düşünsel altyapıyı kurmadan hemen fıkhi-mekani duruma geçiyoruz...
zamani kavramlaştırma kayboluyor....
halbuki zamai kavramlaştırma bütünlüğe gidiyor ve mekan kavramlaştırma buna baglı oluşuyor....
zamanı iki türlü görmek gerekiyor....
tanrısal yapıda
ve insani yapıda...
tanrısal yapıdaki saf ve mutlak zaman ,insan dünyasında ölçüm ile ortaya çıkıyor...
açılm ,zamansızlıgın açılımı.....
birbirine bağlı olarak ortaya çıkıyor....
ancak isimlerin bilgisi gibi zamanın bilgiside sonsuz...
ancak ,insan evriminin neticesi bu durumu idrak edebiliyor..
mutlak zaman ile tarihsel-mekani zaman arasındaki bu parellellik görülmesi gerekiyor...
ali şeriatin,
tanrıya değin dedigi bu durum....
insan tüm tarihsel zamanları tanrısal zaman içinde kavrabilirse,gerçek zamanı kavrayabilecek....
görünüş-öz diyalektigini kavrayabilecek....
akıldan oluşa geçilmesi gerekiyor.....
bir önünde sonsuz sayıda sıfırları iyi okuyun;
iyiler Allah gibi
kötüler şeytan gibi....
bu ne demek...
şöyle kapatıyor;
Allahtan başka hiçbirşey ve kimse yoktur...
işte hegel-nietzche-marksın açıklaması....
işte hintin-iranın -anadolunun açıklaması....
işte bakuninin,hitlerin-
 
ali k 15-10-2009, 16:06:43
durum bundan ibaret...
bakış mühim...
biz hangi kafa ve anlayışla bakıyoruz...
sartrenin dedigi gibi bakış özgürlügü kısıtlamıyormu?
mesele tanrısallaşmayı,tanrısal logosu,insanı kamili tanımak....
aydınlanmayı başat kılmak....
tersi mekani tanrısallaşmalar ortaya çıkarır....
siz ,yunan hint-mısır veya günümüz tanrısallaşmalarının veya muhalefetinin bu ndan farklı olduğunu sakın zannetmeyin....
mekanizmin izahıda buradadır....
ancak isimler arasındaki izahı iyi yapmak gerekir....
kozmik şuur böylece ortaya çıkar...
irade-bilgi-aşk....
 
ali k 16-10-2009, 12:53:29
konu şu;
o halde insan nedir?
kainatın büyük patlamayla ortaya çıkışı,sürekli bir ölçü içinde kendini açması
homo sapiens dedikleri günümüz insanının ortaya çıkışı...
insanın dünyada görünüşü
dünya diyalektigi....
insan adına olan biten dünya gezegeninde...
gerek yaratma olsun ,gerekte sudur olsun iradi bir kaynağa baglı bir orijin....
o salt irade ve bilinç,tüm evrenede kendi baglamlarıda irade vermiş,bilinç vermiş
hayatiyet iksiri-ruhunu vermiş
çünkü kendisi salt hayatiyet....
kosmosun her tarafını tutan bu tanrısal irade...
ilahi olarakta,mantiki olarakta evrimsel olarakta bu bilinç ve irade sonunda insanı ortaya çıkarmış...
tamam...
işin başı sonu Allah
ama evreni saran bir iradi şuur var...
zataen kesitsel olan
materyalizm ve idealism buradan çıkıyor...
sonunda insan amaçlanıyor
ki tanrısallığı tanıyıp eyleyebilecek kuvveler var....

 
veysel menekşe 17-10-2009, 12:45:02
Sevgili Ali k !
Hangi bilgi'den söz ediyoruz?
Dünyası olmayan Ahiret bilgisi 'nden( pratiği olmayan teorik bilgiden)mi .
Ahireti olmayan her türlü bilgiden mi?
Harmanı olmayan tarla ve tarlası olmayan çiftçi.
Nereye ekip biçecek ve niçin yapacak bunu?

