İnsan Üzerine
I- Beşer-İnsan Diyalektiği İnsana, evrene, tarihe, sürece, ögelere ve bütünlüğe dair her tanımlama; epistemolojik, ontolojik ve metodolojik çerçevesinin ortaya konulmasını gerektirir... Bilim adamları, alemi, canlı ve cansız olmak üzere iki kısma ayırmışlar, insan bilimi ve felsefesini ise hayvan ve insan arasındaki ö…
I- Beşer-İnsan Diyalektiği
İnsana, evrene, tarihe, sürece, ögelere ve bütünlüğe dair her tanımlama; epistemolojik, ontolojik ve metodolojik çerçevesinin ortaya konulmasını gerektirir...
Bilim adamları, alemi, canlı ve cansız olmak üzere iki kısma ayırmışlar, insan bilimi ve felsefesini ise
hayvan ve insan arasındaki öz farklılıkları üzerine kurmuşlardır. İnsanı hayvandan ayıran temel farkları ise, bilgiyi sistemleştirme, şuur, konuşma, olarak tespit etmişlerdir.
Hayvanlık, içgüdüsel zorunluluklarla hareket ederken, insan kendi mahiyetini belirleme yetisiyle tarihi süreç içinde Firavun’dan Musa’ya kadar her şey olabilmiştir... problem insanın neliği ve olma sorunudur.
İnsan nedir ve ne olabilir? İşte sorunun kaynağı budur. Hayata yön vermek isteyen her inanç, ideoloji ve düşüncenin insananlayışı farklılaşmanın temel nedenidir. Bu farklılaşmanın iki ana cephesinin olduğu görülecektir; ruhçu taraf ve materyalist taraf... ruhçu taraf maddeyi etkisizleştirirken, materyalist cenah ruhu etkisizleştirmeye çalışmıştır... işte her iki türlü kopma yozlaşmanın nedenidir...
Ruh, saf olma halidir, ancak bedenle kendisi olabilir. Bunun İslam literatüründeki adı ‘TEVHİD-İ VÜCUT’tur. Platondan Marks’a tüm batı dünyası, ruh-beden zıtlaşması ve bu durumu aşma üzerine kurulmuştur. Aslında bu çekişmenin temel nedeni Ademiyettin parçalanmasıdır. Tam insanın görülemeyişidir... Oluş ve olma konusunda HEGEL önemli tespitlerine rağmen ırkçı bir takım sonuçlara varmakla yanılmıştır.
Beşer ve insan çelişkisinden, ancak ikisinin gerçek denge haliyle kurtulabilinir ve insan-adem olunabilir. Ancak anayasal özgürlük bu aşamadan sonra teşkil edilmelidir. Anayasal özgürlük, hem yerel hem de evrensel bazda alınacak kararlara bağlıdır... içeriye yönelik bir girişim, dışarıya da yönelmezse ,bütünlük gerçekleşmez... insanlık ortak bir yapıdır ve birbirini etkiler.
II- İnsan Olmak
Tabiat içinde yalnız insan şu üç özelliği ile diğer canlılıktan ayrılır;
1. Kendi keyfiyetini, yaratılışını, öz-yapısını, evrenin niteliği ve öz-yapısını, kendi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve neliğini algılama...
2. İnsan, seçebilen bir varlıktır...
3. İnsan yapıcı-kurucu bir varlıktır...
Bu üç tür özellik neye tekabül eder; ŞUUR veya yeni tabirle BİLİNÇ...
Tarihi süreç boyunca tüm insan sahası ve oluşumları insanın bu nitelikleriyle doğrudan alakalıdırlar... Eylem ve davranışları; bilincin neresinde olduklarının göstergesidir... Peki, bilinci nasıl tarif edeceğiz?
Bilinci belirleyen akıl mıdır? Bilincin göstergeleri üretim araçları mıdır? Bilinci belirleyen dilin konumumudur? Somut tabirle bilinçli insandan ne anlayacağız; Bilinçli insan; hem akla, hem üretim araçlarına, hem de dile eşit bir şekilde yaklaşım gösterir... Kaldı ki biz aklı, salt zekâ, salt rasyonalite, salt idealizm ile yorumlarsak, aidiyeti parçalarsak gerçek ve tam akıldan bahsedemeyiz... Tam akıl; evren içinde her bir unsurun etki açısından eşit ağırlıkta olduğunu bilen akıldır.
Faraza; biz üretim araçlarının etkisini; havadan, sudan, cinsiyetten, dilden, dinden ayırt edebilir miyiz? A şahsı üzerinde eşit bir ekinliğe sahip olan unsurlar, toplum yapılanmasının da altyapısına eşit etki ederler. Endüstriyalizmle birlikte ortaya çıkan mekanizmin etkinliği; yine şuur karşısında ve içinde bir yapılanmadır.
Batının büyük dâhileri; Sartreler, Nietzscheler, Baudrillardlar bu suni duruma itiraz edip gerçek insanı aramıyorlar mı? Kaldı ki; makine toplumu tabiatın verilerinden aşırma değil midir? Kaldı ki; insanı incelediğimiz zaman makineleşme basit bir cüzdür. İNSAN DEVASA VE ÖZNEL BİR YAPIDIR...
İnsan üretimi hiçbir yapı insan ile boy ölçüşemez. Problem insan ve şuur problemidir...