İçeriğe geç
15 Ağustos 2026, Cumartesi
ALİ ŞERİATİ Bir Şehid, Bir Şahid

Eşeğin Gölgesi

Bu yazı Gıfar kabilesinden Ebuzer’e, Numan b. Sabit’e, Ayn-el Kuzat’a, Humeyni’ye, Lenin’e, Ali Şeriati’ye, Malcolm’a, Bob Dylon’a, Cemil Meriç’e, Garaudy’e, Hakim Bey’e, Saint-EXUPERY’ye, Hakan Akçiçek’e, Giresunlu Gariban Ali’ye ve diğer garibanlara, bana gösterdikleri karşılıksız muhabbet [karz-ı hasen] için bir te…

· 1 dk okuma · 12.074 okunma
Normal

Bu yazı  Gıfar kabilesinden Ebuzer’e, Numan b. Sabit’e, Ayn-el Kuzat’a, Humeyni’ye, Lenin’e, Ali Şeriati’ye, Malcolm’a, Bob Dylon’a, Cemil Meriç’e, Garaudy’e, Hakim Bey’e, Saint-EXUPERY’ye, Hakan Akçiçek’e, Giresunlu Gariban Ali’ye ve diğer garibanlara, bana gösterdikleri karşılıksız muhabbet [karz-ı hasen] için bir teşekkür olmak üzere yazılmıştır.

Meşhur Yunanlı Hatip Demosthenes, bir gün Atina’daki bir toplantıda konuşmak için kürsüye çıktığında, ahali aralarında konuşmayı bırakıp gürültüyü kesmedi. Bunun üzerine Demosthenes halka hitaben şöyle dedi: “Size yalnızca iki cümlecik söyleyeceğim.” Sözünü tamamlar tamamlamaz da, bir fıkra anlatmaya başladı: “Vaktiyle bir Atinalı bir yere gitmek için bir eşek kiralamış. Eşeğini kiraya veren adam da aynı yere gideceği için beraberce yola koyulmuşlar. Tam yarı yola geldiklerinde bir sıcak basmış. Dinlenmek için mola vermek zorunda kalmışlar. Fakat ortalıkta hiç gölgelik bir yer yokmuş. Eşeğin asıl sahibi hemen eşeğin gölgesine sığınmış. Bunu gören öteki adam hiddetlenmiş:

‘Oraya oturmak benim hakkım’ demiş.

‘Niçin?’

‘Çünkü eşeğini kiraladım ben!...’

‘Ama ben eşeğin gölgesini kiraya vermedim ki!’

Derken aralarında muazzam bir kavga çıkmış...”

Demostenes, sözün burasına gelince, hemen kürsüden indi. Halkın: “Sonra ne olmuş, anlatsana” diye bağırması üzerine, tekrar kürsüye çıktı: “Ey ahali,” dedi. “Sizin iyiliğiniz için bir lâf edeyim dedim, dinlemediniz. Ama bir eşeğin gölgesini nasıl da merak ediyorsunuz...”

Hikaye böyle. Artık bir eşeğin gölgesi hakikatin üzerine bir karanlık gibi çöküyor. Eşeğin gölgesini merak edenler başka bir şey dinlemek istemiyor.

Anın gerçeğini kabulle başlamalıyız işe. Olan haklıdır. Olmasını istediğimiz ise hakkını vermekle yükümlü olduğumuz şeydir. Yani olması bağımlı ama dolayım yoluyla gerçekleşmeyecek olan. Hürriyet bayrakları altında kurulmuş esir kamplarından kurtuluş, bizim tepemizde sallanan o bayrağa ve etrafımızı saran dikenli tellere ilişkin düşüncemizin ne olduğuyla birebir ilişkilidir. Cinayetleri işleyenler masumiyet postuna bürünmüş birer çakal artık. Suçsuzluk ve hakiki masumiyet kendisini ispat etmek için savunma konumundadır. Oysa “büyük yangını şairane lakırdılarla söndürmeye yeltenmek fikri sefaletin hazin bir hüccetidir. Hazin ve lüzumsuz.”

Cinayetlerin insan sevgisi adına işlendiği bir zamanda aydın denen deve kuşları bin bir hokkabazlıkla bize normalliği öğütlüyorlar. Avrupa Makyavel’den beri sistemli ve devletli şiddete kasideler okumaktadır. Batının tavlalarında yetişen ve çiftleşen azgın kısrak edalı aydınlar kiminle gerdeğe girdiklerinden sanki habersizmişiz gibi bizimle alay ediyorlar. Sırmalı katillerin fikri eşcinselleri. Ahlaksızlar, cinayetlerin kafiye dizicileridir. Katiller yargıç, günahsızlar ise suçludur sonunda.

