Menyu
Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi / Dr.Ali ŞERİATİ
YAZDIKLARINDAN SEÇMELER [TÜRKÇE]

Kapitalizmin Rasyonelleştirilmesi / Dr.Ali ŞERİATİ

Şimdi temel bir sorunu inceleyeceğim. Bu soruna sürekli ilgi duydum. Fakat onu hiç tartışma olanağı bulamadım.[1] Söz konusu problem kapitalizmin kendisini rasyonelleştirmede kullandığı taktiklerdir. Başka bir deyişle, problem; Kapitalizmin kendisini akla uygun, hesaplı, ölçülü ve verimli hale getirmede kullandığı taktiklerdir.[2]

 

Bir tarihçi, tarihin değişim yasalarını, sosyal devrimlere neden olan faktörleri ve tarihin diyalektik prensiplerini keşfeder. Tarih felsefesi ise, sosyal bir sınıfın oluşmasına neden olan faktörlerin, nasıl ve hangi koşullarda oluştuğunu inceler. Ayrıca başlangıcından yıkılışına kadar bu sosyal sınıfın nasıl geliştiğini; tarihin diyalektik tespitlerine göre sosyal bir sınıfın kendisine karşı olan bir diğer sosyal sınıfı nasıl yıktığını; bir iç devrimle yönetici sınıfın nasıl yok edildiğini, tarihi diyalektiğin nasıl güç kazandığını ve yönetici sınıfın tarihin diyalektik prensiplerinin kurbanı olma tehlikesini nasıl ciddi bir şekilde hissettiğini açıklar.

 

İzah edilen bakış açısı gereği denilebilir ki, tarih felsefesi ve diyalektik kurallar, bir proleter devrimin oluşmasına neden olan faktörler hakkında proleter sınıfta bir bilincin gelişmesine yardım ederler. Bu sınıfsal bilinç, kapitalizmi kendi içinde yok edecek bir bilinçtir. Aynı nedenlerle yani tarihin ve tarih felsefesinin vardığı sonuçlar gereği kapitalizm eninde sonunda kendisini yıkacak; varlığını tehlikeye sokacak her türlü davranış, eğilim, sınıfsal, sosyal ve tarihsel faktörleri tanıyıp kavrayacaktır.

 

Marxizme göre, kişinin ferdi, sosyal sınıf ve proleter sınıfın bir üyesi olma bilinci harekete geçirici bir rol üstlenerek politik öncü bir güç olan proleterya sınıfıyla siyasal bir parti oluşturur. Bu parti yönetici sınıfa karşı proleterya için mücadelenin merkezi görevini yüklenir. Bu politik güç tarihi diyalektiği proleter sınıf yararına hızlandıran, proleter sınıf yararına yönlendiren zorunlu ve temel nedenlerden biri olabilir.

 

Tarih felsefesinin vardığı sonuçlar gereği hakim veya sömürücü sınıf ideolojisi yani kapitalizm bireysel bilinç ve bilimsel bilinç üzerinde kontrol gücüne sahip olabilmektedir. Ayrıca Kapitalizm tarihteki devrimlerin oluşum yasalarını da tanır. Bu nedenle tarihi diyalektiğin kapitalist yöntemi himaye edecek bir çerçevede yön değiştirmesine neden olabilmektedir.

 

Netice olarak insan, olayların karşı güçler yararına uygun biçimde cereyan ettiğinin farkına varır varmaz; olayların akışını kendi yararına nasıl yönlendirebileceğinin hesabını yapmaya başlar. Benzer bir tavırla, Kapitalizm de; rekabetin proleter devrimin oluşum sebeplerinden biri olduğunu kavradığı an, bu nedeni yani rekabeti yok edecek güce sahip olabilmektedir. Çünkü rekabet enflasyonun ve işsizliğin başlıca sebebidir. Başka bir deyişle Kapitalizm; Marx’ın da kabul ettiği gibi, enflasyonun ve işsizliğin işçi sınıfı devrimine ortam hazırladığını itiraf etmektedir.

 

Rekabetin yüzeysel yok edilişi için Kapitalizm tröstler, karteller ve ortak pazarlar oluşturmaktadır. Ekonomik kurumlar aracılığıyla enflasyonu ve işsizliği durdurabileceğine veya bu faktörlerde bir değişim oluşturabileceğini sanmaktadır.

 

Rekabetin yüzeysel yok edilebilmesi, söylemek gerekir ki, Kapitalizmin gerçekleştirebildiği bir olgudur. Bunun doğal sonucu: Kapitalistlerin, büyük fabrikatörlerin artık malları denize dökemeyecekleri, milyarlarca dolar değerindeki eşyaları 1820-1925 yıllarında olduğu gibi yakmayacaklardır.

