İçeriğe geç
15 Ağustos 2026, Cumartesi
ALİ ŞERİATİ Bir Şehid, Bir Şahid

Castigas Ridendo Mores

“Tarihin bugünkü durumunda, her türlü siyasal yazı ancak bir polis evrenini kesinleyebileceği gibi, her türlü düşünsel yazı da olsa olsa artık adını bile söylemeyi göze alamayan bir yan yazın kurabilir. Öyleyse bu yazılar tam bir çıkmazdadır, ancak bir suç ortaklığına yada bir güçsüzlüğe, yani ne olursa olsun, bir yab…

· 1 dk okuma · 10.229 okunma
Normal

 “Tarihin bugünkü durumunda, her türlü siyasal yazı ancak bir polis evrenini kesinleyebileceği gibi, her türlü düşünsel yazı da olsa olsa artık adını bile söylemeyi göze alamayan bir yan yazın kurabilir. Öyleyse bu yazılar tam bir çıkmazdadır, ancak bir suç ortaklığına yada bir güçsüzlüğe, yani ne olursa olsun, bir yabancılaşmaya gönderirler.”   Roland BARTES

 

Savaşçıda “nezahet-i lisaniyye aranmaz”mış. Zira o sevişlerin değil savaşların adamıdır. Lükslerin, rahat koltukların ve ağız kalabalıklarının adamı değil. Gözleri buğulu, kalbi kırık bu adamdan biz nazik cümleler değil ancak yanan bir yüreğin çığlıklarını duyabiliriz. Acıyı gözlerinden okuyan bu adam diliyle konuşan birisi değildir. Kalbiyle düşünür kafasıyla hisseder. Ticaretten anlamaz. Yer yer beceriksizdir. Piyasa kurallarının hep dışında kalmıştır. Bir Don Kişot’tur. Tezatlar mahşerinde düşünce Don Juanları’na karşı savaşan bir Don Kişot. Keşişlerin kara cübbelerinin altında taşınan kara kapkara düşüncelere karşı kandan irinden deryalara dalmış bu adam için belki de meçhulün fatihi demeliyiz.

Zülf-i yâre dokunmak mı? Kelime ve ses ne kadar hoş, anlam ise bir o kadar karanlık, müphem ve namussuz. Değil dokunmak yeri geldiğinde o zülfü koparmalıyız. Lâ-yüs’elliği kendilerinden menkul madrabazlara haddini bildirecek merd-i kâmiller nerede? Bir sürü zırva, bu adam kılıklı bozguncuların dillerinden ve kalemlerinde dalga dalga yayılırken! Çançiçeklerine gönül veren böcekler evliya otlarıyla günah çıkarıyor.

Protestanlık elbette ticaret kapitalizminin eseridir. Protestanlaşan dinimiz neyin eseri? Kibar davranarak düşmandan kurtulacağını sanan devekuşlarıyla işimiz yok. “Öc almak vahşi bir adalettir” diyordu Bacon. Zaferle taçlanan her savaş insana yeni dostlar kazandırırmış. Harami sessizliğiyle içimize sızan her düşünce, alışkanlık, dil, üslup, yaşayış ve eyleyiş içimizdeki Cizvit talebeleri eliyle allanıp pullanıp servis ediliyor. Nerede arayıp da bulacaksınız mütecanis bir kitleyi! Ortalık toz duman. Hangi söz kimin ağzından çıkıyor belli değil.

Tefekkür tereddütten doğar demişler. El hak doğrudur. Mazitapar bir milletin çocuklarıyız. Tecessüsümüz dedikodudan ibaret. Nerede yılkı atlarını kıskandıran hür düşünceli yağız adamlar! Ekinleri talan edilmiş bir güz tarlasındayız. Şarkı söyleyeceklerine aşağılık bildiriler imzalayan ağustos böceklerinden başka bir şey yok ortalıkta.

“Mutlak”ın peşinde koşan çılgınlar arıyoruz, “felsefe taşını” arayan simyagerler. Edebiyat edepsizlerin elinde bir cinsi bunalıma dönüşmüş. Herkes kendi cephesinde muzaffer.

Tam bir cinnet mustatili. Hâce-i evvel olma liyakati dahi taşımayan sorumsuz, cahil ve bir o kadar da namussuz baronların yazdıklarını kendileriyle beraber müzelere taşımanın zamanı çoktan gelmiştir. Artık o soğuk ve bedbin köşelerinde ibret-i alem olarak temaşa edilmekten daha faziletli bir iş yapamazlar.

Belagat hummasına tutulmuş bu metafizik orospular yazdıklarıyla sadece birkaç tarih sahifesini kirletmişlerdir o kadar. Edebiyat kiliselerinin bu cübbeli hokkabazları engizisyon yargıcı edalarıyla bizleri aforoz etmeye bayılırlar. Biz de kendilerine gazoz içmelerini ve sek sek oynamalarını tavsiye ederiz.

Sahih bir duruşa ihtiyacımız var. İçimizdeki batılı yeniçerilere ve gelenekçi fosillere prim vermeyen bir dili yeniden varetmeliyiz. Yazmak eyleme bağlı kaldıkça bir değer dili oluşturabilir. Hiç kimsenin hayallerinden devşirdiği romantik kılıklı fetişizme secde etmek zorunda değiliz. Bir ayıklamaya ihtiyacımız var. Bilincimize giydirilen çelik korseleri artık taşıyamayız. Duygunun değil aklın zamanıdır. Neyiz, neyin bilgisine sahibiz, ne için yazıyoruz, yerimiz neresi, neredeyiz, nerede olmalıyız? Bugün sorular bunlardır. Ahbap çavuş ilişkisi dışında büyük ideallerin sahiplenicileri olarak ortak bir kavrayışa, anlayışa ve adanmışlığa ihtiyacımız var.