Yaşadığımız toplum bir bütün olarak mantık dışıdır. Bu toplumda barış denen şey savaşın sürekli bir tehdit olarak algılara yerleştirilmesiyle ayakta durmaktadır.  Tahakküm ve koordinasyon üzerinde yükselen teknoyaşam yeni biçimler ortaya çıkarmaktadır. Bu yeni biçimler yeni iktidarlarla ayakta duruyorlar. Bu yeni yaşam biçimleri ve iktidar çeşitleri sistem karşıtlarını uzlaştırıyor.

Teknoloji sadece toplumu kontrol etme, bir arada tutma, yeknesaklaştırma yolunda daha yeni, daha etkili, daha alımlı ve ılımlı, doyurucu, rahatlatıcı, duygusuzlaştırıcı biçimler kurmaya yarıyor. Teknolojik toplum bir egemenlik biçimidir. Bu siyasal bir evrendir.

İmgelerden simgelere geçilmiştir. Ruh yerini maddeye bırakmıştır. Metaforlar metamorfoza dönüşmüştür. Parçaların bütünün yerini aldığı akıldışı bir metonimi hükümranlığını ilan etmiştir. Tanrının ölümü düşüncesi Avrupa projesinin merkezsizleşmesini sağladı. Böylece dünya bir gulyabaniler yatağına döndü. Meta fetişizmi kültürel çeşitliliği bulanıklaştırdı. Yerel olanın artık hiçbir değeri yoktur. Konsensus sağlanmıştır. Bunun dışında kalanlar apaçilerdir.

Evrensel bir kontrolden kurtulmak için belki de kaosa ihtiyacımız var. Çünkü kaos evrensel bir kontrol sisteminin olanaksızlığını gösterir bize. Dolayımlardan kaçmak gerekir. Celladından özür dileyerek kurutulacaklarını zannedenler  sadece daha fazla aşağılanırlar.

Teknomodern dünya bizlere parfümler, afrodizyaklar ve organik şalgamlardan başka ne sundu. Bedenleri çürüyen insanların ruhları da çürüdü. Söylemlerle bir evren kurdular. Metinler kurucu özneler olarak birer zikir oldu. Milliyetçilik sömürge ideolojisi olarak moderniteyi taşıdı. Biz ötekiler, yetersiz ve eksik olduğumuzu öğrendik. Çünkü Doğu, Batı’nın zorunlu ötekisidir. Biz nesne olduk onlar özne. Dil düşünmeyi dikte ediyor. Onun için Konfiçyus “adları düzeltin” demişti. Adları düzelttiğiniz zaman berrak bir düşüncenin olanakları ortaya çıkar. Berrak bir düşünce olmaksızın da stratejiler asla tutarlılığa erişemez.

Herkes bizim tıpkı onlar gibi olmamızı istiyor. Dünyanın bir bok çukuruna dönüşmesini istemeyenler, dünyanın tek bir iktidar tarafından yönetilmesine razı olamamalıdır. Kapitalizm dünyayı yeniden ve istediği gibi kurmak için toplumsal ortamların  yıkılmasına ve her şeyin paraya tahvil edilerek bir monokültürün yaratılmasına uğraşıyor.

Kendini geliştirme temrinleriyle bunalımlarını yenmeye çalışan robotlar ordusu ortalığı doldurmuş durumda. Bunlara uzmanlar lazım. Uzmanlıklar hayatımızın yegane ölçüsü olarak idame edilmeye çalışılıyor. Uzmanların söyledikleri birer ayettir artık. Oysa bu hokkabazların yapmak istedikleri şey bizleri birilerinin ahlaksız düşlerinin objesi yapmaktan başka bir şey değil. Uzmanlık devlet destekli devasa bir dolandırıcılıktır. Ulusallık toprak gangsterliğinin ilahlaştırılması olarak karşımızda. Milli sınırlar içinde yahut yeryüzünde bir santimetrekare toprak parçası bile polissiz ve vergisiz kalmamalıdır. Medya yaşam anlarımızı kutlamaya davet ediyor bizi. Psişik bir göçebelik ve köksüz bir  kozmopolitanlık içerisinde bizler kutlamalarla hayatımıza renk katmalıyız! Ne kadar hoş! Cellatlarına özenen köleler, karşılarında duran yağlı ilmeklerini gülerek, eğlenerek seyretsinler, son anlarını neşe içinde geçirsinler.