YOL yok sa NASIL ' ın da önemi yoktur.
Şeriati YOLCU idi.
İdealist bir felsefeci değil.
Marksizmi idealistleştiren de yine Marks'ın kendisidir.
Popper ve Russell bunu çok güzel ifşa eder.
Nieczsthe - Sartre ve benzerlerinin öfkesi .
Öfkelendiklerinin işine yaramıştır.Öfkelendikleri NİÇİN ' in işine değil.
Hitler 'in NİÇİN ' i Biz 'im niçinimiz değildir ya Ali k.!

Gazzali'nin felsefeyi reddedme saikleri ile Marks'ın felsefeyi reddeme saikleri farklı olsa bile.
Nedenleri ve niçinlerinin aslı farklı değildir.
İtirazlarının bir amacı ;istikameti ve hedefi vardı.
BİZ' den ayrıksı ve BİZ 'e karşı.


Katolik Nikahı Aşk' ı öldürür.
Israrla bunu istiyorsun oysa.

Bilgiyi kuşanabilirsin.Bilgiyle donanabilirsin.Bilgiyi kulanabilrsin de.
Ya bu bilgiyi herkesin kullanımına koşulsuz arzedebilir misin?
Barut'u BİZ bulduk ama yüzyıllarboyu niçin sakladık bu bilgiyi dersin?
İNSAN NEFSİNEGÜVENİLEMEZ
HER BİLGİ HER NEFSE EMANET EDİLEMEZ

Mutlak ayrışma ' dan söz edenin mutlak ayrışma halinde olması gerekir.
Melami çok derin düşünür ya Ali k.!
Çok hızlı karar vermez ammaa!.

Nefis terbiyesinde bunca ısrarı da boşuna değildir işbu Sufi'nin.
Hayatında bir kerre bile Züleyha görmemiş : Yusuf'u anlatamaz!
Ya Ali k!
 
veysel menekşe 17-10-2009, 13:35:54
Habil Mert doğru söylüyor ya Ali k!.
Ağlayan bir aklım ve gülümseyen bir kalbim var benim.
Muhasebesiz ve Musahebesiz musafa olmaz ya Ali k.!
Musafahamız ne elsizdir ne ayaksız ;ne dilsizdir ne dudaksız.
İdeoloji tabirini zorunlu olarak kullanmıştır Ali Şeriati.
Ve belki de istemeye istemeye..
Lügatimizin mecali yokmuydu da bu batılı lügate veresiye yazdırmak zorunda kalmıştır acaba?!
Öyleydi..
Elden ayaktan düşen dilden dudaktan da düşer ya Ali k.!
..
Kavramlaştırma nın karşılığı kategorizasyon değildir.
Marks kaş yapayım derken göz çıkardıysa..Ve Tanrıyı da göz göre gözden çıkardıy sa.
Olmayacak dualara (bile bile) amin demesi yüzündendir bu..
Onlardan ödünç aldığımız ideoloji işimize yaramadığı gibi...
Onlara ödünç verdiğimiz "Enel Hak" ta onların bir işine yaramamıştır.
Kan uyuşmazlığı her senteze geçit vermeyebilir ya Ali k.

Marksistlerin anti -emperyalistliği; emperyalistlerin işine yaramıştır bizim işimize değil.

İncil verip Afrikayı işgal edenler.
Dünya vaad edip Kur'an'ımızı almak istiyorlar ey dostum! Uyuma! Gözünü aç Gözünü.!

El an yönelttiğin soruların cevaplarını daha önceki yorumlarımda vermiştim.
Okur gibi okuma beni ey dost!.
BİZ gibi oku.

Şimdiye dek yazdıklarımı yayımlama imkanım olmadı hiç.
Benden işiteceklerine mütehammil olabileceklerine kail olsaydım.
Bu imkanı yaratmak için hayatımı ortaya koyardım.
Ama hala o vasatta değiliz ya Ali k.
İnsanlar hala ve hala..
Bildiklerini eylemek iştahında değil ; Sanal alemlerde istimna iştahındalar.
Yaa!.
 
veysel menekşe 17-10-2009, 14:08:41
İhvan-ı Safa ; Bilgi' nin safasını sürmüş olabilir.
Fakat BİZ onlardan ne safa gördük ey dost!?

