İçeriğe geç
15 Ağustos 2026, Cumartesi
ALİ ŞERİATİ Bir Şehid, Bir Şahid

Kafadan Gayrı Müsellah Adamlar Senfonisi

“Topuk kemiğim gökdelenlerin sırtında ve kirim taç mücevherlerin pırıltısında.” Césaire “Artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak bir yer olur yazı.” Adorno I. Senfoni Yerine Kakafoni Kireçleşmiş ve mumyalaşmış kırk yaş sonrası insancıkların tasfiye edilmesi gerekiyor. Gençlik ve orta yaşlarını şiddete kaside okuy…

Yazan Dr.Mustafa YILMAZ· 3 Mart 2007 · 1 dk okuma · 10.251 okunma
Normal

“Topuk kemiğim gökdelenlerin sırtında ve kirim taç mücevherlerin pırıltısında.”

Césaire

 

“Artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak bir yer olur yazı.”

Adorno

I. Senfoni Yerine Kakafoni

Kireçleşmiş ve mumyalaşmış kırk yaş sonrası insancıkların tasfiye edilmesi gerekiyor. Gençlik ve orta yaşlarını şiddete kaside okuyarak geçiren bu insanlar, tiritleri çıktıktan sonra birer aziz kesilir ve özgürlükten, kardeşlikten, insan haklarından, demokrasiden söz ederek liberal utanmazlıklarını masumiyet maskesi altında gizlemeye çalışırlar. Hümanizmin dergahında gazeller ezberlemiş bu gulyabaniler her yerde karşımıza çıkar ve bize nasıl olmamız gerektiğine dair dersler vermeye çalışırlar.

Kanı çekilmiş bir insanlığın simgesi olan bu aziz rolüne soyunmuş kadavraların insanlıkları,  vatanperverlikleri ancak psikiyatri alanında değerlendirilebilir. Bunlar hakkında birkaç cümle kurmak, sözlüklerden kelime araştırmayı ve çok miktarda sigara ve çay tüketmeyi gerektiriyor; ifadeleri o kadar çoğaltmak zorunda kalıyor ki insan artık kelimeler kifayet etmiyor. Ayrıntıların zulmü altında her şey ifadesizliğe hapsoluyor ve karşımızda duran kocaman zulüm, aşağılanmışlık, sürgün, acı, açlık, savaş sıradanlaşarak gündeliğin parçası haline geliyor.

Toplumların geleceğini tasarlayanlar, mühendisler, teknokratlar, uzmanlar sürekli yeni sayıklamalar üreterek insanların topluca tedirgin bir hal üzere kalmasını sağlıyorlar.

Burjuva toplumları inançlarını kaybetmiş insan yığınlarından oluşur. Kapitalist sömürgeci ülkeler bu inançsızlığın üzerinde yükselirler. O toplumlarda para ve alım gücü yegane dogmadır. Bu dogma sömürülene açlıktan ölme özgürlüğünden başka bir şey bahşetmez. Kapitalizmin örgütlediği toplumsal yapı, kendi bireyleri arasında zorunlu bir yalnızlık duygusunu yaygınlaştırırken, sömürülenler arasında da zoraki bir yalnızlığı icbar eder. Bu şizofreniye toptan gönderidir ve toplumun akıl dışılığının bir ayağını oluşturur. Bu, kadim değerleri yıkan modernitenin insanlığa armağan ettiği trajedidir.

Dünyanın ‘öteki’lerinin nesne haline getirildiği, metanın buharlaştığı, bilginin bilgeliğin aracı olmaktan çıkarılarak silah üretiminin, hastalık çoğaltmanın, kimyasal üretiminin işlevsel bir enstrümanı haline getirildiği iletişim çağı, aslında insanlar arasında doğrudan iletişimin ortadan kaldırıldığı, dolayımların ve imgelerin egemenliğinde bir kontrol toplumunun yaratıldığı insanlık tarihinin en alçak çağıdır. Uzaktan göz kamaştıran bu akıl dışılık ve burjuva toplumsallığı karşısındaki yanılsamayı insanlara göstermek ve dünyanın ‘öteki’leri olarak yerliliği seçip bunlara karşı savaş vermek gerekiyor. Dünya haritasının neredeyse yeniden çizilmeye başlandığı bu çağda kaosu çoğaltmak kaçınılmaz bir yol olarak belirmiştir.