Yazar kimin vicdanıdır? Biz kimin vicdanıyız? Kimi temsil ediyoruz? Tek derdi kendi temsiliyeti olan ferdiyetçi parazitlerle aramızdaki çizgi ne kadar kalın? Şiirimiz, öykümüz, sazımız, sözümüz nerede? Öyle bir hat üzerinde yürümeliyiz ki, uzak doğuda pirinç tarlalarında emeğin kavgasını veren genç kızların da sesi olmalıyız, orta doğuda bir sapan taşına bütün umutlarını ve geleceğini yüklemiş çocuğun da. Bir Kürt kadının beyaz tülbendindeki hüznün kokusu da olmalı yazdıklarımızda, Kadıköy’de akşamüstleri gırtlak patlatan bir çingene çiçekçinin gözlerindeki ışıltı da. Ufuk çizgisi Ardahan’da başlayıp Keşan’da son bulan dar kafalılarla ne gibi bir alışverişimiz olabilir ki?

Doğruları görmek feraset, onları söylemek cesarettir. Öyle ki insan yalnız kalmayı da göze almalıdır. Zaten büyük davalara gönül vermiş insanlar varolmanın büyük nimetlerinden de ayrı kalmak zorundadırlar her zaman.

Yazı en yaman silahtır. Eleştiri bir cerrahi müdahale aracıdır. Bir neşterdir. Marx amcam beni mazur görsün, eleştiri silahı silahların eleştirisinin yerini tutamaz derdi. Doğrudur, fakat mevzuumuz bu değil. Kendilerini değiştirmek isteyenler önce okuduklarını değiştirsinler. Bizim derdimiz işitmek değil söze kulak vermektir, gevezelik değil söz söylemektir. Asıl ve öz olanı bütün tortulardan arındırmalıyız. Sırnaşık tabirlerin, cambazca ifadelerin lügatimizde yeri yok. Bilgeler gibi düşünüp halk gibi konuşmalıyız. Peygamberler asla aristokratların dilini kullanmaz.

Bir yanımızda mor kaftanlar giyinmiş Helenik ozanlar, bir yanımızda yeşil cübbeleriyle Mervan’ın adamları. Ölü zihinlere kefen biçmeye çalışıyorlar. Ölüler için ağlanmaz. Ağlanılacak halde olanlar her halükarda dirilerdir.

Tarih insanların kanlarında olanı dışarı çıkarıp toprağın üzerinde tecessüm ettiren ihtiyar bir çocuktur. Tarihin önünde hükmümüz nedir? Gelecek de uzun sürer, evet! Rahmetli Cemil Meriç’in ifadesiyle “Tur-ı Sina’da, ilahi nurdan gözleri kamaşmış bir Musa peygamber’in cezbesi içinde” varoluş halimizin ve devam eden varoluşumuzun imkanlarıyla yazdıklarımızın ve eylediklerimizin ne ölçüde örtüştüğünü sürekli kontrol etmeliyiz.

Biz en iyisi mi her düşünene, her edepliye, her namusluya, her ustaya cüzamlı muamelesi yaparak boyunlarına ufak bir çıngırak takalım. Adam olanla madam olanı ayırmanın başkaca bir yolu kalmadı bu memlekette.

Şimdi siz eğer sabredip de buraya kadar okuyabildinizse, bir yandan bu adam neler saçmalıyor diye düşünüyorsunuz bir yandan da bu yazının başlığı ne anlama geliyor diye kuduruyorsunuz. Sol göğsüme iliştirebileceğim ufak bir çıngırak göndermeniz şartıyla yazının başlığını ifşa ediyorum: “Ahlaksızları gülerek cezalandırmak.”

 

 

Dr. Mustafa YILMAZ

Bu yazıyı paylaş
Okur Katkısı

Yorumlar (3)

veysel menekşe 20-07-2009, 09:50

Yazı' yı neyazık ki yeni okudum.
Daha evvel okusaydım ne iyi olurdu..
Ah!.. N'apıyım !..Ben daima geç kalanlardan oldum..
Okula daima geç gelenlerden oldum ben..
En arka vagonların görürgörmez " Aha .! Yine yetişti bizim serseri !." dedikleri şaparoğlan da...
Ben oldum daima..
............................
Artık yazmasam da olur..
"Deli gibi yaza yaza usanmadın mı be adam !.Gözlerine yazık ! " diye acınsanıp duran...
"Köylü kız'ı " hanımım da sözünün nihayet tutulduğunu zannedip ...
Az da olsa avunup mutlu olur şu fani dünya da..
N'apsın gariban ?.Evlendiğimizde okur yazar değildi..
Hallerimi görünce de testemelli korkar oluvermişti okuryazar olmaktan..
....................
" Keşke hiçbişey bilmeseydim!"diye iç geçiren öğretmenine inat.
Habireha bu bilme ihtirası..Bu kariz sevdası da neyin nesi böyle..
Teşekkürler Bay Doktor - u Sani..
Şem ü Pervane - i zemane -i insani.
Onlarca teşekkürler sana..
...........................

-- Arkada yer var mı abi !?.

...........................

Oğuzhan Özdemir 02-06-2009, 23:06

Hocam gönlüne, emeğine, çilene sağlık...

abdullah 19-12-2008, 12:22

haklısın be usta görmek değil ifade etmekdoğruyu haykırmak ama nedense dilimiz tutukun işte en kötüsü ve en onursusuzuda bu ya

Yorum yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayımlanır.

Bu sitede yalnızca sitenin çalışması için gerekli çerezler kullanılır. Ölçümleme çerezleri için onayınızı isteriz. Ayrıntı: Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.