alifurkani
02-09-2009, 21:25
Ben, İslâmî vahdetin bozulmaması için bugün bu meseleleri söz konusu etmemek gerekir diyen aydınlardan değilim. Hayır, İslâmî vahdete şiddetle inanıyor olmakla birlikte, gerçeklerin araştırılıp ortaya konmasının, tarihî hadiselerin taassuptan uzak bir şekilde, inceden inceye analiz edilmesinin bir an dahi terk edilmemesi gerektiğine de inanıyorum. Benim, İslâmî toplumun vahdeti diye inandığım vahdet, çeşitli İslâmî mezheplere mensup insanların ve halkların, islam karşıtı düşmanlara birlikte karşı koymalarıdır. Emperyalizm ve Siyonizm gibi dış düşmanlar karşısında Sünnî ve Şiî vahdeti, bir vahdettir. Şiîliğin ve Sünnîliğin vahdeti anlamsızdır. Bu hem akla, hem de bilime aykırıdır. Aynı zamanda mümkün de değildir, insanın zannettiğinin aksine, biz Şiîlik mektebini, bilinçlice, mantıklıca ve bilimsel bir şekilde savunursak, araştırmalarımızı ve tebliğimizi bu yönteme göre yaparsak ve Şiîliğin kendine özgü meselelerini gündeme getirirsek, bu tefrikaya ve düşmanlığa sebep olmayacağı gibi, tersine islam'ın muhtelif kutupları arasında anlaşmanın, dayanışmanın ve yakınlaşmanın oluşmasına en büyük katkıyı sağlayacaktır. Örneğin mezhebî meseleleri kötü söz, iftira, hakaret vb. gibi avamî bir şekiide söz konusu eden bizlerin aksine, bizim gerçek büyük ulemamızın, Alevî Şiîliğinin ulemasının, bugün islam dünyasında, Ehl-i Sünnet'in büyük uleması ile yüz yüze, Şiîliğin esaslarını müdafaa ettiğini ve Müslümanlar arasındaki hüsnüniyete ve yakınlaşmaya en büyük hizmeti verdiklerini görüyoruz. Bunun en iyi örneği merhum Seyyid Şerefuddin'ın "e!-Müracaat" adlı kitabıdır. Kendisi asrımızın büyük Alevî Şiîliği ulemasındandır ve Ehl-i Sünnet'in büyük alimlerinden olan Şeyh Selim ile kendi mektebi ve mezhebi hakkında mü-bahese ve münazarada bulunmuştur. Seyyid Şerefuddin'in, Seyyid Muhsin Emin'in ve Kâşif'ul Gıta'nın -bu şahsiyetler Alevî Şiîliğinin büyük şahsiyetlerin-dendir- Şiîlik konusundaki savunuları ve Şiîlik ile Sünnîlik arasındaki ihtilaflı konuların bu kalemler ve bu bilginler tarafından ele alınması, hüsnüniyetin oluşmasında en büyük rolü oynamıştı ve cehaletin, gericiliğin ve dış düşmanın yarattığı suizanlara ve tefrikaya karşı verilen büyük bir mücadele olmuştu. Savunumuzu, Ah mektebinin esaslarına göre yaptığımız zaman, Müslümanlar arasında yakınlaşmanın ve hüsnüniyetin sağlanması yolunda gerçekten büyük bir adım atmış oluruz. Alevî Şiîlik, vahdet Şiîliğidir. Safevî Şiîlik ise tefrika Şiîliğidir ve tefrika için oluşturulmuştur. Alevî Şiîliğinden korkmayalım ve onu, onun yöntemleriyle müdafaa ettiğimiz zaman, bunun ihtilafa sebep olacağını zannetmeyelim. Hayır, tam aksine. Burada yaptığım bir başka konuşmamın adı, bazılarının sahip olduğu zihinsel tasavvurun aksine "Vahdetin Kurucusu Ali'dir, islam toplumlarında ortaya konulanın aksine, esasen İslâmî vahdet meselesini ilk kez söz konusu eden, İslâmî vahdet yolunda ilk kurbanı veren ve kurban olan, sadece yüce ve aşkın bir