İhvan- ı Safa olmak istemiyorum ben.
İhvan-ı Dünya olmak istiyorum.
Yanlış anlaşılmasın.
Dünyanın ihvan'ı değil..
İhvan'ın Dünyası olmak istiyorum..
Bu yüzden ben...
İLGİ ' yi önemsiyorum daha çok BİLGİ 'yi değil.
Bir iyiyi bir güzeli sevmek için okula gitmek gerekmez.
Okula gitmemek gerekebilir ama.

Okul ...
Türeten bir şeydir daha çok.
Sevgi ise üreten AŞK.

Okul ;
İlgiyi de sevgiyi de aşkı da öldürebilir..İradenin bile canına okuyabilir.
Okul bakış va'z eder ...Sartre haklıdır.
İlgi sevgi bahşeder....Sartre haksızdır.

Sevgi aşkın çocuğudur.
Çocuğu sevip anasını dövmek Şeriati 'ye yakışmamıştır.

Anasını daha çok seviyor sa çocuk.
Babasının mülkiyet tutkusuna isyan ediyor (demek anlamına geliyor ) demektir bu..

Sen de beni iyi oku ya Ali k!.
Sen de beni iyi oku.

O rehnümaları boşuna yazıyor değildir bu yolcu..
Şimdilik bu kadar..
Wesselam..
........
Birkaç bilyeyi hak ettin ..
Haydi bakalım!..
Dooğru bakkala!..
Ekmek almaya..
.......
Bir dahi aşk ile
Wesselam!.

 
ali k 21-10-2009, 13:08:53
veysel kardeş,
ali bulaç bir yazısında islam, insanbilim eksenli değerlendirilemez diyor...
mantıklı konuşuyor...
çünkü islam bir dindir...
sende öyle diyorsun....
ben diyorsun din dışı benlikler var....
irfanı-imanı tanımayan benlikler var...
sen tanrısal bizlikten bahsediyorsun....
yani ALLAHİSTAN peşindesin...
ama kardeşim
digerleriyle bizlik nasıl oluşacak*
elimde ihvanı safanın insan felsefesi var....
çok tutarlı....
tamamen insanbilim eksenli
insan altyapı
dinler-felsefeler üstyapı....
ortak bir insan felsefesi tanımlanıyor...
bizlik anlayışları
farklılıkları kabul ediyor...
ancak şeriati;
tekçi....
yani dogucu...
mutlak islamcı...
eflatunu ,sokratı,öz olarak dışlıyor....
digerlerinide...
mutlak Alici ve ebuzerci....
sivil bir özgürlükten bahsetmiyor....
mutlak yönetim ve halk birlikteliğinden bahsediyor....
demek istedigim bu....
 
ali k 21-10-2009, 13:27:22
veysel bey,
ali şeriati ve senin yapmak istedigin,
ibrahimi menşeili
ve islam eksenli....
buradan islami insanbilim çıkar...
evrensel insanbilim değil...
mesele;
eflatununun ideası
sokratın genel erdemi
hegelin geisti
alinin mutlak insanliğı
v.s ile
orijin
epistemoloji ve ontolıji-metodoloji olarak
evrensel bir bakışı gerçekleştirmek gerekli...
yoksa cemmatcilikten öteye gidilmez....
kızıl iman ile sokratik erdem ve idea aynı mantalitenin ürünü olmalılar....
 
ali k 21-10-2009, 13:59:29
hitler ile-bakuninin-marksın arasını niçin açıyorsun?
hitleri doguran sebeblergenetik-sosyal-kültürel-iktisadi v.s durumda marksınki farklı sebeblermi?
hepsinin izahı insanbilim ile yapılmazmı
aynı yapılardan kalkarak farklı sonuçlar üretiliyor..
keza ali ve ebuzerde aynı baglamdan farklı sonuçlar üretiyorlar...
 
