İçeriğe geç
15 Ağustos 2026, Cumartesi
ALİ ŞERİATİ Bir Şehid, Bir Şahid
MEMLEKET MESELELERİ

"İslâm Sosyalizmi"nin Serâncâmı

"En sâdık takipçisi onu en iyi eleştirebilen ve düşüncesini olgunlaştırabilendir" bilinciyle Dr. Şeriati'ye ithafen, Kapitalizmin küreselleştiği bir çağda yaşıyoruz. Vahşileştikçe daha fazla insan öldüren, insan ölümünden belki de çok daha acı olarak çok daha fazla insanı zihinsel olarak ifsad ederek insanlığını/onuru…

Yazan Bülent Şahin ERDEĞER· · 1 dk okuma · 13.617 okunma
Normal
 
 
 
 
 

"En sâdık takipçisi onu en iyi eleştirebilen ve düşüncesini olgunlaştırabilendir" bilinciyle Dr. Şeriati'ye ithafen,

 Kapitalizmin küreselleştiği bir çağda yaşıyoruz. Vahşileştikçe daha fazla insan öldüren, insan ölümünden belki de çok daha acı olarak çok daha fazla insanı zihinsel olarak ifsad ederek insanlığını/onurunu/anlamını unutturan Kapitalizm’e karşı hazırlıksız yakalanan geleneksel Müslüman zihin hem değerler bazında hem de yaşamsal bazda tüketim zincirinin bir parçası haline geldi. Hatta bu parça olma durumu bizzat kendi Muhafazakar Kapitalizm’ini inşa etmesine bile yol açtı.

 Marksizm’in 3. Dünyacı versiyonunun Dinle ve yerel unsurlarla çatışmadan yorumlanması sadece İslam dünyasında görülen bir olgu değil elbet. Özellikle Latin Amerika’da halen güçlü bir damar olarak yaşayan “Kurtuluş Teolojisi” Hristiyan Sosyalizmi’nin pratiği durumunda…

 Kapitalizm elbette tepkisel olarak gelişen sentezleri de beraberinde getirmişti. “İslam Sosyalizmi” şeklinde ifadesini bulan söylem bunlardan biriydi. İslam Sosyalizmi, özellikle Arap dünyasında 50’li yıllarda yükselen Baasçı Arap Sosyalizmi’nin bir alt şubesi olarak gelişti. Nâsırcı  Arap Sosyalizmi, Araplığı, Arap Kültürünün en önemli unsuru olarak gördüğü İslamlığı ve İştirâkî (Sosyalist) harmanlayan 3. Dünyacı bir söylemi dillendiriyordu.  Yerel unsurlara dayanan, anti-emperyalist ve dinle barışık bir Sosyalizmi pratize etmeye çalışsa da Baas İdeolojisi paralel talepleri olan İslamcılığın da amansız düşmanı haline gelmiş totaliter bir diktatörlükler zinciri de vücuda getirmişti. (Mısır, Suriye ve Irak’ta özellikle İhvân-ı Mûslimîn hareketine yönelik başlatılan terör dalgası bunun en iyi örneğidir.)

 İSLÂMÎ SOSYAL ADALET KİTAPLARI

 İslam’a referans veren, Baasçılığa karşı hem muhalefet yapan hem de onun sosyal adaletçi söylemlerinde samimi olmadığını iddia eden İslamcı müelliflerde sosyal adalet vurgusunu görmekteyiz. Örneğin Şehîd Seyyid Kutûb’un “İslam’da Sosyal Adalet” ve “İslam-Kapitalizm Çatışması” kitaplarının temel tezi gerçek sosyal adaletin ancak İslam’ın saf öğretilerinde var olduğudur. İmamûddîn Halil’in “İslam ve Sosyal Adalet” isimli eseri de yoğun bir Baas eleştirisi barındıran ama gerçek sosyalizmin aslında İslam’da var olduğunu öne süren bir teze sahiptir.  Benzeri bir tavrı Suriye İhvân’ının öncülerinden Mustafa Sıbâî’nin “İslâm Sosyalizmi” isimli kitabı da bu amaca yönelik kaleme alınmış klasiklerdendir.

