İçeriğe geç
15 Ağustos 2026, Cumartesi
ALİ ŞERİATİ Bir Şehid, Bir Şahid
MEMLEKET MESELELERİ

Bayan Humeyni ile Bayan Şeriati...

Böyle netameli bir yazıyı kaleme almak istemezdim aslında. Ve fakat sevgili kardeşim Adem Özköse’nin Püren Şeraiti (Şehit Dr.Ali Şeriati’nin eşi) ile Tahran’da gerçekleştirdiği Gerçek Hayat röportajı beni de ister istemez meseleye dahil ediyor. Büyülü kişilerin sade ama gerçek hayatlarına nüfuz etme dürtüsü sadece gaz…

Yazan Sibel ERASLAN· · 1 dk okuma · 15.210 okunma
Normal

Böyle netameli bir yazıyı kaleme almak istemezdim aslında. Ve fakat sevgili kardeşim Adem Özköse’nin Püren Şeraiti (Şehit Dr.Ali Şeriati’nin eşi) ile Tahran’da gerçekleştirdiği Gerçek Hayat röportajı beni de ister istemez meseleye dahil ediyor.


Büyülü kişilerin sade ama gerçek hayatlarına nüfuz etme dürtüsü sadece gazetecilerin değil, hepimizin merakıdır aslında. Ama bu konuda hiçbir zaman profesyonel bir gazeteci gibi davranamadım ben. Salt toplumlara mal olmuş bu kişilere has mistik hareyi bozmamak adına değil, bahsi geçen bu dev isimlerin de en az bizler kadar saygıyı ve rikkati gerektiren özel-küçük hayatlarına titiz davrandığım için...


Aslında bu yazının konusu da ünlü kişilerin aile yaşantıları değil. Kişisel özgeçmişimizin siyasi veya dini aktivitelerimize, toplumsal duruşumuza nasıl etki ettiği ile ilgilidir. Dr. Abdülkerim Süruş’un Michel Hoebink ile yaptığı “vahiy” merkezli mülakattır bana bunu sordurtan. Mezkur mülakatta Süruş, vahiy ve Kur’an-ı Kerim arasında ciddi bir ayrım yaptığını açıklıyor. Hatta Kur’an-ı Kerim’in Peygamberimiz tarafından o günün kültürel ve tarihi gerçekleri çerçevesinde yazıldığını söyleyecek kadar. Teolojik tartışmaya girmeden özetleyecek olursak, Süruş’a göre Kur’an; içinde asli ve tanrısal hükümler taşıyor olmakla birlikte, Peygamberin o zamana dair kişisel bilgisi eşliğinde ve bugün için çok da anlam karşılığı bulmayan fer’i hükümleri de barındırır. Bu tarihselci bakış eşliğinde; zamana ve kültüre bağlı olan bu fer’i kısımlar, yeniden yorumlanmalıdır...


Dr. Abdülkerim Süruş, İran Devrimi’ni desteklemiş, Humeyni’nin yanında bir müddet vazife almış fakat daha sonra fikri ayrılıklar ve siyasi muhalefetler sebebiyle iktidardan uzaklaşmış, son dönemde ise üzerindeki baskılar dolayısıyla ülkesinden ayrılmış bir bilim adamıdır. Önce Amerika’da, yanılmıyorsam şimdilerde Hollanda ve Almanya’da dersler veriyor.


Beni insan olarak asıl meraka düşüren konu ise, Dr.Süruş’un karşılaştığı politik muhalefet ve baskının fikirlerinde ne kadar etkili oluşu ile ilgilidir. Kırıcı olmak istemiyorum ama mesela devrim kadrolarında yer alamamak veya bir müddet sonra gözden düşerek çekirdek kadronun iyice dışına düşmüşlük, ardından da uğratıldığı yalnızlık, yalıtım ve sözünün siyasal güçte makes bulamayışı gibi durumlar bir bilim adamını nasıl etkiler? Benzer bir durum sanatçılar için de geçerlidir. Mesela Halide Edip Adıvar da Milli Mücadele’nin bizzat içinde olduğu halde devrimden sonra muhalif bir kişi olarak sürgüne dahi gönderilmiştir. Bunu da hep merak etmişimdir. Şayet bu dışlanmışlığı yaşamasaydı, Halide Hanım gene aynı Halide Edip olur muydu emin değilim... Kişisel özgeçmişimizin ve yaşadıklarımızın, şu anda dillendirdiğimiz fikir veya sanat algısından çok da ayrı olamayacağını düşünüyorum. Dolayısıyla Dr.Süruş’un din üzerinden bugünkü tarihselci hatta protest duruşu ile, yaşadığı politik başarısızlıklar veya muhalif kimliğinin önemli bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum...