 

Bu olaya atfedilen bazı sebepler aşağıda sıralandığı gibidir:

 

I-                    Üretim yapılamaması halinde, Pazar kaybının söz konusu olması.

II-                  İşçi ücretlerinin ödenmesi zorunluluğu.

III-                Tüketimdeki azalmaya karşılık üretimdeki azalmayı sağlayamama sorunu.

IV-                Üretimdeki artışın daima tüketimdeki artışa öncülük etmiş olması

V-                  Fiyat artışının sağlanabilmesi için üretim seviyesinin tüketim seviyesinin altında tutulması zorunluluğu.

 

Sıralanan bu faktörler, Kapitalizme kriz ortamı sağlayacak nedenler ve kritik bir işsizliğin doğmasına neden olacak unsurlardır. Netice itibariyle bu unsurlar proleterya devriminin oluşumunu hızlandıracaklardır.

 

Proleter devriminin oluşmasına neden olan faktörlerin vurgulanmaya değer bir diğeri de diyalektik prensiptir. Söz konusu prensip: kemiyeti keyfiyete transfer prensibi veya niceliği niteliğe dönüştürme prensibidir. Bu ilke doğruluğunu yaşamımızda gördüğümüz ve kanıtladığımız sosyolojik bir kanundur.

 

Örneğin bir şiiri, bir metni ezbere okursanız bu sizi duygulandıracaktır ve bir heyecan atmosferine itecektir. Aynı şiirin, aynı metnin bir grup insan tarafından okunması halinde daha çok duygulanır, daha çok heyecanlanırsınız; bu duygu ve heyecan atmosferini daha kolay paylaşır, daha etkili yaşarsınız. Birinci konumda az fakat ikinci konumda daha fazla etkilenmenizin sebebi nedir? Kemiyet yada niceliktir. Başka bir deyişle, şayet şiiri veya metni 500, 2000, 5000 kişi okumuş olsalardı muhakkak ki daha fazla heyecanlanma söz konusu olacaktı.

 

Bu duygu ve heyecan atmosferi, şiir metninin 5-6 kişi tarafından okunması halinde oluşması beklenen duygu ve heyecan atmosferinden şüphesiz daha büyük olacaktır.

 

Görülebileceği gibi kemiyetteki artış, keyfiyeti sonuç vermektedir. Yani kemiyetin keyfiyete dönüşüm prensibi söz konusu olmaktadır. Başka bir deyişle, bir duygu; bir düşünce; bir heyecan hali hatta bir karar proleteryanın düşünce tarzında rezonansa neden olmakta; kemiyetin keyfiyete dönüşümünü sağlamaktadır.

 

Aynı metot, aynı yaklaşım tarzı sosyal sınıflı yapıya sahip bir sistemde de işlemektedir. Marxizm 19.y.y. da çiftçi devriminin niçin geciktiğinin veya niçin asla gerçekleşemeyeceğinin nedenlerinden biri olarak işçilerin sınıfsal bilinçlerinin yetersiz; çiftçilerin de kendilerini yeterli düzeyde tanımamış olmalarına bağlamaktadır. Bu nedenle, işçiler çiftçileri yönlendirmek, onlara gerekli sınıfsal bilinci vermek, gerekli sınıfsal bilinci kazandırmak zorundadırlar. Bu sorun kemiyet sorunudur. Yani iş yerlerinde çiftçi konsantrasyonunun yetersiz, düşük ve zayıf olması sorunudur.

 

Çiftçiler geniş bir arazide dağınık bir tarzda çalışırlar. İşyerleri birbirlerinden 100-200 metre hatta 1-2 kilometre uzakta bulunabilmektedir. Halbuki, sanayide işçiler daha yüksek bir yoğunluktadırlar. Örneğin, 100-200 işçi 5000-6000 m²lik alanda çalışırlar. Bir diğer sebep ise, işçilerin birbirlerine yakın ikamet ettikleri gerçeğidir. Bu nedenle endüstriyel Kapitalizmde çalışan veya sömürülen sınıf oldukça yüksek bir yoğunluğa sahiptir.

 

Feodal sistemde ise bir çiftçi olarak da vasıflandırılan işçiler oldukça geniş bir araziye serpiştirilmiş ve dağıtılmışlardır. Endüstriyel Kapitalizmde işçi konsantrasyonunun artması, işçi konsantrasyonunun büyümesi feodal sistemin gerilemesine ve zayıflamasına sebep olacaktır.