 Benzeri tezleri savunan ama bunu birbirlerine alternatif olarak sunan iki toplumsal söylem olan Arap Sosyalizmi ve İslamcılık; zaman zaman kesişen ekonomi-politik iddialara da sahip olmuştur. İşte bu çatışma/rekabet ortamında aynı zamanda ideolojik olarak melez aydınları da doğuruyordu: Melezlerin hepsinin renk oranının aynı olduğu söylenemez. Örneğin okur, Muhammed Amâra, İzzed Derveze, Mûnir Şefik, Mahmud Taleganî, Ali Şeriâti gibi İslamî yönü daha ağır basan ama bununla birlikte milliyetçi ve sosyalist söylemleri de içeren aydınlarla tanıştı. İsimlerini zikrettiğimiz müellifler sonuç olarak ana çerçeve olarak İslâmîyyûn’dan/İslamcılardan kalmaya ısrar ettiler…

 ÖNCE MİLLİYETÇİ VE SOSYALİST SONRA MÜSLÜMAN DÜŞÜNÜRLER…

 Ancak Türkiye’de Nureddin Topçu, İran’da Benî Sadr, Arap Dünyasında Muhammed Âbîd Câbirî, Hasan Hanefî, Nâsır Hamîd Ebû Zeyd gibi Milliyetçi ve Sosyalist yönleri daha fazla ağır basan ama İslâmî söylemler/referanslar da barındıran Ortadoğulu aydınlar da mevcuttu. Onlar genel itibariyle Tarihselciliği İslam’ın temel metinlerine de uygulayarak Arap dünyasında “ilerlemeci/kalkınmacı” bir İslâm modernizminin öncüleri oldular. Böylece İslâmî referansları da modernist/Marksist çerçeve içinde tarihsel bir argümana dönüşüyordu. Özellikle Nasr Ebû Zeyd'in, Nakdu’l-Hitâb ed-Dînî (Dini Söylemin Eleştirisi), kitabı ise bizzat İslâmî söylemi hedef tahtasına koyan bir eserdir. Eb'u Zeyd düşünce özgürlüğü adına Salman Rüşdî'nin kitabını dahi savunabilmiştir.  

 Muhammed Amâra  bahsini ettiğimiz gruptaki Modernist/Marksist aydınların Kur’an’a yaklaşımlarını eleştirmek için “et-Tefsîrî Marksîy lilİslâm” (Dar’ûş Şûruk Yay. 1996, Kâhire) isimli bir eser kaleme aldığını hatırlatalım. Aynı tecrübe İran’da “Mücahîdîn-i Halq” (Halkın Mücahidleri) ve “Furqan” örgütleri içinde de yaşanmaktaydı

 İslam Sosyalizmi’nin Arap ve İran düşünce dünyasında ifade ettiği anlam İslam’ın nasslarına referans veren ve mevcut iktidara alternatif olduğunu ifade eden ve aşağı sınıfların iktidarını önceleyen bir söylem olmasıydı. Ancak İslam Sosyalizmi’nin dayandığı kavramsal çerçeve özellikle Modernist İlerleme ve Kalkınma idealine dayanıyordu. En önemli zaaf noktası ise Marksizmin ilerlemeci ve aydınlanmacı tarih şablonlarını kabullenmesiydi.

 Epistemolojisini Batı Aydınlamasına rasyonaliteye dayandıran modern bir kurtuluş ideolojisi/sentezciliği olan İslam Sosyalizmi’nin ömrü de kendisini dayandırdığı ana ideolojilerin tasfiye olmasıyla son bulmuştu. İslam Sosyalizmi sentezi, Arap Baasçılığının gözden düşmesiyle ve İran Devriminin İslami renginin belirginleşmesiyle ve Reel sosyalizmin son bulmasıyla anlamını yitirdi. Elbette bu durum söz konusu söylemin tamamen yok olduğu anlamına gelmiyor.

 “İSLAM SOSYALİZMİ”NİN PROBLEMLERİ

 "İslam Sosyalizmi" söyleminin zaafları kavramsal muğlaklığında yatmaktadır. Çünkü bazen Marksist, bazen İslamcı, bazen millici, bazen de liberal teorilerden yararlanmaktadır. Ancak “Sol” kavramının genelliği ile “Marksist”  kavramının özelliği zaman zaman yer değiştirebilmektedir. Sol’un genel tanımlamayla muhalefet olarak tanımlanışı ile Marksizm ideolojisinin kavramsal çerçevesi çoğu kez karıştırılmaktadır (ki anti-marksist İslamcılığın sosyolojik duruşu statüko karşısında çoğu kez sol/muhalif bir duruş olmuştur)

 İslam Sosyalizmi, başındaki İslam ekinin getirdiği gereksinimini İslam tarihinden kimi örnekleri Sosyalizme delil olarak getirmeye çalışıyordu. Elbette 19. Yy’da şekillenmiş modern/ilerlemeci ve kalkınmacı bir “ideoloji”yle; Anlam dünyası, epistemolojisi ve kavramsal çerçevesi çok farklı bir “din”’in sentezlenme çabası doğal olarak anakronizmi (tarihsel yanılsamayı) ve yeni bir şeyi (“ne o ne bu olan” bambaşka bir şeyi) ortaya çıkartıyordu. İslam sosyalistleri Marksist şablonları paylaştıklarından sınıf savaşımını, “sınıf”ı, “ilerleme”yi, modernite’nin tüm ideallerini paylaşıyordu.  

 İslam Sosyalistlerinin İslam'la kurdukları ilişki de Âlem tasavvuru da Newton Fiziği ve Naturalizmle sınırlı olduğundan Marks'ın dâhi “Kaba Materyalizm” dediği Aguste Comte'çu bir bakışla Kur'an'a ve diğer İslami metinlere yaklaşılmaktadır. İslam'ın bir “din” yani hem dünyayı hem de öte dünyayı kapsayan şümullü bir hayat tarzı ve yaşam felsefesi olduğu gerçeği atlanarak, onun aşkın boyutu tamamen reddedilmiştir. Gaybsız, manevi yönü ve ahiret bilinci olmayan bir ekonomi kavgasının ufku da ancak sınıf çatışmasıyla sınırlı kalacaktır... 

 Kur'an'ı tümüyle mülkiyet kavgası gözüyle yorumlamak, ahiretle bağlantılanan bütüncüllüğü bozarak gaybdan soyutlanmış bir ideoloji kitabına indirgemek anlamına da geliyor. Böylece Din'i alt yapının bir şubesi olarak görmeye, Âlem'i newton fiziğine hapsetmeye Yarartıcıyı da bir “düşünce-vicdân” mesabesindeki hareket ettiriciye dönüştürmeye sebep olmakta... Özellikle Hasan Hanefî'nin 1988 yılında yayınladığı ‘mine’l-Akîde ile’s-Sevrâ: Akideden Devrime’ adlı beş ciltlik eserinde Allah'ın ve Dinin antropolojik birer figüre indirgenmiş, esasen dinî metinleri ve bu metinler etrafında şekillenen geleneği beşerî bilimlerin ulaşmış olduğu neticeler çerçevesinde okumaya çağırmış (tarihselci okuma) ve ilahî olanı beşerî alana indirmeye gayret etmiştir. Hanefi'nin İlerleme, Aydınlanma, Kalkınma/Sanayileşme merkezinde Modern Bir “İslam”'a açıkça çağırıyor olduğunu ifade etmekte yarar var.

Bu durumun en güzel örnekleri özellikle Hindistan'lı Sir Seyyid Ahmed Hân, Pakistan'lı İslam Sosyalisti müfessir Gulam Ahmed Pervîz ve Türkiye'den “Sosyalist Müslüman” Hikmet Kıvılcımlı ile “Müslüman Sosyalist” R. İhsan Eliaçık'ın eserlerinde gözlemlenir.

Oysa Post-Komünistler ve Yeni-Anarşistler moderniteyi sorgulayalı, ilerleme, kalkınma gibi mitleri terk edeli yıllar oldu. Moderniteyi külliyen sorgulayamayan yeni bir değerler sistemi önermeyen taleplerini sadece ekonomik eşitsizlik üzerine kurgulayan bir ideolojinin geleceği de ancak modernite ile sınırlıdır. Oysa Egsiztansiyalizm’le başlayan ve günümüzdeki uygarlık karşıtı Anarşist aydınlarla devam eden anlam sorgulaması ve aydınlanma karşıtı entelektüel çabanın küresel kapitalizme karşı başlattıkları “kökten itiraz” kulak kabartılması gereken tartışmalar yapmaktadır.

Kökten bir itiraz ve öneri getirmeyen her türlü sistem içi devrim çabası beraberinde zıttını besleyen ve zıttından beslenen bir döngünün parçası olmaktan kurtulamayacaktır. Bu sebeple mülkiyet-insan ilişkisindeki dengesizlikler ve toplumsal adaletsizliklerin karşısında olanlar anlam-kavram dönüşümü yapmadıkları sürece, aydınlanmanın rasyonalitesi ile, modernite’nin kavram çerçevesini yapı-bozuma uğratmadıkları müddetçe sonuç hüsran olacaktır…

KÖKTEN İTİRAZ OLMAZSA SEKÜLERİZM DÖNGÜSÜNDE KALINIR

Çünkü İslâm'ın kökten eleştiriye tabi tuttuğu şirk düzeninin bir yansıması olan Kapitalizm, bir ekonomi-politik değişimiyle ortadan kaldırılamaz. Anti-Kapitalizmi Müslümanlar arasında örgütlemek isteyenlerin Kapitalizmin hayat anlayışını dayandırdığı Materyalizm ile ve Aydınlanma ile hesaplaşmaları gerekiyor. Muhafazakar/Weberyen kapitalizme karşı (ki özünde seküleştiricidir) Materyalist bir ekonomi savaşımına kilitlenmek İslam'ı seküler bir savaşımın argümanına indirgemekten başka bir şeye yaramaz. Bu durum İslam kapitalizmi kadar anlamsız ve ifsad edicidir. Çünkü en zarar aldatıcı şey iyiyle bulanmış kötülüktür...

Müslümanlar'ın sosyal adalet söylemlerini kendi özgünlüklerini ve kimliklerini koruyarak geliştirmleri gerekiyor. Bu sorumluluk ise tarihin bir bölümünde tepkisel olarak gelişen ârızî sentezlerle değil, İslâmî özgünlüğün korunmasıyla yapılabilir.

Bir sonraki yazımızda, Ebû Zerr el-Gıfârî'nin şahsiyeti üzerinden geliştirilen İslam sosyalizminin tarih kurgusunu masaya yatıracağız...

Selâm ve Dûa ile

Kaynak: Haksözhaber

Bu yazıyı paylaş
Okur Katkısı

Yorumlar (13)

Cihad Özan 29-07-2010, 23:18

İslam Sosyalizminden kasıt islam-sosyalizm sentezi değildir elbetteki...zaten İslam eğer kendine eklemleme yapılarak düzelicek kadar aciz bir sistemse bizde boşuna bu sisteme gönül vermişiz bu kadar şehidi boşuna bu yola feda etmişiz demektir...Sosyal bir varlık olan insan üzerine İslam'ın görüşlerinin ve bir bakış açısının olduğu muhakkaktır...Çünkü Kur'an dirilere inmiştir ve peygamber bir beşerdir...Elbetteki bundan şunu anlıyoruz:İslam sosyal bir dindir...Ve soyal konulara bir bakışı vardır...Amaç bu bakışı Kur'an ve siyer ışığında açığa kavuşturmaktır...İslam sosyalizmindende bu anlaşılmalıdır...Bunun dışında bir anlayış elbetteki bidattır ve önemsizdir...Kur'an ve siyerden yola çıkarak sosyolojik yorumlar yapılırsa elbetteki herşey daha iyi anlaşılır ve belirginleşir...Konu buraya sığmayacak kadar derindir ve tartışılmaya muhtaçtır...(Abdestli komünizm kavramıda tam bir safsatadır bu tarz söylemler gençler üzerinde sarsıcı etkiler yapmaktadır dolayısıyla ilim sahibi tebliğciler bu kavramları kullanmaktan kaçınmalıdır diye düşünüyorum....)

suyuuti 20-07-2010, 13:39

sana neyi infak edelim diye sorarlar.

de ki : ihtiyaçtan fazlasını...

SaRaZeN 07-06-2010, 05:19

Açıkçası kayda değer bir eleştiri bekliyorum. Fakat aradığımı bulamadım. İlerleme ve kalkınma tabirlerinin modasının geçtiği zikredilerek İslam Sosyalizmi'nin fazla sekülerliliğine vurgu yapılmış. Bana çok eksik geldi bu eleştiri.

Post-Komünistler ve Yeni-Anarşistler modayı mı belirliyor? Bizim modaya göre mi hareket etmemiz lazım? Moderniteyi eleştirenler her zaman vardı.

Ayrıca idealar dünyasında geziyorsunuz. Pratik birşey yok. Kalkınmanın temeli olan üretim dolayısıyla fabrikaların insanlara getirdiği bir yaşam biçimi vardır. Siz hiç fabrikada çalıştınız mı? Kökten itiraz derken bu pratikler göz ardı edilemez. Hala çıkrık kullanıp, dokuma tezgahında elbise üretip giyiyorsanız ve bunu yapandan satın alıyorsanız problem yok. Ama tersiyse giyinmek için fabrikaya ve getirdiği kültürel öğelere, yaşam biçimine muhtaçsınız demektir.

Buradaki mesele dini unutmadan dünya pratiklerine adapte olma meselesidir. Dünyadada en büyük sorun paylaşım sorunu olduğuna göre ve bizde de "kul hakkı" kavramı olduğuna göre daha somut eleştiriler yapmalısınız.

Yoksa eleştirdiğiniz kesimin ayet uyarlama çabalarını, aynen sizin idea dünyasında gibi herkes yapabilir.

Yusuf ORHAN 28-04-2010, 16:23

"LA" sı olmayanın tüm kapitalist ,emparyalist,sosyalist, materyalist şirk düzenlerinine haksızlıklara,adaletsizliklere zulümlere,tüm sahte demokratik olduğunu iddia eden partilere kökünden "LA" demeyen" İlahe illallah " diyemez bencede olay bu kardeşim. sayın menekşede tutmuş alınacak bir sürü hak varken,yapılmış ve yapılan hesabı sorulması gereken bir sürü zulüm varken kapatmış dünyasını Ali şeriati sitesindeki insanlara çatarak stres atmaya çalışmakta sanırım allah yardımcısı olsun zikrini ve fikrini açsın.Hdefini yeniden gözden geçirsin inşallah...

Veysel Menekşe 19-04-2010, 12:03

Bakınız kardeşim..O yorumum hala yayınlanmadı ve buna rağmen beni zan altında bırakacak cevaplar yayınlamaya devam ediyorsunuz...Ben bu siteye gecemi gündüzüme katarak 120 den fazla yorum yazdım ve size emanet ettğimi de açık açık söyledim.Yorumları yazılarıyla beraber sildiğinizde size üstüste mesajlar çektim ve siz yanıt bile vermediniz..Hala da o yorumlarımın akibeti hakkında bir bilgiye sahib değilim .Ev adresime kadar her bilgiyi vermeme rağmen herhangi bir tepki dahi vermediniz..
Sizi bir daha uyarıyorum.
Beni başkalarıyla karıştırmayınız ve hakkınızda var olan hüsn-ü zannımın sınırlarını da bu kadar zorlamayınız.Bir gün yüz yüze geliriz ve bu hakkın hesabını sizden sorarım.Üstelik ben sizin hakkınızdaki hüsn-ü zannımı ve takdirlerimi de halen yazmakta olduğum sitede açıkça beyan ettim.Ali ŞERİATİ'NİN izinden gideceğiniz gibi sözlere de karnım tokbenim.
Yapacaksınız öyle konuşacaksınız.Yapmadığınız şeyi söylemeyeceksiniz.
Unutmayın.
Hiçbirşey yolunda gitmiyor ve bunun sorumluları da bizden başkaları değil.
Şeriati'nin doğruları yanlışlarından fazla da değildir.
Bunu da hatırlatarak çalışmalarınızda başarılar dilerim.
İzlemeye ve yorumlamaya da devam edeceğim.
Yüzyüze görüşmek umuduyla .
Vesselam

Editör 10-04-2010, 13:59

Veysel bey, "Bu haber için üç yorum yapılmadığını biliyorsunuz değil mi.?" diyerek sitemizi zan altında bırakma hakkınız yok. Aliseriati.com'a asılan makalelere -hakaret içen, küfürlü ya da virüslü olmayan- her yorum saygındır ve yayınlanır. Bu makalenin altına da hangi yorum yazılmışsa yayınlanmıştır.
"Emanet'e riayet etmemek" gibi bir ithamı bile yayınlamamız bunun kanıtıdır.

"Siz bu tavsiyeleşmeden vazgeçiniz dostum..Zira .Bi işe yaramıyor." diyerek Tavsiyeye kulak kapattığınızı ifade etmeniz de acı bir durum.

Sitemiz editörü Bülent Şahin Erdeğer'in konuyla ilgili yazısını bir şey önermemekle suçladınız. Ancak kendisi size veridği cevabında önerdiğini daha önce yazdığı kimi makaleleri örnek göstererek kanıtladı. Ancak buradaki çelişki, yazarı bir şey önermemekle itham eden eleştirenin eleştirisinde yazarın makalesine yönelik hiçbir şey söylememesinde yatıyor. Sayın Menekşe Erdeğer'in makaleisnin şu şu noktaları şu şu sebepten dolayı yanlıştır ya da eksiktir deseydi. Daha ilmi ve tutarlı olurdu.

Aliseriati.com sitemiz Şeriati Üstadın izinden giderek özgür tartışma zemini olmaya devam edecektir.

malcom 04-04-2010, 15:21

ya ben anlyamıyorum yada anlaşılması imkaansız bir şey, islam sosyalizmi tamlaması ilginç bir tamlama. ilerde islam komünizmi, islami marksizm gibi kavramlarda duymaktan korkuyorum. allah,dini tamamladığını haber verdiği halde hala dini birşeylerle tamamlama çabasına giriyoruz. islamın hoşgörüsünü laiklikle , zengin fakir arası ilişkiler için emredilen zekatı sosyalimle açıklama çabalarına bizi kimlerin sürüklediğini ne zaman farkedeceğiz. aslında farketik ama ne zaman harekete geçeceğiz. beyinlerimizi tatile çıkartanlara rağmen ne zaman hatırlayacağız tatil hangi sistemin kimlere tuzağı. acizane, makalenizi beğenerek okudum

çawşin 30-03-2010, 22:19

''İmparatorluğun temellerini çatırdatmak...''
bu bir süreçtir. analizlerde,önerilerde,kızgınlıklarda,öfkelerde süreç içinde anlaşılabilir niteliktedir.
doğru olan sürece dahil olmak, örgütlü bir yapıya kavuşabilmektir.
1 (bir) her zaman O (sıfırdan) değerlidir.

takrib 30-03-2010, 09:11

bülent bey, güzel bir la denemesi yapmış. tespitlerine katılıyorum. dönemsel ve reaksiyoner çözümler yerine medeniyetler inşa edilemezse nesillerimiz nasıl ifsad olacağını görmek uzak değil maalesef. illaAllah'lı medeniyet inşası sağlam temelli la denemelerinin üzerine kurulacaktır. medeniyet inşa etmeyi hedefine alanların vazgeçilmezidir karşıt medeniyetlerin doğru analizi. bu haseble Allah razı olsun. güzel yazı faydalandım.

veysel menekşe 29-03-2010, 13:28

Bu haber için üç yorum yapılmadığını biliyorsunuz değil mi.?
Emanet'e riayet etmediğiniz gibi.
Söylediğinizde doğru da söylemiyorsunuz.
Siz bu tavsiyeleşmeden vazgeçiniz dostum..
Zira .
Bi işe yaramıyor.
..
Ama farketmez..
İzleyenler zaten herşeyi biliyor..
En izleyenle en bilenle beraber.
Elhamdülillah.!

rabia 27-03-2010, 21:06

süper bir cevap...hakkınızda yanılmışım...İhsan Bey in Kuran yorumlarına ait yazılarınızı okuyunca
saplantılı,kör döğüşü peşinde biri sanmıştım sizi...
işte emri maruf işte nehyi münker...
ilelebet müellefetün qulub inşallah...bize yakışan budur

Bülent Şahin Erdeğer 27-03-2010, 11:42

Veysel Menekçe kardeşim şayet bu analizlerden usandıysanız ne öneridiğimizi en azından yazdığımız son iki makaleden okuyabilirsiniz: Kapitalizmin Efendilerine Karşı Anti-Kapitalist İman! ve Küresel Kibir Çetesi ve Ahlak Devrimi

Önerimiz gayet net: Önce ağzımızdan çıkan ve giren şeyler konusunda İslami devrim sürecini başlatmak. Toptan biçimde kavramlarla, GDO ve çevre kirliği ile, şirkin tüm çeşitleriyle hesaplaşabilmek. Kökten bir itiraz... İmparatorluğun temellerini çatırdatmak...

"Aklında, Kalbinde, Midesinde ve Uçkurunda İslam devleti kurabilenler" sade bir hayatı yaşamaya çalışabilenler, ibadetlerine düzenli biçimde devam edip, haram-helal çizgisinde küresel kapitalizme karşı durabilenler inkılabı başlatabilecekler.

Şahsi duruş elbette ardından örgütlü duruşu getirmeli. Bizzat çevresindeki zalimlere karşı kelam'ın gücünü kullanarak toplumsal bir duruş sergileyebilmeli.

Unutmayalım ki laf olsun diye analiz yapmıyor, iş olsun diye kimseyi eleştirmiyoruz. Aksine değer verdiğimiz çabaların seküler bir döngüde başarısızlığa uğramaması için Hakkı ve Sabrı tavsiyeleşiyoruz...

veysel menekşe. 25-03-2010, 02:22

bu analizlerden usandım ben kendi payıma.!
siz ne öneriyorsunuz.?
hiçbiri doğru değilse.
doğru olan ne.?
doğrudan söylesenize.!
kardeş.!

Yorum yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayımlanır.

Bu sitede yalnızca sitenin çalışması için gerekli çerezler kullanılır. Ölçümleme çerezleri için onayınızı isteriz. Ayrıntı: Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.