veyselmenekşe 26-10-2009, 04:20:59
"Ali Şeriati 'ne Düşündü?"den daha çok "Ne Hissetti?" yi konuşmak gerekir diye önermiştim.
Düşünce Ne'yin ürünüdür?Niçin'dir?
Ni-çun Farsçada Tanrı anlamına da gelir.
Tanrıdan bağımsız ve ayrıksı düşünemeyiz.
İnsandan bigane ve ilgisiz de düşünemeyiz.
İnsanın Tarihi Allahla aldatılma tarihidir de.
Allah adına konuşanlar insanı çok iyi tanıyorlardı.
Allah için yaşayanlar Allah'ı iyi tanıyabildiler mi?
Tanrıtanımazlar neyi tanımışlar da neyi reddedmişler.?
Bilgi önemsenir ancak kutsanamaz.
İman bilgi değildir.
İnsanı tanımak için sahih -essah -ilgi çok bile gelir.
İnsan Bilim ne demek?
Nasıl hoşuna gider se öyle tarif et.
Ömrü boyunca BİRTEK İNSANI bile omuzlanmamış;yüklenmemiş;İNSAN DERDİYLE derdlenmemiş.
Bir adam konuşup dursun. İster alim ister aydın ister filozof olsun..
Vallahi işim olmaz..İsterse allame-i cihan olsun.
Kırk yıllık ömürde beşbin yıllık kitapları hatmedip; KIRK DİRHEM hayr kotaramayan adamların.
Kırk dereden su getirten amma bir kişiye bile su içirtemeyen beyhudeliklerini ne için önemsiyeyim?
Ali Bulaç şunu demiş;İhvan-ı safa bunu demiş; Tutarlıymış tutarsızmış.
Yahu!.İnsan elinden tutan var mı ?!
İnsan yükü taşıyan var mı?
Bu hazretler kendilerini taşıttırmayı çok iyi bilirler amma?!
Öyle değil mi bayım?
...........................
Allahistan diyormuşum?
Deli mi ne?
Yahu zaten bu Allahistanlardan kurtulmak için müslüman olmadık mı?!.
İslamı diğer dinlerden bir din haline getirenler de.
Bu Allahistancılar değil mi?!
Allah Allaah!..
.....


 
veysel menekşe 26-10-2009, 04:55:56
Oradan Evrensel ne varsa o çıkar. Adını ne koyarsan koy.
Çıkar amma çok iyi yürekli ve çok cesur yürekli çok insan yürekli ..
Çıkarma harekatları yapmak gerek.
Oysa bir kuytuda oturup felsefe yapmakla yetinmek te hoş olabilir yani.
E tabi insan başıboş ve kafasına göre takılan özgür bir varlıktır da yani..
Tek sorunu ekmek parası ve zaten onu da şu cahil insanlar getirip getirip Allah rızası için.
Önlerine koyuveriyorlar yani..
.........
Yolda değiliz Aliiii ! Yolda değiliizz !..
Anla gari anlaa!..
Ben ne tartışacağım şu garibanla ?!
Marks Bakunin Hitler Sokrat Mokrat falan filan mı ?!
Bu tartışmalar bizi biyere götürmez Aliii !..
........
Otuz yıldır konuşuyoruz..
Muhalefetimiz bizi nereye getirdi söyler misin?!
Abbasi Kandırma Partisi İslami Mola ve İstirahat Dinlenme Tesisleri 'ne hoş geldiniz efendim!..
.......
Nasıl iyi mi?!
.......
Eski arkadaşlarımızla aynı kitapları okuduk.
Aynı düşünceleri paylaştık.
Aynı sloganları salladık.
İyi de.
Şimdi niye aynı yerde değiliz acebam?
......
Karşılaşmaktan bile korkuyorlar..
......
Tafra satmaları da cabası!..
"Hocam hala orda mısın?"
-- Hee! Hala burdayım!.Kolkola girdik te beraber mi yürüdük len hödük!?.
--Haklısın hocam! Yollarımız ayrıldı !. N'aparsın kader işte..!
--???..
.....
Bak gördün mü Ali !..
Kader miş işte..
Bu durumda n'apılır?
İnsan Bilim--İslam Bilim Tartışmalarına devam mı edilir;
Yoksa Orhan Gencebay'dan "Kaderin Böylesine" dinleyip "ya sabır" mı çekilir?
..
 
veysel menekşe 26-10-2009, 05:26:06
Başını omzuna koyup sarsıla sarsıla ağlayabileceğin gerçek bir dostun var mı senin ya Ali k!.?
Ali Şeriati'yi intihar noktasına getiren o yalnızlığın ne olduğunu billebilir misn sen?
Mevlana dan niçin geçememiştir onu da bilir misin?
Bilirsin elbet.
Ama ne var ki..
Devrimci duruşuna ve/veya herhangi bir duruşuna halel gelebilir.
Şu müşrik vahdeti vücutçu meczub ve mecnun şair bozuntusuna mı kaldın yani.?
İnsan Bilim seni nasılsa kurtarır yani..
Öyle mi Ali?!
......
İhsan Eliaçık kurtarmaya gitmiş Rabia Kızıımız !
Nah kurtarır.
Millet Kitap kurtarma ; Allah kurtarma derdine düşmüş.
İnsanı kim göre.?
Çoktan gözden çıkmıştır O!..
Aloooo!..
Duyuyor musun beni ?!
....
Kayseri sokaklarında ben de çok aç gezdim.
Kimsenin gözüne ilişemedim bile.
....
Ali!..
Bu islam denilen dinden..
Cennet vaadinden başka bir nasib aldıysam..
aha şimdi canım çıksın şuracıkta.
Bu islamcılar ağız verirler ekmek vermezler aslanım.
Er meydanda bellolur aslanım.
Oysa bir meydan bile yok.
......
Savrulmalarımız bile sanal...
Konuşulur konuşulur en sonunda KPSS' kapısında.
El pençe divan durulur benim canım kardeşim.
Şu ALİ SALDIRAN' ın başı niye ağrıyor diye kafa yoran varmı dır acep!.
Bilemiyorum ya Ali k!.
.....
YOL YOKSA HİÇ BİŞEY YOKTUR.
Ne din ne insan ne allah..
Vallah billah!.
Wesselam!
 
veysel menekşe 26-10-2009, 14:39:24
Hitler ile Bakunin'in,Marks'ın arasını kan uyuşmazlığı açıyor ben değil.
Anakro Sendikalizm' i Oku.
Senin şu Anti Emperyalist Marks neler söylüyor bi bak.
Hitler Nieczsthe'nin çocuğu değil midir?
Büyük Fransız Devrimi 'nin insanlığın başına ne işler açtığını görmezden mi gelelim?!
Ahmedi Bin Bella ARABÇAYI SONRADAN ÖĞRENMİŞTİR.
Oysa Cezayirli olarak doğmuştu.
Kürtçeyi sonradan öğrenen bir çok Kürt'te aynı kaderi halen paylaşıyor.
Sivil Özgürlük İdeolojileri-söylemleri -insana acır gibi yapmış fakat acımamıştır.
Pençesiz Faşizm tanımlaması buna işaret eder.
Referansiyel Düşünceler Defransiyel arızalara yol açabilir.
Doğal davranmak için referansa gerek yoktur.

Mutlak yönetim takıntısı acı bir Fransa Hatırasıdır.
Coombs' bunu anıştırmaya çalışıyor.
Oysa bu fani birçok mahfilde bu tür eleştirel analizleri yıllardan beri yapmaktadır.
Fakat nasıl karşılanmıştır biliyomusun?
Vay sen bizim üstadımızdan iyi mi bileceksin?
Üst - ad' lar 'a rağmen konuştum hep.
Halen de öyle konuşmaya devam ediyorum.
Ve iddia ediyorum.
Bu üstadlar doğru teşhis yanlış adreste hala ısrar ediyorlar.
Hallerinden hoşnutlar ve.
Halk ta umurlarında değil.

Sahtekarlıklarının farkına varanları konuşturmadıkları gibi.
Hertürden ambargoyu seferber etme gayretlerinden de geri durmuyorlar.
Bunlar yol üstünde Han kurmuş kadrolu müzevirlerdir ya Ali k!
Sen önce bunlara ne iş yaptıklarını sor.
Telif ücretiyle geçinenlerdir bunlar.
Telif ücreti yetmez se..
Sponsor kapılarında artistik patinaj yapanlardır bunlar.
 
ali k 28-10-2009, 09:13:15
insanbilim;
din dahil,felsefe,hukuk-siyaset-etik-ahlak-fen,v.s de nesnel dünya süreci boyunca çıkarılan sonuçlarla ,insanın dogada ayırtedici ve seçkin bir yapısı oldugu sonucu ile hareket etmektir...
insan ahlki şuurlu davranışla tanrısal bir sorumluluk taşır,tanrısallık ve hayvanlık arasında durur..
insan evrensel ve ilahi evrim sürecinin son halkası ve dünyanın amacıdır...
tüm tanrısal nitelemeler insanda ortaya çıkar ve tüm beşeriyeti kapsar...
 
ali k 28-10-2009, 10:50:28
benim anlatamadıgım şu,
ben marks,nietzche,bakunin
yada sivillik evrensellik deyince
kendime göre ilintilere degerlendiriyorum...
sivillikten kastım,mevcut veya liberel,sosyalist,islamcı,v.s sivillik
a.bulaç,m.metiner
yada sol sivillik degil....
insanın öznel yapısı üzerine yeni terkiplerle bir sivillikten bahsediyorum...
şimdi ben hegelist-marksist sentez ne anlama gelir diye sorgularken ,
ne hegelci
nede marksistim...
bu korelasyon,tarihte önemli bir yer kaplıyor ve ne anlama geldiği anlatılmalı...

hepsinde

haklılık payı varken,bariz düşünsel hataları var...
tarih boyunca bu dil kullanıldığı için,örneklendirmem ondandır...
hitler dediğim,hitler değil
marks dedigim marks degil
bunu anlatamıyorum...
onlar niye öyle düşünmüş
ve nesnel durumda ne anlama geliyor...
ben bunu diyorum....
ama somut olarak....
ben ali şeriaticide değilim
ancak aynı yapımı
oradada takip ediyorum...
ben islamdanda öyle anlamıyorum
insanbilim çalışmam ne doğucu
ne batıcı
nesnel durumdan hareketle
evrensel insana ait sonuçlar çıkarıyorum
benim tarihler boyunca birine hayranliğım söz konusu değil
ancak haddini bilirse sonuna kadar hürmet ederim...
sivil çalışma dedigim bu....
mutlak eksen yok
ancak evrensel bagıntı nereye çıkar
o,izi sürüyorum
insan ne salt aşk
nede salt akıl varlığıdır...
hele bunlar ın kesitsel değerlendirmesi hiç değildir...
insanbilim
aşk-akıl ve etik eksenlidir...
ben coşmam...
coşkuyada yer veririm...
çünkü,coşan adam coşturulurda
 
veysel menekşe 28-10-2009, 21:42:59
Şimdi oldu.
Taşlar yerine oturdu.
Bu sözlerin beni coşturdu.
Sana selam duruyorum Ya Ali k!.
Al !..
Bilyelerimin hepsi senin.
......
Turnalar uçun.
Konyadan geçin.
Alimi seçin.
Turnalar oyy!.
Wesselam!.
 
ali k 30-10-2009, 14:00:43
kardeş
teşekkür ederim...
yalnız bu yaklaşımım yeni değilki,
bak adresim insan-tavır....
son 4-5yıldır batı düşüncesi üzerine çalışırım...
daha önceleri m.alagaş-m,islamoglu.c.meriç s.kutup a.begoviç a.bulaç .n.fazıl
v.s üzerinde çalışmalarım oldu..
fakat islam düşüncesi içinde hem batıyı kapsayan ,hemde ona muhalif olarak ali şeriatiyi buldum...
çünkü,evrensellik çıkardıgım zaruri sonuçtu....
yalnız kimi konulardaki şii zorlamalı düşünceleri hariç genel kannatlerine katılıyorum...
ben herkesten istifade etmeye çalışırım..
öyle saplantım yok...
bir marksistle uzman bir marksist
bir milliyetçi ile keza
varoluşcu
liberal
hıristiyan ile kendi beyni ile onunla bütünleşerek anlamaya çalışırım...
etik benim için vazgeçilmezdir....
ben dinler,inceler ve değerlendiririm...
tüm bunlar sonucu dinlerinde insanbilim eksenli okunması zarureti oluştu...
insanbilim tüm insan davranış ve inançlarını çözümleyebilirdi....
aslında dogu ve batı arasında öze indigimizde fark bulmak neredeyse imkansız...
insanın bir bölümne agırlık vermişlerdir....
tanrıyıda burada agırlıklı olarak görmek mümkündür...
degişen tarihsel dönemlerdir...
ancak zaman-mekan kavramı çok önemli
zaten her şey bunun üzerine bina edilmiştir...
türkçü-kürtçü-avrupacı-hıristiyan-islamcı-ateist-sanat-v.s insanbilimle açıga çıkmakta sonuçlanmaktadır...
yoksa diğer belirlemeler kesitsel ve eksik olarak kalmaktadır..
 