 

Bu hal, işçinin sınıfsal gücünün daha yoğun bir konsantrasyona varmasını sağlayacaktır.  100 işadamı için 10, 20, 30’lu gruplar halinde çalışan bu insanlar Kapitalizm gelişip büyüdükçe 5 Kapitalist için çalışmak zorunda kalacaktır. Böylece iş gücü, kapital ve üretim konsantrasyonu; işçi sınıfı ve işgücü konsantrasyonunu doğuracaktır. Bu hal yeniden işçi sayısı artışına neden olacak, bunun sonucu olarak da işçinin direnme azminin gelişmesinde, büyümesinde etkili ve belirleyici unsur olacaktır.

 

Proleter sınıfta ve onun daimi büyüyen konsantrasyonundaki artışına ben “kemiyete yönelik artış” adını veriyorum. Tıpkı suyun ısı derecesinin artışı gibi. Bu kemiyet uygun koşullarda daha sonraları keyfiyete dönüştürülecektir. Oluşan bu keyfiyet proleter sınıfın sınıfsal bilincine varılması ve uyanmasını sağlayacak, kurtuluşunu yani yapacağı devrimi sonuca bağlayacaktır. Gün boyunca gruplar halinde çalışan, iş üreten; akşamları da kayıplara karışan insanların sorunlara karşı daha hassas, daha duyarlı olduklarını görebilir, fark edebilirsiniz. Sorunlara karşı bu denli duyarlılığın, bu denli hassasiyetin, nedeni çalışanların iş konsantrasyonları ve iş yeri yaşamlarıdır. Bu hal işçilerin dağınık değil toplu bir yaşama sahip olmalarından kaynaklanır. Dağınık, bölük pörçük ve parçalanmış bir güç benzer sonuç doğuramaz. Çalışanların konsantrasyonu arttıkça bu artış onların bir araya gelerek konuşmalarını, daha çok görüşüp tartışmalarını ve aralarında düşünce değiş tokuşunu sağlayacaktır. Netice itibariyle bu yapı, tavır ve ilişkiler çalışnaların ,lgisini fazlasıyla çekecek, onları sarıp kuşatacaktır.

 

Tüm bu faktörler bir uyarı fonksiyonu göstermekte, bir uyanışa neden olmaktadır. Sınıfsal his ve duygunun, sınıfsal ihtiyaçların ifade edilmesine, ifşa edilmesine olanak sağlamaktadır. Yeni kararların verilmesine, bireysel ve sınıfsal güce inanmaya zorlamakta, organizasyona neden teşkil etmekte, yönetici sınıfa karşı koymak için yaşam şartlarının, çevre koşullarının hesap ve analiz edilmesine itmektedir. Tüm bu faktörler, sınıfsal bir devrime yol açacak ve sınıfsal bir devrim hareketinin oluşumunu kolaylaştıracak unsurlardır.

 

Diğer tarafta, Kapitalistler bile söz konusu tüm sorunlardan haberdardır. Artık kapitalist eskiden olduğu gibi aptalca para istifleyen biri değildir. Kapitalistler artık sosyolog, felsefeci, bilim adamı ve hatta çok iyi tanınan Marxist/Sosyalist uzmanları da çalıştırabilmektedirler. Kapitalistler varlıklarına yönelmiş tehlikelerden tümüyle haberdar edildiklerinde tüm güçlerini zorunlu tarihi seyri değiştimek için harekete geçireceklerdir.

 

Görüldüğü gibi kapitalizm Batı’da misyonunu gerçekleştirmede çok başarılı olmuştur. Daha önce bahsettiğim gibi, proleter bir devrim hareketi 19.y.y.da bile başlatılmışken, 20.y.y.da sınıfsal devrim hareketi hakkında hiç bir şey işitmememiz gayet ilginçtir. Hatta bazı Fransız köylerindeproleter sınıf seçimlerde sağ eğilimi desteklemektedir. Fransa ve İtalya’da seçim sonuçları net bir şekilde sağcı ve solcu eğilimleri gösterebilmektedir. Ayrıca seçimler boyunca proleter eğilim politik panolarda ayrı bir eğri üzerinde gösterilmekte, ayrı bir eğri üzerinde ifade edilmektedir.