Uzmanlıklar tarafından tasarlanarak verili hale getirilmiş toplum, adaletsizliğin kaynağı olup çıkmıştır. Bu adaletsizliğin örgütlediği yapının nimetlerinden asalaklar, elitler, bir takım rezillik uzmanları ve irili ufaklı itler istifade etmektedir. Parıltılar teşhir ederken gizli perişanlıklar çoğaltan bu teferruat dünyası artık insanı kendi içgüdülerini tüketmeye sevk eder ve o toplumda artık ezgilerden ve ağıtlardan başka bir ses duyulmaz olur.

Dünyada yaşanan değişimin temel taşlarından birisi olan Protestanlaştırma, ticaret kapitalizminin yaygınlaşması için son derece işlevsel bir araç olarak kullanıldı. Liberal toplum, inançları ‘özgürlük’ alanında buharlaştırdı. Paradoksal bağlam özgürlüğü epistemolojik ve ontolojik temellerinden mahrum bıraktı. Özgürlükse özgürlük dedi efendiler! Tepe tepe kullanın. Kullanma kılavuzu efendilerce verilen özgürlük bulunmaz nimettir artık! Tüketimin ve bağımlılığın bağımsız köleleri olarak bu efendilerin vaazlarını dinlemek zorundayız! Ne bahtiyarlık!

Avrupa’da aristokrasinin zayıflığı harikulade saçmalıklarla bir burjuva ağzı varetti.  Bugün konuşma özgürlüğü dediğimiz şey burjuva toplumunun zayıf yanlarının verisi olan zorunlu bir durumdur. Bu bilinci yakalayamamış insan, burjuva toplumunun görece özgürlük ikramına dualar okumaktadır. Özgür insan toplumunun bir üyesi olarak duyulan kibir, inanç yitiminin doğurduğu ürküntüyü yok edemez ve insan boşluk ve boşunalık duygusu içinde kendi kanını emmeye koyulan bir vampire dönüşür.

II. Zorunlu Dinleyicinin İmkanı

Acı verici cümleler kuran bir yazar ne işe yarar? Azgın bezirganların kocamış develerinin kıçını yağlamayı insanlık onuru adına dayanılmaz bir aşağılanma sayan bir yazarın cümleleri elbette acı ve keder doludur. Fakat Adorno’nun dediği gibi; artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak bir yer olur yazı. Bilginin ve bilgilenmenin kolay bir şekilde çoğaltılarak sefaletin gizlenmesine, aşağılamanın normalleştirilmesine, hakikatin üzerinin örtülmesine elverişli hale getirildiği bir zamanda, yazar için yazı yurt olur.

Dinleyici yada metin bağlamında okuyucu metinle kendi arasında nasıl bir bağ kurar? Geçmişin olmadık bir şekilde yeniden üretildiği ve geleceğin büyük bir akıldışılık ve insandışılıkla inşa edildiği günümüzde insanlık kör bir noktada durmaktadır. Toplumlar ne kadar çökmüş ve perişan durumda olsalar da ölüme razı olmadıkça dünyayı sadistçe yönetme tutkusunun esiri olmuş zalimleri memnun edemezler. İlahlara secde etmemiş yaramaz kullar ancak ölümleriyle bir işe yarayabilirler!

Zalimler asla hoşgörülü olmamıştır. Hoşgörü, insanlık insanlığını unutalı beri zavallılar için yumuşak bir ninnidir sadece. Barış şarkılarını, ölenlere söyletmeyi başarmış bu kapitalist çağ git gide yıkıcılığını artırmaktadır. Her şey büyük faşist ideolojilerden daha acımasız bir biçimde birileri tarafından, birileri için ve birilerine göre ayarlanmaktadır. Anlamlar dünyasının yerini imgeler dünyası almıştır. Siyasal imgeler büyük korku koridorları oluşturmaktadır. İletişim ve medya büyük bir illüzyonla dünyanın bütün halklarını homojenleştiriyor.

