İçeriğe geç
15 Ağustos 2026, Cumartesi
ALİ ŞERİATİ Bir Şehid, Bir Şahid
MEMLEKET MESELELERİ

Surûş, Şimdi de Şeriatî İçin İlginç Şeyler Söylüyor!

‘İslam İnkılabı Hareketi’ sonrasının seçkin beyinlerinden Abdulkerîm Surûş, Kur’an, Vahy-i İlahî ve Nübuvvet’in mahiyeti gibi temel inanç konularında son zamanlarda yaptığı aykırı açıklamalarıyla, kendisini son derece tehlikeli sulara atmışken.. Şimdi de, ‘İslam İnkılabı Hareketi’nin içinde seçkin yerleri olan Ali Şer…

Yazan Selahaddin Eş ÇAKIRGİL· · 1 dk okuma · 13.738 okunma
Normal

‘İslam İnkılabı Hareketi’ sonrasının seçkin beyinlerinden Abdulkerîm Surûş, Kur’an, Vahy-i İlahî ve Nübuvvet’in mahiyeti gibi temel inanç konularında son zamanlarda yaptığı aykırı açıklamalarıyla, kendisini son derece tehlikeli sulara atmışken.. Şimdi de, ‘İslam İnkılabı Hareketi’nin içinde seçkin yerleri olan Ali Şeriatî ve Murtezâ Mutahharî gibi ve her ikisi de şimdi hayatta olmayan isimler üzerinde de ilginç açıklamalarda bulunmaya başladı.

Surûş, başlangınçta, İmam Khomeynî tarafından ‘Kültür İnkılabı Şûrâsı’nda vazifelendirilmiş ve bu arada, Mutahharî’nin has öğrencilerinden birisi olarak anılan birisi idi.. Ve, Şeriatî’nin ölüm yıldönümlerinde de, ona yapılan bazı ithamlara karşı çıkardı.. Şimdi ise, kendisi yeni pencereler açıyor.. Bir büyük inkılabın dalgaları arasındaki mücadelelerin öğreticiliği açısından, bunlara kısaca değinmekte fayda var..

Ali Şeriatî, özellikle ’İslam İnkılâbı Hareketi’ dalgalarının dünyayı derinden sarstığı 1978- 79’larda Türkiye’deki özellikle İslamcı cenahların yeni yeni tanımaya başladığı bir isimdi.. O, 1977’de vefat etmişti, Londra’da.. ‘Şah’ın gizli servisince öldürüldüğü’ iddiaları konjonktüre uygundu, ama, isbatlanamamıştır. Yani, o, İslam İnkılabı’nı görememişti.. Ve, güçlü Şahlık rejiminin, böylesine çabucak çöküvereceğini kimse tahmin etmiyordu. Nitekim, o zaman, 15 yıldır Irak- Necef’te sürgünde olan Âyetullah Rûhullah Khomeynî’nin yakınlarından birisi, bir gün, ’İslam İnkılabı’nın gerçekleşmesinden 2-3 yıl önce, ’böyle bir sonucun İmam tarafından da öngörülemediğini’  ifade etmişti.. Onlar sadece, ’zafer’den değil, ’sefer’den mükellef / yükümlü olduklarının idrakindeydiler..

Kezâ, o inkılabın en seçkin isimlerinden olan (merhûm) Muhammed Huseynî-i Beheştî’nin, yıllar öncesinden -geleceğin İslam İnkılabı nizamının Kanûn-u Esâsî (anayasa) çalışmalarını yaparken- ’Bu niçin?’ diyenlere boş ümidler vermemek dikkati içinde, ‘Gelecek bizim tasarrufumuzda değildir.. Takdir-i ilâhî zuhûr ettiğindeyse, böyle bir çalışma yapma imkanımız olmayabilir, şimdiden hazır olmak için..’ diye karşılık verdiği bilinmektedir..