 

Yaşam standartları yükseldiğinde ve bu standartlar gelişmenin ifadesi olduklarında, politik panolarda eğilimin veya tercihin sağa yönelik olduğu görülmektedir. Bu durumda söyleyebiliriz ki, Avrupa’nın Marx’ın bahsettiği proleter sınıf bile sağ eğilimlere sahip olabilmektedir. Fakat yaşam standartları gerilediğinde, savaş nedeniyle Fransız ekonomisi kötü bir yara aldığında, politik panolarda eğilimin sola veya tercihin sol olduğunu görebiliyoruz. Fakat günümüz politik panoları 19.y.y. politik panolarıyla karşılaştırıldıklarında tercihlerin genel karakterlerinin sağcı olduğu kolayca anlaşılır.

 

Görüleceği gibi, proleter sınıf tarihi diyalektiğe göre bir devrim oluşturmuş, devrimci bir değişim meydana getirmiş olması gerekirken, şimdi zorunlu tarihi syre, zorunlu tarihi metoda zıt bir tarzda hareket etmekte ve ondan uzaklaşmaktadır. Bunun nedeni ise, kapitalizmin tüm dinamiklerden, tüm faktörlerden haberdar olması ve şu anda çalışanların konsantrasyon artışını durdurmak, zayıflatmak için sıkı bir çalışmanın içinde bulunmasıdır.

 

Eskiden, örneğin İngiltere ve Lancashire’de tüm fabrikalar sanayi bölgesinde inşa edilmekteydi. Bu nedenle, birbirine ve fabrikalara yakın yaşayan işçilerden kurulu bir sanayi şehri, bir sanayi kasabası oluşurdu. Bundan dolayı da; onlara ortak kulüpler, yüzme havuzları, ortak yaşam olanakları, ortak köy, sinema, deniz ve sahil, plaj imkanları verilmekteydi.

 

Halbuki durum bugün hiç de öyle değildir. Tüm çabalar bugün işçilerin işyerlerine oldukça uzak bölgelerde yaşamalarını sağlamaktır. Tüm çalışanların kümelenebileceği bir yer inşa etmek yerine, birkaç bölgeye dağınık bir tarzda birkaç inşa esas alınmış ve pratiğe konulmuştur.

 

Pek çok endüstri kasabalarında, birbirine 2-3 km uzaklıkta bulunan işçilerle, 2-3 km uzaklıktaki köyler mevcuttur. Bu köyler ve yerleşim merkezleri boş arazi, gereksiz park ve pazarlarla birbirlerinden soyutlanmıştır. Söylemek gerekirse, geniş bir alanda 3-4-5 veya 6 yerleşim alanı mevcuttur, fakat bunların birbiriyle hiç alakaları bulunmamaktadır. Her köy ancak kendi yerleşim merkezindeki sinema, kulüp ve alışveriş merkezini kullanabilmektedir. Yerleşim merkezleri arasındaki uzaklık oldukça büyük ve diğer yerleşim merkezleriyle hiçbir alakaları yoktur. Ancak yakın akrabalıklar ziyarete neden olabilmektedir. Bu durum, Kapitalizm çalışanların konsantrasyonunu ve beraberliğini nasıl yok ettiğini göstermektedir.

 

Tarihi diyalektiğin sonucu olan proleter devrimin oluşumunu hızlandıracak temel faktörlerden biri de, proleter sınıfın sınıfsal bilinci kazanması ve sınıfsal gücünü tanımasıdır. Önceden de bahsettiğim gibi, yoksulluk duygusu bir hareketi oluşturan, bir eylemi başlatan esas unsurdur. Bir sosyal sınıfı kıyama, başkaldırışa, isyana ikna edecek, onu razı kılacak faktör sömürülmüş olmanın bilincine vardırmak ve bu bilinci onda oluşturmaktır; yoksa sadece sömürülmüş olmak kıyam için yetersizdir.

 

Diyalektik, harekete geçirici bir unsurdur. Biz şu gerçeğe tanık olduk ki, zıt donuk diyalektikler, tezler, antitezler 1000-2000 yıl boyunca mutluluk, ahenk ve barış içinde beraber bir arada yaşamışlardır. Bu ortak yaşamın nedenleri oldukça açık ve kesindir. Bu ortak yaşamın nedenleri büyük bir oranda ırki, kabilevi olmakta; ayrıca zıtlıkları teskin edici faktörlerle farklı dinler de etkili olabilmektedirler.

 

Devrimi hızlandıran faktörlerden biri de sınıfsal bilinç  ve sınıfsal tanışmışlık olgusudur. Bu diyalektik hareketin de bir prensibi, bir faktörüdür. Kör sınıfsal bilince nasıl varabilir? Gerçeklere karşı, hayatın pratiğine karşı kör bir sınıf, sınıfsal bilincini nasıl kazanabilir? Sınıfsal bilinç oluşurken söz konusu bu bilinci tanımadan, gayesini bilmeden, hedefi nasıl saptayabilir? Bu bilincin hangi sınıfın ekonomik ve toplumsal yararlarını zedeleyeceğini kavramadan, bu şuurun oluşturabileceği devrim hareketi nasıl ertelenebilir, nasıl sonraya bırakılabilir? Kısacası sınıfsal bilinci ancak onu tanıyan ve kavrayabilenler durdurabilir veya saptırabilirler. Sınıfsal ilişkilerde alakaların ve tavırların bu tarzda cereyan etmesi çok doğaldır. Bu hal tıpkı hastalığın tüm belirtilerini bilen bir doktorun tavrını simgelemektedir. Ancak o zaman hastalıkla gerektiği gibi rahatlıkla savaşabilmektedir. Sömüren sınıfların[3], sınıfsal bilince kavuşmalarını sağlayan esas faktörlerden biri de bu sınıfları sahip oldukları ve sahip olmadıkları ile yakından alakalıdır. Başka bir deyişle, sınıfsal bilince erme; mahrumiyet, yoksulluk ve ihtiyaçlarla sıkıca bağlantılıdır.

 

Dolayısıyla, ne zaman ki yoksulluğumuzu en derin bir tarzda hissedersek, o zaman sınıfımızı ve sınıfsal bilincimizi de daha çok tanımış olacağız. Ancak hangi faktörler bize daha çok yoksullaştığımızı hissettirecektir?

 

Toplumdaki tecrübelerden, acıktığınızı hissedebilmeniz için sadece fiziksel acıkmış olmanın yeterli olmadığını fark edebilirsiniz. Bir kısım aç insanların açlıklarını hissedemediklerini, hatta Allah’a, iyi bir yaşam sürdürdükleri için şükrettikleri gözlemlenmiştir. Çünkü mideleri açlıktan kavrulan bu insanların bilinçleri olaydan habersizdir. Onlar fiziksel açlıklarının farkındalar fakat doğal olmayan bir yoksulluğun kurbanı olduklarını hissetmemekte, hissedememektedirler. Onlar bu yoksulluğun doğallığına inandırılmışlardır.[4]

 

Aldatmaya aldatılmaya sebep olabilecek pek çok faktör mevcuttur. Ancak yoksul, ezilmiş ve sömürülmüş bir kişinin yoksulluğunun, ezilmişliğinin ve sömürülmüşlüğünün bilincine varabilmesi için zorunlu faktörler nelerdir?

 

Kişinin sağlıklı bir yaşam için sahip olmak zorunda olduğu unsurları kavraması ve onlara sahip olabilmesi oldukça büyük bir problemdir. Fakat bir insan söz konusu tüm faktörlerden habersizken, bir diğerinin bunlara sahip olması zorunluluğu vardır.



[1] Bu ne teorik bir problem ne de bilimsel bir teori veya ideoloji hüviyetindedir. Ancak, özellikle içinde yaşadığımız üçüncü dünyanın kaderiyle ilgili bir gerçek ve çağdaş bir problem olduğu için etraflı ve bağımsız bir şekilde tartışılmalıdır.

[2] Mr. Schwartz “Le Capitalisme se Rasionalise” terimini kapitalizmin kendisini rasyonelleştirmesi anlamında kullanır. Bir başka ifadeyle kapitalizm tecrübe kazanıyor. Neden? Bu soruyu bir yazar; “çünkü Marxizm, proleteryanın uyanması ve bilinçlenmesine yardım ettiği kadar, dolaylı olarak, kapitalizmin uyanmasına ve bilinçlenmesine de yardım etmiştir”, şeklinde cevaplamaktadır.

[3] Sömürülme ve mahrum edilemeye karşı bilinçlenme probleminin dış faktörü objektif olmasına rağmen, bilinçlenme problemi subjektif bir sorundur.

[4] Bir arkadaşım fakirlik, hayattaki zorluklar ve mahrumiyetler hakkında şikayetlerde bulunduğunu anlatırdı. O kişi hayatının her geçen gün kötüleşmekte olduğuna inanıyordu. Sonra bir ara düşünmüş ve “biz hala Tanrı’ya teşekkür etmeliyiz ki, bu yaz sıcağında hasta değilim. Çünkü hasta olsaydım o zaman doktor daha sıcağa yakın bir yere gitmemi ve dinlenmemi söylerdi. O zaman ne yapardım! Tanrıya şükür ki hasta değilim ve iyi bir hayat sürüyorum” demiş.