Adem Özköse, Bayan Şeriati’ye eşinin Süruş’a benzetildiğini hatırlatınca içim sızladı. Şehit Şeraiti için ciddi bir haksızlık. Bununla birlikte Püren Hanım da kendisini İran’daki muhaliflerden biri olarak betimliyor samimiyetle. 42 yaşında dul kalmış dört çocuk annesi bir kadının yaşayabileceği hemen her sıkıntıyı yaşamış bir kadın olarak onun şu anki duruşunu da kendi özgeçmişinden ayırarak değerlendiremeyiz. Zaten eşi hayattayken de sürekli takip ve gözaltı çemberinde yaşayan bir entelektüel olarak, klasik koca ve baba formunun dışında ve bir kadın için elbette zor bir kişidir Şeraiti. Bendeniz, Püren Hanım’ın eleştirilerini, yaşadığı tüm kahırlı geçmişiyle birlikte değerlendirmek taraftarıyım... Yoksa onun örtüsünün altından çıkmış perçemli resmi üzerinden eleştirilmesine de en az; yaşasın işte devrim karşıtı liberal bir muhalif diye alkışlanması kadar karşıyım...


İnsanları eleştirirken veya alkışlarken, onların kısa ve gerçek hayatlarını çoğu kez göz ardı ediyoruz...


Son Tahran seyahatimde hiç ummadığım halde güzel bir sürpriz karşıladı beni... Bayan Humeyni ile görüşme imkanı sağladı sağ olsun Dr.Haşeminejat. Fakat rica ettikleri vechile ayrıntı yazmayacağım. Doğrusunu isterseniz bendeniz Ayetullah Humeyni’nin gazetelerden gördüğüm ve çoğu kez çatık kaşlı ve ciddi fotoğrafları üzerinden bambaşka bir bayan Humeyni bekliyordum. Ürkütücü, kızgın, buyurgan ve mesafeli bir kadın umuyordum. Oysa karşımdaki güleryüzlü, zeki ve esprili bir hanımefendiydi. Bunu orada da söyleyince İmam hakkında bilmediğim pek çok ayrıntıyı da öğrendim. Bizim Paşalimanı, Çengelköy civarında yaşayan eski İstanbul hanımefendilerinden hiç de farkı olmayan, gayet nazik bir kadınla karşılaşmıştım. Yaşına rağmen dünyayı takip eden, meraklı, sevecen hatta muzip bir hali vardı. Humeyni ailesinin üzerinde de ciddi ve mistik bir baskı olduğu açık. Dünya çapında bir devrimin yönetildiği evin insanı olarak, uzun sürgün, mahkumiyet, yokluk ve savaş günlerinin kahırla üzerinden geçtiği bu aileyi sade ve gerçek halleriyle görmek insanı şaşırtıyor. Böyle bir evin annesi güçlü, sabırlı ve dayanıklı olmak zorunda kuşkusuz... Bayan Humeyni’nin de sitem, itiraz hatta isyan edeceği pek çok zorluk geçmiştir şüphesiz öz yaşamında. Ama onun her şeye rağmen güçlü ve neşeli bu hali ister istemez bu yazının ana sorusuna döndürüyor beni...


Hiç kimse kendi özgeçmişinde kopuk bir yerden konuşmuyor. Bazılarımızı otoriter ve asabi kılan hayat, bazılarımızı keskin bir eleştirmen, kimimizi popülist ve gün kurtarmacı, kimimizi ise sebatkar kılıyor... Bayan Humeyni’nin yüzünde, kahra galebe çalan neşenin, eşine duyduğu aşk ve inançla çok ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bayan Şeriati’deki ise daha çok eşiyle olan yol arkadaşlığına dayalı saygıdeğer bir beraberlik...


Bunlar benim izlenimlerim şüphesiz. Püren Hanım’ın yayınlanan röportajı bizlerdeki Ali Şeriati’ye dayalı neredeyse mistifikasyon beğeniyi öyle umuyorum ki örselemeyecektir. Ama Süruş’un bahsettiğim röportajı, kendisi için ciddi bir açmazdır...

Kaynak: Vakit Gazetesi, 01/03/2008

Bu yazıyı paylaş
Okur Katkısı

Yorumlar (7)

mücahit kurt 18-08-2009, 09:25

kardeşim hadiste buyruluyorki ümmet 73 fırkaya ayrılacak sadece ehli sünnet velcemaat ehli kurtuluşta olacak sen bir ehlisünnet olarak şianın en büyüklerinden olan sapık fikirleri vedüşünceleri olan ALLAH.CC. put diyen birisini nasıl olurda översin kardeşim inanın vakit okuyucusu olarak bir daha gazetenizi okumayacagım .Üzgün olmamın sebebi zisin gibi ehlisünnet velcemaat ehli bu kişiyi nasıl şirin gösterir. imamı azam gibi büyük bir insanı öveceksin