Şeriatî, inkılab öncesindeki İran’da oldukça etkin bir isimdi, özellikle üniversite gençliği arasında.. Güçlü hitabetiyle, âdetâ sihirliyordu, gençleri.. Ancak, marksist örgütlerle, bazı İslamî motifleri de kullanan yarı-marksist (İnkılab’dan sonra ise, Amerikancı)Mojahedeen-i Khalq’ isimli silahlı mücadele örgütü, Dr. Şeriatî’yi hattâ makaraya alıp, ’Biraz  Tao, biraz Mao, biraz sosyoloji, biraz Hind felsefesi, biraz Konfuçyüs, biraz Hegel, biraz Marx..  İşte doktor!’  diyorlardı, onun hakkında..

 

Geniş halk kitleleri ise, üniversitelerde tahsil görmüş kesimlerden ziyade, ulemâ’ya ve özellikle de Âyetullah Khomeynî’ye bağlı idi.. O, 1963’de, binlerce insanın Şah rejimi tarafından katledilmesiyle neticelenen ’Panzdeh Khordad / (5 Haziran) Qıyamı’nın ’muctehid- âlim’ önderiydi şiî müslüman kitlelerin gözünde ve sürgündeydi.

Şeriatî, işte o atmosferde, söylem değişikliğiyle dikkati çekiyordu.. Hz. Ali, Hz. Fâtime ve Ebû Zerr Hz. lerinin sâdeliği esas alan yaşayış tarzını öne çıkarıyor; Hz. Huseyn’in Kerbelâ Qıyâmı’nı, Hz. Zeyneb’in direnişini yeni bir söylemle anlatıyor ve bu arada (İslam tarihinde, Resul-i Ekrem (S)’en sonraki ihtilaflarda, ’Ali tarafdarlığı’ mânasına gelen)Ali Şiası’ ile, daha sonra gelişen ve kendisinin ’Safevî Şiası’ diye nitelediği ve sultanlarla işbirliği yapan tarz arasına bir kesin çizgi çekiyor ve şiî ulemâ geleneğini de ağır şekilde topa tutuyordu..

Hattâ, Âyetullah Mutahharî’nin öncülüğünde, halktan toplanan yardımlarla Kuzey Tehran’da tesis olunan ünlü ’Huseyniye-i İrşad’ isimli modern külliyeyi, bir dernekçilik taktiği ve kamuoyunda oluşturulan ’Muteqaddimîn- Müteceddidîn’ (Eskilikciler/ Yenilikçiler) tartışmasıyla, Mutahharî’nin elinden alıp, orayı, kendi konferanslarının merkezi haline getiriyordu.  Ve Mutahharî, oraya uzuuun yıllar bir daha giremiyecekti..

Şeriatî’nin şia geleneğini de ağır ifadelerle yerdiği kitablarına rağmen, bu hususta kendisine yapılan müracaatları, Âyetullah Khomeynî suskunlukla karşılıyordu, inkılabçı güçlerin birbiriyle uğraşmaması ve enerjilerini boşa harcamamaları için.. 

Ve Şeriatî’nin ölümünden sonra, ona herkes sahib çıktı; en fazla da İslam İnkılabı.. İddia edildiği üzere, o silinmiş değildi.. Ama, hele de komünizmin çökmesinden sonra, görüşleri gündemden geniş çapta düştü.. Ayrıca, İnkılab Hareketi’nin gölgesinde kalması da tabiî idi..

Şimdi Surûş’un açtığı yeni pencereden başka manzaralar da gözleniyor:

HATIRALAR  DOĞRU İSE, GEÇMİŞTE SÖYLENENLER NEYDİ?*

 

Surûş şimdi, ’Şeriatî’nin görüş ve eserlerinde birçok müsbet noktalar varsa da, benim o görüşlere eleştirel bir bakışım vardı. (…)  Şeriatî’nin Kur’an’a, Nehc’ul Belâga’ya ve diğer İslam mütefekkirlerinin düşüncelerine çok az dayandığını görüyordum.’ diyor ve ekliyor:

(…) Ben bugün Şeriatî’nin o günkü çalışmalarının inkılâpçı bir İslam’ın teşkiline dayandığını söyleyebilirim..(…) O gün gördüğüm şey Kur’an ve diğer mukaddes kitabların onun düşünceleri ve eserleri üzerinde çok az etkili olduğuydu. İkincisi, felsefî açıdan onun delilleri sağlam değildi, çok zayıftı. (…) Merhûm Şeriatî, İslam tarihinden ve İslam düşüncesinden kendi amacı olan, İslam’ı inkılâbçı bir görüntüye sokmak hedefiyle örtüşen unsurları çekip çıkarıyordu. (…) Örnek olarak, Âşûra’yı, İmam Hüseyn’in başına gelenleri, Hz. Zeyneb’in esaret öyküsünü..(…) Fakat, İmam Hüseyn’in benimsemiş olduğu üslub, şia imamları arasında istisnaî bir durumdur, kaide değildir. (…) Caferî şia tarihi ’İmam Hüseyn’in hareketi’ bakış açısıyla yazılamaz. (…) (Röportajcının ara cümlesi: ’Mutahharî, Şeriatî’nin Kur’anî delillere ve hadîslere dayanmadığını ileri sürüyordu, Misbah Yezdî ve Mehdî Bazergan da, Şeriatî’nin görüşlerinin doğruluğu… iyimser değildi.)’

 

Surûş’ devam ediyor: ’Misbah Yezdî (…), Şeriatî hususunda çok uygunsuz yakıştırmalarda bulunuyor, hattâ sözlerini ’küfür’le niteliyordu. (…)  Mutahharî de Şeriatî’nin açıkça SAVAK (Şah'ın istihbarat teşkilatı) ile işbirliği içinde olduğu hatta yurtdışı gezilerini de SAVAK’ın tasvibiyle gerçekleştirdiğini (…) iddia ediyordu. Bunları ben Mutahharî’den duydum. Daha sonraları gördüm ki, Mutahharî, Şeriatî’nin ölümünden önce İmam Khomeynî’ye yazdığı bir mektubunda bu iddiaları ve Şeriatî’nin ’fitne’lerini dile getirmiş.. Hattâ, Mutahharî,  Şeriatî’nin ölümünden dolayı mutluluğunu açıkça izhar etmişti. (…) Mutahharî ve Yezdî'nin Şeriatî aleyhinde o gün ulemâdan imza toplamaları, maalesef onlar arasında Allâme Tabatabaî de vardı, uygunsuz ve yakışıksız bir davranıştı.. (…) Tabatabaî, Şeriatî’nin ’Kevir’ adlı eserinde, peygamberlik iddiasında bulunduğunu ileri sürüyordu. Çok şaşırdım. Merhûm Şeriatî, mecaz ve istiare yönü ağır basan birisiydi. Bu yazılardan yola çıkarak ona nasıl yalancı peygamberlik yakıştırmasında bulunulabilirdi ki?’

*Evet, hâtırâ anlatmanın -gerçekliği de bir ayrı konu-, kötü yanı, insanın içini karartması..

Hele bir de, 30 yıldır başka şeyler söyleyen Surûş gibi birisi, bugün böyle konuşunca..

Kaynak: Vakit Gazetesi - 21/07/2008

Bu yazıyı paylaş
Okur Katkısı

Yorumlar (7)

veysel veli 12-06-2009, 10:27

İranın da İ.Özeller'i...A.Bulaçlar'ı....Haydar Baş'ları olacak heralde..
Boş tenekeden çok ses çıkar beyler.Takmayın kafanıza. İşimize bakalım...

alamut 13-09-2008, 13:48

şuruşun ilginç şeyler söylemesi normal..ingiltere den atıp tutmak kolay oluyor ..

Lokman Tıraş 11-09-2008, 19:19

Suruş, bir Hollanda radyosunda Peygamberimiz için " O ne bir tarihci ne bir biyolog ne de bir bilim *adamıdır o sadece bir peygamberdir."demişti. hatta daha ileri gidip Kur'an'ın üstün dercede bir şair beyninden yani peygamberimiz tarafından yazıldığını idda etmişti. Ve yeniden İslam aleminin gündemine taşımayı başardı kendini, bu sefer Ali Şeriati ye saldırarak. Aslında en az bizim kadar biliyor Şeriatinin yaşam tarihçesini.fakat Merhum Şeriatinin ölüsü bile, osnabürck ödülü ile 150 bin euro'yu cebine indiren diyalogçu Suruş'u bu kadar rahatsız etmesinin bir tek sebebi var: Suruş tan fazla okunması ve hayır diyebilen özgürlükçü müslüman gençlerin gözünde hala nir ideol olmasıdır.Abdulkerim Suruş, Ali Şeriati hakında iç bulandırıcı sözleriyle onu sevenleri ondan soğutmaktan başka bir amacı yok.Diyalogçuların ve onların türevinden olan Suruş gibi sözde islam düşünürleri şeriati timsali önderlerin etkilediği gençleri pasif, uyuşuk yığınlar haline getirmeyi amaç edinmişler.katolik ve protestan müslümanlık dinin yalancı peygamberleri Şeriati'yi nasıl sevsinler ki?

pervari 03-09-2008, 11:25

keşke yaşasaydı da yüzüne söylenseydi bütün bunlar... savak'ın adamı olan şeriati'nin babasının gözaltında bir yıla yakın tutulması da mı bir oyundu. londradaki ölümü de mi bu oyunun parçasıydı. iran ergenekonundan mıydı yoksa şeriati... zihninin hala 10.yüzyıl bakış açısından öteye götüremeyen zihniyete şeriati biraz büyük beden geliyor... o, geçen yüzyılın en büyük alimiydi... onun farkı zamane bilimleriyle islamı açıklamaya çalışmasıydı... sosyoloji, tarih felsefesi, psikoloji, vs.. hepsi onda vardı...suruş'u çok bilmem ama, o bugün ölümünden 30 yıl sonra dahi en çok okunan islam alimidir... mekanı cennet olsun... amin...

Ahmet İstanbullu 14-08-2008, 03:40

Suruşun eleştirilerini oldukça yerinde bulunuyorum. Ali Şeriati okuduğumda - az çok İslam felsefesi, düşüncesi, gelenek ve modernizm konularında okumalarım var- benzer düşüncelere ulaşmıştım. Şeriati takipçilerinin bunu niçin hazmedemediklerinide anlamak zor. Suruş oldukça insaflı davranmış. Nitekim fikir değiştirdiğini var sayalım, bunda öfkelencek bir şey yok Suruşun şu sözleri zaten Şeriati'yi bartanlara cevap olsa gerek "Ali Şeriati’nin öyle taraftarları ve bağlıları vardı ki ona yapılan herhangi bir eleştiriye kesinlikle izin vermiyor bu hususta olabildiğince mübalağada bulunuyorlardı. Bu mübalağaları Şeriati Bey de hoş görmüyordu. Bu sevgiler ve muhalefetlerin gürültüsü patırtısı içinde Şeriati’nin duruşu ve düşünceleri belirginlik kazanamadı. Elbette bu gün yine aynı atmosfer içindeyiz, umarım bir gün toz toprak diner, yere oturur" Allah'a emanet olunuz...

Oğuzhan Özdemir 07-08-2008, 13:39

Abdülkerim Suruş'u çok fazla tanımamakla birlikte Ali Şeriati hakkında yaptığı konuşmalardan vb.lerinden dolayı bilirim.Önceki söyledikleri ile ters çelişen hususlar var burada...

Suruş'a tek bir lafım var önce Ali Şeriati ol da ondan sonra bakarız. Mutahhari'ye dair söylenenler doğru ise de kendisine hiç yakışmamış...Pek inanamıyorum...Umarım doğru değildir.

Kuran ve sünnete, Ali'ye dayanmaktan bahsediliyor da Che Guevara, Frantz Fanon gibileri dayanmadılar hakkı savunmak için olan eylem adamlıkları lekelenecek mi? sümsük ve pasif müslümanlar olarak önce kendimize bakalım, islâmda mücadele yoksa hak da yaşanılan ortamda olamaz.
Selam ve sevi ile...

xxx 23-07-2008, 19:13

selamun aleykum...iyisi mi röportajı kendimiz okuyup değerlendirelim...

Yorum yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayımlanır.

Bu sitede yalnızca sitenin çalışması için gerekli çerezler kullanılır. Ölçümleme çerezleri için onayınızı isteriz. Ayrıntı: Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.