İmkanın imkansızlığına inandırılmış kitleler bir yok oluş kapısında kendilerine verilecek bileti beklemektedirler. Büyük yangın çağlarında bir damla su taşımayı göze almış kahramanlara ihtiyacımız var. O isimsiz kahramanlar sadece bir damla suyu taşıma bilinçleriyle yaşarlar. Yangınlar o damlalarca oluşturulan yağmurlar tarafından söndürülür. Şairane lakırdılar yetmez.

Faziletlerinden fedakarlık edenler daha büyük faziletler kazanırlar. Kahramanlar kahraman oldukları için kavga verirler, zafer gelecekse kendiliğinden gelir. Savaşçı cennet hayalleri kurmayan adamdır. Zafer yada ölümdür düşündüğü. İnançları kim yenebilmiştir ki? İnançlarını işgale uğratmamış cengaverler bu dünyanın gidişatı üzerine söz söyleyecek yegane kişilerdir. Sevmeyi ölmekten ayırmayanların kuracağı bir dünyaya ihtiyacımız var.

Dinleyici kendisine dinletilen uyutucu ninninin farkın vardığı zaman kurtuluş için ilk adımı atmış sayılacaktır. Aldatıcı metinlerin dönüştürücü etkisine kendisini kapamakla işe başlamalı dinleyici. Vaizler hangi kitaptan ayetler aktarıyor bize? İlk soru budur. Çok konuşan bu ağzı kalabalık adamlar hangi kilisenin piskoposu.  Bu zangoçlar çanları kimin için çalıyor. “Yüzü perdahla kavi” bu modern çağlar, ezilenler için üretilen aldatıcı metinlerin kuşatıcı yıkıcılığıyla muzaffer bir eda edinmiştir. Oryantalizm bu çağların gayri meşru çocuğudur. Hümanizm onun kuzeni. İdeolojiler büyük acıların kaynağı olup çıkmıştır. İnsanlık yorgun ve acılar içindedir. Büyük bir red ideolojisine yeniden ihtiyaç var.

Haram meyvelerle ağzın tatlandığı bir çağ yaşadığımız. Renkler karışık, tatlar karışık, sesler karışık, görüntüler karışık. Namus yoksunu fikirler bayraklaştırılmış. Aydınlar zalimlerin karşısında sessiz. Zalimlerin sofralarının kırıntılarıyla otlanmak şeref sayılır olmuş. Kendi milletine ve geçmişine küfretmek geçer akçe. Yabancılaşma, soysuzlaşma ve zihinsizlik moda. Her nefis bir put. Mabetlere gerek yok. Bankalar, mega marketler, kredi kartları, uzman psikiyatrlar, teorisyenler, toplum bilimciler kutsallığın yegane ölçüsü olmuştur. Ayetler susar tefeül teorileri konuşur artık. Dinleyici bunların farkında olmalıdır. Süslü kelimelerin, yumuşak ağızların acıları dindirmediği aşikar.

İmkan mümküne olan inancın varlığına bağlı. Bu susuz sahradan kurtuluş elbette mümkün. Zalimlerin gemileri mazlumların kanıyla yüzer. Kendi güçlerinin farkında olmamanın verdiği acizlik sömürenlerin güç kaynağı oluyor. Yollarını kaybetmiş insanlar için durmak ve yoldan geri kalmak ölümle eştir. Gözlerini ufkun en uzak noktasına yöneltmiş insanlar için zafer kaçınılmazdır.

Dinleyici büyük imkanlara sahiptir. Yalnızca bunun farkında değil. Aydınların sorumluluğu muhataba bunu bildirmektir. Güçlünün haklı olduğu düzenlerin yıkılması mukadderdir. Alçaklığın yüksek tahtları çürümeye yüz tutar. Saba rüzgarları zafer muştularıyla gelir bir sabah. Yalancılığın sahte peygamberleri fareler gibi kaçacak delik ararlar. Yeter ki dinleyici bunun farkında olsun. Zalimlerin yüzüne tükürmeyi adet edinsin. