ALİ ŞERİATİ

Ali Şeriati Hüseyniye-i İrşad

Kull. Adı    

:

Şifre 

:  
     

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Modernizm’le Hesaplaşma Çabasında Bir Aydın: Ali Şeriati Portresi / Aydın HIZ
Kendisi Olmayan İnsan
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Şia
İran ve İslam
Tüm medyalar için tıklayınız...
Tefsir Dersi

Sesli ve Görüntülü Medya

Ali Şeriati Belgeseli
Belgesel

Tüm Arşivler İçin Tıklayınız...

Hangi Kur’an / Ali ŞERİATİ
Aşk ve Sevgi... / Dr. Ali ŞERİATİ
HACC
DUA / II
Kendisi Olmayan İnsan

İSLAM BİLİM DERSLERİ BAŞLIYOR

TARİH :19-03-2009

23.03.2009 tarihinden itibaren İslam Bilim dersleri başlıyor

Dr. Ali Şeriati'nin İslam-Bilim adlı konferanslarından oluşan eserini dersler halinde yayına hazırladık. Site üyelerimiz ve ziyaretçiler burada yayınlanacak dersleri takip edebileceklerdir. Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanacak olan dersleri muntazam takip edip tartışan takipçiler muayyen bir vaktin sonunda bu önemli dersleri bitirmiş olacaklardır.

Derslerin bitiminde takipçiler tarih bilinci, tarih felsefesi, toplumsal tevhid ve toplumsal şirk, ideal insan, toplumbilim, tevhidi dünya görüşü, altyapı ve üstyapı, ideoloji olarak İslam, varoluşçuluk, materyalizm, alinasyon, Marksizm gibi birçok önemli konu hakkında önemli bilgiler edinmiş olacaklardır. Hem derslerin takibi hem de dersler üzerine yapılacak tartışmalarla Doktor'un öğrencileri olarak O'nun fikirlerini tanımış, tartışmış ve belki ümidimiz odur ki ilerilere taşımız olacağız
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme
hgs yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

ÜYE OLUN

TARİH :17-03-2006

Siteye üye olun yeniliklerden hemen haberiniz olsun.
hgs bakiye yükleme
trafik cezas? ödeme
kredi kart? borç sorgulama
kredi kart? borç sorgulama
yap?kredi kredi kart? borç sorgulama
tl yükleme


detay
Tüm haberler

.....................................................

TARİH : -- tarihinde tarafından gönderildi...
WEB :
Ülke :
Şehir :



.: Yazarlar :.
Gazali, İbn-i Rüşd’ü Döver mi? / T.Suat DEMRE

Birçok yerde bu durumla karşılaşıyorum. Nedir bu durum? Gazali ve İslam felsefecileri arasındaki ihtilaf, İbn-i Rüşd’ün ünlü savunması ve neticede ortaya saçılan bir takım önyargılı düşünceler.

 

Epey önce bir tartışma sırasında yapılan atıf ile Erdal Şafak’ın Papa konusu gündemde iken yazdığı bir yazısını okumuştum. Orada Şafak’ın yazısında aynı konu ile ilgili oldukça bilinçli yapılmış olduğunu düşündüğüm bir hata vardı. Şöyle diyordu Erdal Şafak:

 

Gazali’nin “Filozofların Yıkımı” kitabına “Yıkımın Yıkımı” eseriyle meydan okuyan İbn Rüşd.

 

Bu kadar cehalet tahsille olur diyeceğim ama burada cehaletten öte bir kasıt var. Ama bu kasıt Erdal Şafak’ta değil.

 

Erdal Şafak’ın ne Gazali’yi ne de İ.Rüşd’ü okuduğunu sanmıyorum. Muhtemelen biryerlerde okuduklarını yazısına yansıtmış. Bir kere Gazali’nin kitabının adı “Filozofların Yıkımı” değil “Filozofların Tutarsızlığı”dır. Orjinal adı “Tehafüt-ül felasife” dir. İ. Rüşd’ün kitabının adı da “Yıkımın yıkımı” değil “Tutarsızlığın tutarsızlığı”dır. Bu kitabın orjinal adı da “Tehafüt-üt Tehafüt” dür. Erdal Şafak’ın yazısının diğer kısımlarında yazdıkları ayrıca tartışılabilir, ama bu hata ya da kasıt yenilir yutulur birşey değil. Bu kitaplara bu isimleri “takanlar” bizim pozitivist felsefecilerimizdir. Bu kasıtlı hata üzerinden güya “Gazali fesefeyi yıkmak istedi” gibi bir intiba uyandırılmak isteniyor.

 

Bu hatayı görmezden gelirsek, Şafak özetle İ.Rüşd’ün akılcılığı temsil ettiği, Gazali’nin ise felsefenin “inanç bozduğu” gerekçesiyle insanlar için kötü birşey olduğunu savunduğundan dem vurarak İslam tarihindeki akılcılık konusunda -Gazali konusunda haksız da olsa- Papa’ya haklı bir ders veriyor.

 

Yani bir kesim İ.Rüşd’ü katıksız bir Aristo’cu, akılcı ve rasyonalist olarak gösteriyor, -ki aslında İ.Rüşd hiç de katıksız bir Aristocu değildir ama Aristo ile İslam’ı uzlaştırmaya çalıştığı da doğrudur- diğer bir kesim de İ.Rüşd’ün fikirlerini tehlikeli buluyor, Gazali’nin neye itiraz ettiğini bile bilmeden Gazali yanında safını sıklaştırıyor ve İ.Rüşd’e feveran ediyor. Üstüne üstlük Batı dünyasının İ.Rüşd’den işine yarayanları alması ve onu yıllar sonra güya “Averroes” diye adlandırmasını İ.Rüşd’ün suçu imiş gibi göstermeye çalışıyor. Bu anlamlı olmadığı gibi son derece de haksız bir söylem. [Hem Batı sadece İ.Rüşd’den birşeyler almadı, aynı oranda Gazali’den de aldıkları var Batı’nın.]

 

Hakikatte ne Gazali felsefeyi yıkmak istemiştir, ne de İ.Rüşd salt rasyonalist bir akılcı olarak İslam dairesinden çıkmıştır. Aksine Gazali ile İ.Sina / İ.Rüşd dünyevî ilimlerde tam bir ittifak içindedirler. Yani akıl ve müspet ilimler noktasında çoğunlukla aynı düşünürler.

 

Ayrı düşündükleri konuların hemen tamamı metafizik alandaki birtakım hususlar, yani teolojik bazı konulardır.

 

Aynı tartışmada yine aynı okur, yazısında Erdal Şafak’tan yaptığı alıntının altına, güya gelenekten yana tavır almak için bir siteden şu alıntıyı yapıyor:

 

İbni Rüşd, İspanya’nın hristiyan tarafına geçerek, İspanya kralının önünde diz çöküp İslam’dan çıkmıştır.

 

Bu da bir iftiradan başka birşey değil. [“Ama Gazali İ.Rüşd’ü tekfir etmişti” denmesin, Gazali öldüğünde İ.Rüşd daha doğmamıştı.]

 

Bu satırları yazanın İ.Rüşd’ün felsefesinden zerre kadar birşey okuduğunu bile düşünmüyorum. İ.Rüşd sağlam bir müslümandır. İ.Rüşd’ün felsefesinde Peygamberlik haktır, ona göre hakikate ulaşma yolunu kitlelere benimsetmek ancak nübüvvet ile olur. İ.Rüşd nübüvvetin yanında bazı havvas kimselerin akıl ile ve nefs ile mücahede ederek, tefekkür yoluyla da hakikate ulaşacaklarını söyler. Herhalde bazıları bu “faal akl” olgusunu bizim zihnimizde bulunan kişisel akıl sanıyorlar. Bunu bile anlayamıyorlar. Derinliğine vakıf olabilecek kabiliyete sahip olmayan insanlar, felsefenin çetrefilli meselelerini ancak böyle anlayabiliyor demek ki.

 

Hakikate ulaşmanın farklı yollarını anlatan, İ.Tüfeyl’in Hayy bin Yakzan adlı bir felsefi romanı var, şurada onun kısa bir özetini yapmıştım. Oradan okunduğunda da görüleceği gibi Felsefe ile Din, doğru yorumlandığında aynı Hakikat’e ulaşmak için farklı yöntemler uygular ve nihayetinde aynı Hakikat’e ulaşır.

 

Din evrensel ilkeleri koyar ve hudutları çizer. Hakikat’e ulaşmak ise bireyin kendi çabası ile olur. İlgili hikayedeki ana kahraman “Hayy” Hakikat’in bilgisine, önce gözlem ve akıl, sonra da müşahede ile varırken yine hikayedeki diğer kahraman “Absal” da, Peygamber’in tebliği ile varır. Peygamber’in getirdiği bilgilerin anlam ve hikmetlerini araştırırarak Hakikat’ın bilgisine ulaşır.

 

Sanıldığı gibi Gazali ile Farabi ve İ.Sina arasındaki ihtilaf derin değildir. Başka hususlar olsa da asıl üç önemli noktada Gazali onlara karşı çıkmıştır; bunlar da alemin kıdemi, cismani haşr ve Allah’ın ilminin kapsayıcılığı konularıdır. Gazali bunların tamamında da haklıdır, ama İ.Rüşd’de Gazali’nin ölümünden yıllar sonra “Tehafüt-üt Tehafüt”ü ile çok iyi bir savunma yapmıştır.

 

Felsefenin  ateşin zekaları arasındaki bu müthiş tartışmalara akılları yetmeyenler pervasızca İ.Rüşd’e saldırıyorlar. Herşeyden önce bu suçlamayı yapanların İ.Rüşd’ün “Tehafüt-üt Tehafüt” ünü alıp sindire sindire okumaları lazım ki, bu ağır suçlamalarının ne kadar anlamsız bir şey olduğunu kavrasınlar.

 

Haddime değil fikrimi beyan etmek ama bu tartışmada Gazali’yi haklı görürüm. Fakat Gazali filozofları bu ihtilaf yüzünden tekfir ederken haksızdır. Bu tekfirde Gazali El-İktisad’da kendi koyduğu ölçüye riayet etmemiştir. Bu ölçüyü şöyle ifade eder Gazali: “İki şahadeti dili ile söyleyip, kalbi ile iman eden bir kişiyi tekfir etmekten daha zor ne olabilir?” İşte Gazali kendi koyduğu bu ölçüye uymayarak tekfirini yapmıştır. Gazali bir peygamber değildir, hata yapabilir; burada hata yaptığı gibi. [Ayrıca hepimiz biliyoruz ki İslam dünyasında bir tekfir hastalığı vardır.]

 

İslam semasının yıldızlarının arasındaki bu son derece verimli ihtilaftan dolayı etiketleme yapmak neden? Bir taraf akıl uğruna İ.Rüşd’e sarılıyor, diğer taraf buna reddiye olarak İ.Rüşd’ü İslam dairesinin dışına atmaya çalışıyor. Bir yazar, İHL’de hocasının İ.Rüşd’den İ.Puşt diye bahsettiğini, bu önyargı ile yıllar yılı İ.Rüşd’den mahrum kaldığını yazmıştı. Hayret birşey. Gazali yaptığı tekfire rağmen kendisine dayanarak İslam felsefecilerine ve onları savunan İ.Rüşd’e böyle cahilce suçlamalar yapıldığını görüyorsa herhalde mezarında ters dönüyordur.

 

Bir yazı aktarmak istiyorum; müslüman felsefecilere, bir İslam aliminin nasıl baktığına güzel bir delil.

 

Benim uzun uzun anlatamayacağım bir şeyi Mustafa İslamoğlu bir köşe yazısında çok daha güzel anlatmış:

 

YÖK’ün yasakçılığıyla ünlü başkanı “Gazzali’nin İbn Rüşt’ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz” gibisinden oldukça garip bir şeyler söylüyordu. Farabi ve İbn Sina’yı da diline dolayan aynı şahsın özel “görevi” ve kamuoyundaki imajı gözönüne alındığında, böyle ilmi konuların ağzına hiç yakışmadığı takdir edilecektir.

 

[...]

 

Sahi sizce YÖK’ün başındaki zat Gazzali’yi, ya da safında taraf tuttuğu İbn Rüşd’ü okumuş mudur? Gazzali’nin İbn Rüşd’ü yenmesinden söz ederken, sakın onları rakip takımlarda top koşturan futbolcu, ya da birbirine rakip iki boksör falan sanıyor olmasın?!

 

Olur a! İslam semasının iki felsefe devinin [Gazzali’yi okuyanlar onu neden “felsefe devi” olarak nitelendirdiğimizi de anlarlar] arasındaki oldukça verimli ilmi tartışmayı “yenmek-yenilmek” sözcükleriyle anlıyorsanız, sizin maksadınızın başka olduğu ortaya çıkar.

 

Peki İbn Rüşd’den, YÖK’ün tepesindeki zatın ve o kafadakilerin istismarına elverişli bir şeyler çıkar mı?

Hiç ama hiç sanmıyorum. Yine bilmeden, öylesine edilmiş bir laf bu. Görüldüğü kadarıyla bu lafı eden kişi, daha Gazzali’nin [öl. 1111] İbn Rüşd’le [doğ. 1126] aynı çağda yaşamadığını bile bilmiyor. [..]

 

Gazzali ne kadar İslam’ın ürünüyse, İbn Rüşd de, Farabi ve İbn Sina da o kadar İslam’ın ürünüdür. Laikçi kafa kendisi için kullanmaya elverişli isim ararken dahi, İslam ümmetinin dağarcığına başvurmaktan başka çıkış yolu olmadığını, kendisi de görüp utanıyor mu acaba? Bu gerçekten ibretlik bir durum.

 

Oysa ki bu kafa, ille de kendisine bizim diyarlardan kök arayacaksa, bunun yaşı üç çeyrek yüzyılı aşamaz. Ve bu kafanın bu topraklardaki geleceği de pek parlak görünmüyor. Çok değil bir çeyrek yüzyıl sonra bu kafayı müzelerde tarihe karışmış gayr-ı tabii bir “ürün” olarak ibret-i âlem için sergilenirken görürseniz, şaşırmayınız.

 

İbn Rüşd’den bu kafa için malzeme çıkmaz, demiştik. Mesela İbn Rüşd’ü İbn Rüşd yapan hacmi küçük fakat değeri sırf kendi literatürümüzün değil, tüm dünya ilim literatürünün baş yapıtlarından biri olacak kadar büyük olan Faslu’l-Makal’inin tam adı nedir biliyor musunuz:

 

Faslu’l-Makâl fî-mâ Beyne’l-Hikmeti ve’ş-Şeriati mine’l-İttisal

 

Bu ismi Türkçe’ye, biraz serbestçe şöyle tercüme edebiliriz: “Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi”

 

İbn Rüşd’ün başyapıtının sadece ismi bile, YÖK’ün başındaki zatın ve o kafadakilerin kanlarını beyinlerine sıçratması gerekmez mi?

 

Ne diyordu: “Gazali’nin İbn Rüşd’ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz!”

 

Şu haydarane naraya, şu hiddet ve celadete bakınız!..

 

“Breh!.. breh!..” mi, yoksa “Vah…vah…”mı çekelim?

 

Bir numaralı eseri Şeriat’la akıl arasındaki ilişkinin koparılamazlığına dair olan İbn Rüşd’ün yanına ne kadar yakışır bu kafa? Ya da bu kafanın İbn Rüşd’ün yanında yer alıyor görünmesi ne kadar samimidir?

 

Bütün bunların “samimiyet”le değil “cehalet”le ilgili olması da ihtimal dahilindedir. [..]

 

Bu nasıl bir şaşkınlık ki “Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi” adlı bir eseri bulunan bir İslam filozofuna bu şekilde -daha yukarıda alıntıladığım- ağır sözler söyleniyor, o da yetmiyor İslam dairesinin dışına atılıyor?

 

İslam düşünce semasının yıldızları böyle harcanmaya kalkılmamalı. İslam düşüncesi durağan bir düşünce değildir; bu düşüncenin üç ana ekolü her daim birbirlerini reddetmeden varolagelmişlerdir. Bir önceki dönemde Diyanetten sorumlu bakanlık görevinde bulunan ve İslam felsefesi konusunda yetkin bir uzman olan Prof. Mehmet S. Aydın Hoca geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda “İslam ötekilerle [diğer dinlerle] aynı süreci yaşamadı” sorusuna şöyle cevap veriyor:

 

Ernest Gellner “İslam’ın üzerinden tarih geçmedi” diyor. Bu, İslam’ın tarihi yok demek değil. Tarihte bazı olaylar ortaya çıkıyor, din onlarla hesaplaşıyor ama çok kere geri adım atarak kendisini kurtarıyor. Veya kurtardığını zannediyor. Bir tek İslam kendisine sunulan her yeniliği kabul etmiyor. Ben ilkelerimle yenileşmeyi sürdürmek istiyorum diyor. Bu Batı için anlaşılması kolay olan bir şey değil.

 

İslam’a bu özgüveni veren İslam düşünce geleneğidir. Değerli araştırmacı-yazar Mustafa Akyol da bir yazısındaABD’nin önde gelen Hıristiyan liderlerinden biri olan — ve aslında İslam’a da pek sıcak bakmayan — Patrick Buchanan’ın “Vakti Gelmiş Bir Fikir” başlıklı yazısında enteresan teşhisler var.” dedikten sonra P.Buchanan’ın ilgili yazısından şu alıntıyı yapıyor:

 

Hıristiyanlık Avrupa’da ölür gibi dururken, İslam 21. yüzyılı, daha önce başka yüzyıllara yaptığı gibi, sarsacak şekilde yükseliyor… [İslami savaşçıları görünce] Victor Hugo’nun sözlerini hatırlamamak mümkün değil: “Hiç bir ordu, vakti gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir.” Karşıtlarımızın çoğunun uğrunda savaştığı fikir, ikna edici bir fikir. Tek bir Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in onun elçisi olduğuna, İslam’ın yani Kuran’a teslimiyetin cennete giden tek yol olduğuna ve Allah’a bağlı bir toplumun şeriata göre yönetilmesi gerektiğine inanıyorlar… Milyonlarca Müslüman insan [onlara sunulan] Batılı alternatifleri kabul etmişti. Ama bugün onmilyorlarca Müslüman bunu reddeder gözüküyor ve daha saf bir İslam’daki köklerine dönüyorlar. Açıkçası, İslami inancın dayanıklılığı, hayranlık verici.

 

İslam, Osmanlı İmparatorluğu’nun iki yüzyıl boyunca yaşadığı yenilgi ve aşağılamaların ve hilafetin kaldırılmasının üstesinden gelmiş durumda. Nesiller boyu süren Batı hakimiyetinden de sağlam çıktı. Mısır, Irak, Libya ve İran’daki Batı yanlısı krallıkları aştı. Komünizmi kolayca püskürttü, 1967de Nasırizm’i safdışı etti ve Arafat’ın veya Saddam’ın milliyetçiliklerinden de daha dayanaklı olduğunu gösterdi. Şimdi de dünyanın son süper gücüne direniyor.

 

İslam şüphesiz bu direnişi aslî kaynaklarına borçlu, ama 1400 yıllık büyük geleneğin de bunda çok önemli bir payı var. Bugün teolojik argümanlarımızla kozmolojik bilgilerimizi karşılaştırdığımızda Gazali’nin “varlık felsefesine” yakınlaşıyorsak, kulaklarımızda “Gökkubbenin altında söylenmemiş bir şey yok” sedası yankılanıyorsa, Astrofizikçi Robert Jastrow ünlü eseri “God and the Astronomers” in girişinde “Aklın gücüne olan inancıyla yaşayan bilim adamı için hikaye, kötü bir rüya gibi son buluyor. Bu bilim adamı bilinmeyen o dağa tırmanmaktadır, zirveyi ele geçirmek üzeredir, son kayaya tutunup kendini yukarı çektiğinde ise orada yüz yıllardır oturmakta olan bir grup din adamıyla karşılaşır.” diyorsa öğretimizin tüm boyutlarını sahiplenmemiz gerekmez mi?

 

İnşaallah geleneğimizin tüm düşünce ekollerini benimser, farklılıkları zenginlik olarak görür ve yeni bir ivmeyle bu öğretiyi geleceğe taşımayı becerebiliriz..

 

Zaman kısa, yol uzun.. Bunun farkında olmak dileğiyle..

 

 

 

Kaynak: www.derindusunce.org

 

 

 

 

Erdal Şafak’ın makalede anılan Sabah gazetesinde yayınlanan yazısı.

 

 

Akıl ve İnanç / Erdal ŞAFAK  [16 Eylül 2006, Sabah]

 

Batı'daki sağduyu ve izan sahiplerinin bile "İslamofobi"nin dışa vurumu diye değerlendirdikleri Papa 16'ncı Benedikt'in konuşması ve tüm İslam coğrafyasından yükselen haklı tepkiler herhalde uzun süre gündemden düşmeyecek.

 

Karikatür krizinde olduğu gibi, kestirilemeyecek gelişmeleri tetiklemesinden kaygı duyduğumuz Ratisbonne [Regensburg] Üniversitesi'ndeki o konuşmada gözden kaçırılmaması gereken, çok önemli bir paragraf var. Papa diyor ki:


"Hıristiyanlık, İncil ile Yunan felsefesindeki rasyonalizmin buluşmaları ve kaynaşmalarından doğdu. Yani Avrupa'nın manevi mirasının temelinde Yunan felsefesinin birikimi bulunuyor . O nedenle Hıristiyanlık her ne kadar doğuda doğup gelişse de, tarihi izlerinin Avrupa'da bulunması hiç de şaşırtıcı değil."


Tarih ancak bu kadar tahrif edilebilir.

 

Çünkü ister dini olsun, ister felsefi, isterse tarihi, tüm batılı kaynaklar, Hıristiyanlığın "Yunan felsefesindeki kökleri"ni Hazreti İsa'nın ölümünden ancak bin yıl sonra keşfettiğini kabul ediyor. 999-1003 yılları arasında papalık yaptığı için "Milenyum Papası" ya da "Bin Yıl Papası" diye bilinen 2'nci Sylvestre sayesinde. Seleflerinin aksine bağnaz olmayan 2'nci Sylvestre gençliğinde eğitim için Barselona'ya gönderilince, İspanya'daki Endülüs uygarlığıyla tanıştı. Endülüs'ün bilim, felsefe, matematik, eğitim ve sağlıkta vardığı noktadan, rasathane ve hastane gibi Batı'da olmayan kurumlardan büyülendi.

 

Papa'nın Keşifleri

 

Örneğin, Harezmi'nin kitaplarını okuyup matematik öğrendi. Papa onu keşfettiğinde Muhammed İbn Musa El-Harezmi öleli 150 yıl olmuştu. Onun kurduğu bilim dalları olan cebir ve logaritma 200 yıldır medreselerde ders olarak okutuluyordu.

 

2'nci Sylvestre, Endülüs'te ayrıca eski Yunan filozoflarının yapıtlarıyla da tanıştı. Aristo ile, Platon [Eflatun] ile. Kendisinden sayesinde. 872-950 yılları arasında yaşayan Farabi, bu iki Yunan filozofunu geçmişin sislerinden çıkarmış, sonsuza kadar unutulmalarını önlemişti. Çünkü Bizans İmparatoru Justinien 529 yılında "Çok tanrıcılığın fesat yuvaları" dediği Atina'daki felsefe okullarını kapatmış, Aristo ve Platon'un eserlerini imha ettirmişti. O okulların öğretmenleri de İskenderiye, Harran ve Antakya'ya sığınmışlar, daha sonra Bağdat'ta toplanmışlardı. O çağda dünyanın bilim merkezi olan Bağdat'ta. Aristo ve Platon'un eserleri Aramice ve Arapça'ya çevrilmişti. Farabi önce bu çevirilerden, ardından da Yunanca asıllarından iki filozofun metinlerini okumuş, irdelemiş, katkıda bulunmuştu. O kadar uzmanlaşmıştı ki bu alanda, ilerde aynı yolda yürüyecek olan İbn Rüşd tarafından "İkinci Üstad" ilan edilecekti. "İlk Üstad", elbette Aristo.

 

İbn Rüşd'ün Mirası

 

"Müthiş" olduğu söylenen kültürünü işte bu kaynaklara borçlu olan 2'nci Sylvestre, papalığa seçilip Vatikan'a gidince, "Aristo'yu Batı'ya tanıtan ilk kişi" olacaktı. Batı'yı "Sıfır" rakamı ya da kavramıyla tanıştıran ilk kişi de!


Daha El-Razi, El-Kindi [290 eser bıraktı], Meymun, El-İdrisi, El-Zarkali, Az-Zahravi, El-Battani, İbn Zohr var.


Gerçeğe akılla ulaşma yolu diye bilinen ve Aristo ile Platon felsefeleri sentezine dayanan "Meşşailik"in büyük ismi İbn Bacce var.


Aristo ve Platon'un tüm yapıtlarını Yunanca ezbere bilen ve her cümlesine koyduğu "şerh"lerle daha iyi anlaşılmalarını sağlayan İbn Rüşd var. Ruhun ölümsüzlüğü, evrenin ezeliliği gibi düşünceleri Orta Çağ'ın Hıristiyan Avrupa'sında kendi adını taşıyan bir akım doğurtan İbn Rüşd., Felsefenin "inanç bozduğu" gerekçesiyle insanlar için kötü birşey olduğunu söyleyen Gazali'nin "Filozofların Yıkımı" kitabına "Yıkımın Yıkımı" eseriyle meydan okuyan İbn Rüşd. Felsefi ve dini gerçekleri "Gerçeğin birliği"nde uzlaştıran İbn Rüşd.


Daha Doğu ve Batı felsefelerinin birleştiği kavşak diye gösterilen İbn Sina var. İnancını akıl süzgecinden geçirmekten zerrece çekinmeyen İbn Sina.


Papa 16'ncı Benedikt, Batı'yı "Manevi mirasımız" dediği Yunan felsefesiyle tanıştıran İslam düşünürlerine nankörlük etmekle kalmıyor, bin yıl önceki selefi 2'nci Sylvestre'i de mezarında kıvrandırıyor.

 


         -        

 


Bu Yazı 15250 defa okunmuştur
 

 Bu haber için toplam 50 yorum yapılmıştır...

yalnız efe 05-11-2009, 14:02:59
hikmeti kutsal akıl olarak niteler Şeriati....
inanmayanlarla aramızdaki fark işte burda...
onlar akılcı...
BİZ akıllı....
onların zannettiği akıl ile bizimkisi çok farklı....tartışmaya bile değmez....
onların aklı bu ağır sıkleti çekmez...
 
veysel menekşe 09-11-2009, 09:50:24
Ağaca yürümeyen su ..
Demiri işlemeyen ; Çelikte berkimeyen su ..
Toprağı yeşertmeyen..Gövertmeyen su...
Hangi akıldan südur eder se etsin..
Kokaksu 'dur doğrusu.

Akıllı olmak ta o aklı işlevsel kılmakla eşdeğerdir doğrusu..

Öyle değil mi kızım?.
Zöhre yıldızım !
Kariz kırmızım !..

Öyle değil mi.?!

Kadim Yalnızım !..

Wesselam !..
 
Zeynel Abidin Anteplioğlu 18-11-2009, 03:50:47
Ön yargı mı desek, at gözlüğü takmış biçareler mi desek, ipotek edilmiş beyinler mi desek, aklını onun bunun cebine koyan ahmaklar mı desek? Hangisini söylesek yakışmaz ki? Kendini imge sayanların akıllarının varlığından nasıl söz edilebilir? Akıllı olmak; aklın sınır tanımaz bir sürü düşüncelerinin farkında olmaktır...Alt ve üst beyin işlevlerinin süzgecidir akıl... Tortuları temizleyen, saf ve duru düşünceleri analiz eden bir yetidir akıl...Bu yetiler devre dışı kaldığında ,kahrolası Ene zindanına düşmek kaçınılmaz oluyor maalesef...Ondan sonra başlıyor horoz döğüştürme işi !.. Hayır ola...
 
 

BU KATEGORİDEKİ DİĞER ESERLER

Mehmet Akif ve Düşündürdükleri / Şuayip MEKEÇ
Sol ve Liberal Muhayyile / Ali BULAÇ
Cüzzamlıyı İyileştirdiyse Zalimliğine Anlayış mı Göstermeliyiz? / Fikritakip
“Öncü Şahsiyetler: Seyyid Kutub ve Ali Şeriati” / [Seminer]
Kendi Semasında Tek Yıldız: Nurettin Topçu Ve Müslüman Anadolu Sosyalizmi / Ümit AKTAŞ
Bilgiden Neo-Nihilizme..: Müslüman Nihilistler / Turan KIŞLAKÇI
Gazali, İbn-i Rüşd’ü Döver mi? / T.Suat DEMRE
Dikkat! Kitap! / Heinrich BÖLL
Suruş ve Sarsılan Kalplerin Tanrısı…/ Meliha ÇELİK
Şeriati Suriye'yi Nasıl Okurdu?/ Cihan AKTAŞ
‘Ehl-i kitâp’ kimdir? / R. İhsan ELİAÇIK
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 1 / Hamza TÜRKMEN
AK PARTİ Eleştirisi / Ali BULAÇ
Din Modern Zamanlarda Nereye Gidiyor? / Dr.Abdülkerim SURUŞ
Sol İslam, İslam`ın Solu, İslam Düşüncesinde Sol / Kenan ÇAMURCU
Entelektüel, Aydın ve Din / Dr.Aliye ÇINAR
İnsanlık Suçu: Biz Filistinliler, Hakkımızı Helal Etmeyeceğiz / Hayrettin KARAMAN
Bir Seçim Yapın Arkadaşlar/ Ali SALDIRAN
Bayan Humeyni ile Bayan Şeriati... / Sibel ERASLAN
Profesör olmak; Ebu-Zer'in Kişiliğini Manupüle Etme Hakkını Verir Mi? / Muhammed CAN
Surûş, Şimdi de Şeriatî İçin İlginç Şeyler Söylüyor! / Selahaddin Eş ÇAKIRGİL
MUSEVİ NE DİYOR?/ Mir Huseyn MUSEVİ
Özgürlük şairi İkbal, İstanbul'da anılıyor
Evrim Kuramı ne anlatıyor? -2- / Bülent Şahin ERDEĞER
"İslâm Sosyalizmi"nin Serâncâmı/ Bülent Şahin ERDEĞER
Efgani ve Abduh Vehhabi Miydi? / Mehmed Akif ERSOY
“Evrim Kuramı”na Gerçekçi bir Bakış-1/ Bülent Şahin ERDEĞER
Cihan Aktaş Yakın Yabancı İran'ı anlattı/ Asım ÖZ
"İslam ve Sınıfsal Yapı" Türkçe'ye kazandırıldı
Güneye Göç Mevsimi / Stefan WEIDNER Sudanlı Kült Yazar Tayyip Salih'in Ardından…
İslam Dünyasına Evrensel Reçete: Musa Carullah / Yusuf TOSUN
Beykoz’da “Ali Şeriati” Konuşuldu
İnsanlığın Kısa Tarihi: BÜYÜK RESİM
Zehra Hanım'ın Işığını Kapatan Jip / Yıldız RAMAZANOĞLU
Mülkiyet ve İktisadi Kullanımı Üzerine/ Murat AYDOĞDU
Kapitalizmin Efendilerine Karşı Anti-Kapitalist İman! / Bülent Şahin ERDEĞER
Küresel Kibir Çetesi ve Ahlak Devrimi / Bülent Şahin ERDEĞER
İran'ın Yeşil Rasyonalizmi/ Ali BULAÇ
İranlı Göstericiler COŞKULU VE TEMKİNLİ/ Cihan AKTAŞ
İran'da Kim Ne İstiyor? / Bülent Şahin ERDEĞER
İbrahim Yürüyüşü / Ebuzer SAİD
Sanayi Toplumu ve Geleceği- Unabomber'ın Manifestosu/ Teodor KACZINSKY
“Zere, Zora ve Tezvire” (Altına, Güce ve Hileye) Karşı... / Mîr Huseyn MÛSEVÎ
Hamaney Şeriati’yi Savundu / Bülent Şahin ERDEĞER
İmam Öldü; Yaşasın Konformizm! / Mansur YILMAZ
Sağcılık, Solculuk… / M. Kürşad ATALAR
"İslami Mücadelede Öncü Şahsiyetler"
Muhammed Mustafa ve Kur’an Yerine Mevlânâ Ve Mesnevî - Egemenlerin “Problemsiz (Light) İslâm” Projesi- / İlhami GÜLER
Çölde Bir Yalnız Âdem / Rasim ÖZDENÖREN
Bilge Adam Dergisi ve İslam Bilim Hediyesi
Yeni sınıfın ideolojisi: Kariyerizm ve Konformizm / R. İhsan ELİAÇIK
Bizden Korkanlar Sizi Seviyor / İsmet ÖZEL
Dua / Dr.Mustafa ÇAMRAN
Evrensel Bir Müslüman: Cemaleddin AFGANİ [KRONOLOJİK HAYAT HİKAYESİ]
Yeni Bir Zamanı Başlatmak / Atasoy MÜFTÜOĞLU
Cemaleddin Efgani / Mehmed Akif ERSOY
Anlaşılmamış Devrim / Charlotte WIEDEMANN
Ebû-Zerr el-Ğıfârî [v. 32/652] / Prof.Dr.Hayrettin KARAMAN
Sürekli Devrim: "Direniş Teolojisi"/ Prof.Dr. İlhami GÜLER
"Din Mafyası" Şeriati'ye Saldırmaya Devam Ediyor/ Bülent Şahin ERDEĞER
İnsan Üzerine / Ali K.
ANTİEMPERYALİST BAŞBAKAN: MUSADDIK/ Altan ALGAN
Cahili Tüketim Kültürünü Aşmak Mümkün mü? – 2 / Hamza TÜRKMEN
Kur'an'ı Nasıl Okumalıyız? / Aliya İZZETBEGOVİÇ
İbn-i Rüşt'ün İzinde / Loay MUDHOON ‘Reformcu İslam Düşünürü Muhammed ŞAHRUR'
İslâmî Cemaatin Kurucu Öğesi Olarak İslami Şahsiyet / Rıdvan KAYA
Röportaj: R. İhsan ELİAÇIK :İslam'ın Politik Duruşu Sol / Müjgan HALİS
Ne Okumalı? -Dört Aşamalı Alternatif Bir Okuma Programı- / Ali BULAÇ
Musa Carullah Bigiyef’in Sünnet Konusundaki Görüşleri / Mustafa AKMAN
Gençlere Tavsiyeler / Ercüment ÖZKAN
Afganistanlısı Antipatik de Bizim "Cübbeli" Taliban Neden Sevimli? / Serdar ÖZMEN
Kendi İçimizdeki 'İkna Odaları' / İdris ÖZYOL
Fatıma, Fatıma‘dır / Emine K. ARSLANER
"Ali Şiası Safevi Şiası" Kitabının Yeni Baskısı Yapıldı
Kim Müslüman Aydın Değildir? / Abdulkerim SURUŞ
Yeşil Rasyonalizm, Sol İslam, Adalet Devleti: Zihnimiz Yeni Siyasi Kavramlara Hazır mı? / Kenan ÇAMURCU
Bir Mücahidin Kaleminden Fikir-Put Savaşı / M. Numan AŞKAROĞLU
Toparlanın, Gidiyoruz! / İsmet ÖZEL
Ebuzer: Issız Çölde Yalnız Mezar / İhsan ELİAÇIK
Sağcı Bir Şiire Doğru [mu?] / Enes MALİKOĞLU
El-Ğarra Hutbesi / İmam ALİ
Ebu'l Ala Mevdudi Türkiye'de Anılıyor / Sempozyum
GAZZE RİSALESİ / Cahit KOYTAK
Yoksulluğu Görme(me)k ve Bir İntiharın Düşündürdükleri / Serdar Bülent YILMAZ
 
 
 
 

 

nike huarache Scarpe Abbigliamento Asics nike blazer michael kors Adidas Scarpe Ray ban nike flyknit longchamp scarpe converse nike free air jordan scarpe da calcio nike cortez Cinture air max new balance Scarpe nike roshe louis vuitton Ray ban adidas oakley converse Scarpe Adidas scarpe Nike Adidas superstar air max
new balance nike air max adidas nike roshe michael kors air max nike free nike blazer new balance oakley converse Scarpe Adidas nike huarache Scarpe Ray ban scarpe converse Adidas Scarpe Abbigliamento Asics Scarpe air jordan scarpe da calcio nike free nike cortez nike flyknit

www.aliseriati.com         www.aliseriati.net        www.aliseriati.org

NETWOR YAZILIM