veysel menekşe 31-10-2009, 22:11:16
Dostum dostum güzel dostum.!
Birbirini tam okuyabilmek biraz zaman alır.
Şiir tercümesi ile ilgili bir analiz yazısına.
Şöyle bir zeyl eylemiştim.
"şiir' e çevrilmeyen mütercim şiir'i tecüme edemez."
...
İngilizce'yi tam bilmediğim halde.
Halil Cibran'ın "Kör Şair " Şiirini.
Tercüme eden bir grub genç öğrenci dostun tercümesinden.
Yeniden tercüme etmeyi denedim ve bunu başardım.
Nasıl oldu dersen.
Tam bir -iki ay boyunca Halil Cibran okudum.
Türkçe tercüme kitaplarını ve hakkında yazılan bulabildiğim bütün yazıları..
Tekrar tekrar okudum.
O'nunla yattım onunla kalktım.
Önüme gelen hemen herkesle onu tartıştım.
Muhaliflerine karşı tarafı oldum.
Muhiblerine karşı da muhalifi oldum.
Didik didik ettim.
Önce O'na çevrildim yani.
Başarabildiğim oranda "O" oldum yani.
Sonra da.
İlk kaba tercüme metni önüme koydum ve.
Beş dakka içinde.
Kendi tercümemi ortaya koydum.
...
"Harika olmuş !"dediler.
...
Seni de okumayı sürdüreceğim.
Ve sen de öyle yap.
Beni okumayı sürdür.
..
Sen ben ol ---biraz coş.--
Ben de sen olayım--biraz düşüneyim--
..
Etik sorunumuz yok çok şükür.
...
Herşey çok iyi olacak ve.
Herşey çok iyi olacak işte.
...
Wesselam!..
 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