Artık azizlere, ululara, efendilere perestiş etme zamanı değildir. Ruhlar aleminden medet umanlar, açlıktan kokuşmuş nefeslerinden başka bir şey duyma fırsatı bulamadan telef olup gideceklerdir. İşgallere ve sömürülere karşı elinde silahıyla can veren kahramanlara perestiş edilmelidir. Stendhal’ın dediği gibi korku içindeki toplumları kıt zekalı ve gözü dönmüş kişiler yönetir. Fakat azınlık daima çoğunluktan daha cesurdur. Daha küstahtır. Azınlık savaşmak ve kazanmak zorundadır. Azınlıkların kaybedeceği ne var ki? Bir kere kaybetmişler için kaybetmenin hesap defteri yoktur. Bir kere savaşmış olanlar içinse savaşın artık hiç bitmeyeceği!

Eşek gölgelerinin hikayeleri hakikati boğmaya çalışıyor. Düşünce eşek gölgesinin hikayesine kulak vermiş kimselere lükstür.

Gölgelerle ve gölge hikayeleriyle avunmanın yok olmakla müsavi olduğunun şuuruna erenlerin verdikleri kavga adına diyorum ki İLLA VECHE!

Dr. Mustafa YILMAZ

Bu yazıyı paylaş
Okur Katkısı

Yorumlar (9)

Mahmut s 15-12-2010, 10:58

Bu güzel yazıyı banada ithaf etiğiniz için tesekür ederim.(bu yazı bence her okuyana ithaf edilmiş)

sağol mustafa yılmaz.

hasbrk 09-09-2009, 09:43

sonra ne mi olmuş ! Eşeğin gölgesinde birlikte oturmuşlar.

ercan velioğlu 02-08-2009, 21:37

asrın liderleri
asrın önderleri
asrın erkekleri
ve asrın cellatları
bunları bir arada düşünmek ne kadar ters ama
kahramanları erkekleri ve o onları sevenleri seviyoruz
evttt
yaşasınnn Ali ler Hüseyinler

bizleri onlara sevdiren zalimlerede kahhar adı yakın olsunnnn

veysel veli 09-06-2009, 23:10

bizden biri olarak BAKUNİN dururken; Lenin'i bizimsemek benim de garibime gitti.Oysa bize bizim adımıza ihanette Hitlerden geri kalmamışlardır her üçü de: M.L.S.

Oğuzhan Özdemir 02-06-2009, 22:06

Herkesi anladım da Lenin'e ne diye teşekkür? Lenin karşılıksız muhabbet mi göstermiştir Mustafa Bey'e :D Che Guevara'ya olsa anlayacağım, erdemli bir ömrün sahibi insan gibi insan! Lenin'in Stalin'den ve Mao'dan çok ama çok farkı olmamıştır EYLEM, KATLİAM ve ZULÜM adına, DİN'e Saldırı adına her ne kadar bu din ortodoks hıristiyanlık da olsa, Orta Asya'da da İslâm olmuştur sonuçta.
Yazıyı çok beğendim ama Lenin'i anlamadım sadece girişteki. Acaba felsefe ve ideoloji üzerine görüşlerinden dolayı mı? Althusser'in Lenin ve Felsefe eserini okuduğumda "Lenin eyleme dayanmayan felsefenin bir işe yaramayacağından" bahsediyordu, gayet yerinde. İdeoloji üzerine okumalar yaparken, Marx'ın ideolojiyi burjuva sınıfına ait bilimselliği olmayan çarpıtıcı düşünceler olarak ifade etmesine karşın, Lenin işçi sınıfının da bir ideolojisi olmasından bahseder. Bunlar gibi teorik varoluşlardan dolayı mı acaba Lenin'e teşekkür ediliyor? Bu konuda bilgisi olan varsa merak ediyorum da :)

ozgur 07-11-2008, 03:15

sayin yilmaz ,yazinizi genel olarak begensemde cok sloganik bi tarfida mevcut..paragraflarda bir fikrinizi aciklarken digerine gecisleriniz de cok keskin..buda yazinin okunurlugunu onemli olcude etkiliyor

muhittin atalay bingöl 08-08-2008, 20:50

evet malesef toplum olarak öyleyiz EŞEK hikayelerini cok severiz anlayana tabiki

andac 17-04-2008, 01:07

saygıdeğer insan yılmaz .öyle bir yazmışsınız ki.yorum yapmak yüzme bilmeyenin denizde yüzmesine benzeyecek.ben sadece takdirlerimi ve taltiflerimi ancak sunabilirim.saygılar sunarım.

Emin KARATEPE 30-03-2008, 13:55

Sayın YILMAZ,
Daha çok yazın. Yazın ki beslenebilelim. Elinize, emeğinize sağlık.

Yorum yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayımlanır.

Bu sitede yalnızca sitenin çalışması için gerekli çerezler kullanılır. Ölçümleme çerezleri için onayınızı isteriz. Ayrıntı: Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.