okan solak 16-07-2008, 22:08

ilk önce Sibel Eraslanın tespitlerine sonuna kadar katıldığımı söyleyim ama çare nedir ki Şariatinin kitaplarının tam tersi Bayan Şariati tam bir laik bir portre çiziyor bu büyük insandan ... insanı anlamak için heralde neler söylediğine bakmak gerek yorumlarda Şerife Yılmaz Hanımefendi Komonizm manifestosundan girmiş sistemlerin iflasına kadar gelmiş ve tespiti koymuş gazını alamayarak ... islam da iflas etmiştir... bu hanımefendiye ayağını gaz pedalından kaldırıp biraz da düşünerek ve Şariati kitaplarını tekrar gözden geçirmesini tavsiye ederim iflas eden islam mıdır yoksa onun gibi yüzeysel bakan ve sadece görünüşe önem veren islamı komonizm ve diğer izmler ile karışıtıran kişiler mi iflas etmiş ... evet bunda islamin suçu yok suç müslümanın olması gereken şey olmamasından kaynaklanıyor ve derdi başkaların gözünde acaba nasıl görünürüm diye hayiflananlardan kaynaklanıdığını anlamayacak kadar basiret gözü kördür maalesef. muhammed şeriati beyefendiye de tavsiyem sadece ali şiası ve safavi şiasi kitabını okumakla şariatiyi anladığı kanısına varsaymasın kendini diğer kitaplarını da okusun mesela bir Abuzer anlatıyor ki senin aklın şaşar.

muhammed şeriati 23-04-2008, 18:20

ali şeriatiyi şeriati yapan en önemli unsur ali şiası ile safevi şiasını net bir şekilde ortaya koymasıydı.sibel hanımın bu ropörtajından ve daha önce sevgili abimiz adem özköse nin röportajı arasına çok derin bir fark olduğunu dönüşüyorum.zira puran şeriati ropörtajında bu günkü iran ile ali şeriatinin görüşleri arasında büyük farklar olduğunu vurgulamıştı.lokal eksenli ve taassubtan sıyrılamamış mezhepsel bir itikadın çok ötesinde tevhid astarından yoksun zihinlere ali şeriati etkili bir panzehirdir.ŞERİFE YILMAZ bacımın değerlenirmelerine canı gönülden katılıyorum.Ve şu soruyu soruyorum Filistin şia eksenli bir itikade sahip olmuş olsaydı acaba iran yine bu kadar sessiz kalırmıydı? Bu dava kimliği tanıma oluşturma tanımlama ve tanıtma davasıdır.vesseLamu aLeyke...

alamut 26-03-2008, 14:43

suruş la ilgili daha önce bir yorum yapmıştım tekrar sizin tarafınızdan yazılmış olması nı takdir ettim...

şerife yılmaz 24-03-2008, 16:22

komünimin manifestosunu okursanız halk için adalet için olduğunu görürsünüz.peki rusya komünizmi uygulayabildi mi?yanlış uygulamalar ile "ben"lerin "biz"lerin önüne geçmesi ile iflasa mahkum oldu.aynı islam gibi.İslam teolojisinde bir kusur bulamazsınız ne adalet sisteminde ne sosyal düzende.peki ya uygulamalr?iran mı?hindistan mı?suudlar mı?türkler mi?hepsi fiyasko..yapılan yanlış uygulamalarla islam bayrağı altında toplanıp da yaşamında nefsini put edinenler sayesinde islam da dünyada iflas etmiştir.
iflas eden sistemler değildir.o sistem üzere yaşayanların yanlış uygulamaları sayesinde yanlış tanıtılan uygulanan sistemlerdir.esas olan sistemlerin ritüel haline gelmiş halleridir.
yanlış uygulamalarla dünyaya tanıtılan komünizm yahudilik ve hristiyanlık gibi islam da iflas etmiştir.
imam azamın dediği gibi"eğer bizler islamı tam olarak kendi benliğimizde yaşayabilseydik hiç kimseyi islama davet etmemize gerek kalmazdı.insanlar zaten akın akın islama gelirdi."oysa ki şu an herkes akın akın kaçıyor korkuyor nefret ediyor.bunda islamın suçu yok.

kandemir 24-03-2008, 13:43

sibel erslan kendisine baksa nasıl olur. puran hanımın iran'la ilgili söyledikleri tam anlamıyla gerçekleri yansıtıyor, anlaşılan iran'ı model alan islamcılar (!) bu işe çok bozulmuş...

esma 23-03-2008, 14:59

sibel hanım yerinde tesbitlerde bulunmuş..ben haberin sunuşuyla ilgili şunu belirtmek istiyorum :gerçek hayat dergisindeki şeriatinin eşiyle yapılan röportajda kullanılan başlık hiç hoş olmadı doğrsu..

Yorum yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayımlanır.

Bu sitede yalnızca sitenin çalışması için gerekli çerezler kullanılır. Ölçümleme çerezleri için onayınızı isteriz. Ayrıntı: Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.