‘Güvenilecek Ama Sürekli Dalgalı Bir Gerçeklik’: ALİ ŞERİATİ / Cihan AKTAŞ
Şeriati ve Muhalif Çizgisi / Haşim AGACARİ
Şeriati, Yeniden Gündemde / Cihan AKTAŞ
Ali Şeriati’de Kadının Kurtuluşu/ Yıldız RAMAZANOĞLU
Dert Ehli, Sanatkar ve Yiğit Bir Aydın: Şeriati / Abdülkerim SURUŞ
Bir İslami Ütopyacının Siyasi Biyografisi / Ali RAHNEMA
Ali ŞERİATİ Yaşasaydı...? / Turgay EVREN
Ali Şeriati: İran Devriminin İdeologu / Abdülaziz SACHEDİNA
Ali Şeriati ile Kürt Sorununa Bakış ve Yeni İslamcıların Senaryoları / Muhammed CAN
Bir Diriliş Öncüsü: Dr. ALİ ŞERİATİ / Emin MANSURİ
İran Devriminden Sonra Dini Entelektüalizm / Mesud PEDRAM
"Eşim Ali Şeriati" Okuma Notları ve Çevirisi Üzerine / A.AVAMİ
İran, Seçimler ve Ali Şeriati ile Vurulmak İstenen Ne? / Muhammed CAN
Hüseyniye-i İrşad'da Bir Akşam / Cihan AKTAŞ
Modernite: Bugüne Dair Hastalığımız, Yenilenme: Bugüne Dair Sorumluluğumuz / Bülent Şahin ERDEĞER
Seyyid Kutub ve Ali Şeriati: Öznelliğin İktidarı / Charles TRIPP
Ali Şeriati ve Mevlana / Turgay EVREN
Ali Şeriati Üzerine Bir Deneme / Turgay EVREN
Düşünce ve Eylem Adamının Tam Tanımı: Ali Şeriati / Peren BİRSAYGILI
Ali Şeriati'den Esintiler! / Muhammed CAN
Özgür İrade Meselesinde Ali Şeriati ve Bint'uş-Şati / Yudian WAHYUDİ
Cemaleddin Afgani ve Ali Şeriati / Sever IŞIK
Yabancılaşmanın Yeni Maskesi "Postmodemizm" ve Şeriati'yi Hatırlamak/ Bülent Şahin ERDEĞER
İnsanlık ve Halkın Gücü: Dr. Ali Şeriati’ye Bir Övgü / Dr. Mohammad Omar FAROOQ
Ali Şeriati: Kazanımın Ve Gelişimin Öğretmeni -I- / Bülent Şahin ERDEĞER
Göller Bölgesinde Bir Ada / Cemil MERİÇ
Ve Bir Tokat Hem de Ne Tokat! / Öznur BALIK
Bir Ütopyacının Hayatı / Recep ŞENTÜRK
Marksizm, Oryantalizm ve Şeriati / Bülent Şahin ERDEĞER
Göller Bölgesi'nde Bir Ada Olmak / Ümit AKTAŞ
"Yalnızlık Sözleri" / Ahmet ÖZCAN
BİR KARŞILAŞTIRMA: Nasr ve Şeraiti / Mustafa ARMAĞAN
GELENEĞİN PRANGALARI: Weber ve Şeraiti Örneği / Mustafa ARMAĞAN
Ne Yapmalı / M. Kürşad ATALAR
Ali Şeriati (1933-77): Allahperest-Sosyalist / Ertuğrul CESUR
Şeriatî'nin Öze Dönüş Çağrısı / İhsan ELİAÇIK
Marx ve Allah Arasında Ali Şeriati / Nathan COOMBS
EY ALİ! / Muhammed Rıza SERKEŞİK
Geleneksel Ulema ve Laik Aydınlar Arasında Ali Şeriati / Fevzi ZÜLALOĞLU
Rüşenfikr İdeolojisi / Asaf HÜSEYİN
BİZİM YERİMİZE DÜŞÜNENLER / Serkan AKIN
Ali Şeriati’de Sembolizm Sorunu / Bülent Şahin ERDEĞER
Hüdaperest Sosyalistler / Mustafa ÖZCAN
Unutulmuş Devrimci Ali Şeriati / Lawrance Rıza ERŞAGİ
Şeriati’yi Önce Biz Öldürdük! / Zeki BULDUK
Ali Şeriati'de Sanatın Teorik İnşası / Asım ÖZ
İki dini aydın: ŞERİATİ ve SURUŞ / Cihan AKTAŞ
Ali Şeriati ile Söyleşi / Muhammed CAN
Kaynaşma ve Ayrışma Çizgisi/ Mustafa ÖZCAN
Ali Şeriati: "İslam Sosyolojisi" ve "İslam Bilim" / Kadir CANATAN
Ali Şeriati: Yalnızlığa Sığmayan Yazar / Cihan AKTAŞ
Şeriati, Hasan Hanefi ve 'İslami Sol' Denkleminde İbrahim Şita / Yasin DEMİRKIRAN
1980 Sonrası Türkiye’sinde Siyasal İslami Bilinçlenmede Tercümenin Rolü-2 / Cengiz Sunay
Ali Şeriati’de Somutla Soyut Arasında Sanat/ Cemal ŞAKAR
Uyuyanları Uyandıran Bilinç: Ali Şeriati! / Atlan ALGAN
Dr. Ali Şeriati’nin Taklid Mercii Kimdi? / Taki DEJAKAM
Allahperest Sosyalist Ali Şeriati / Mehmet SAİD
Ali Şeriati’nin Yeşillenen Rolü / Mustafa ÖZCAN
Dine Karşı Din / Ali SALDIRAN
hgs yükleme http://www.xn--hgsykle-q2a.gen.tr/
hgs yükleme http://www.xn--hgsykle-q2a.gen.tr/
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM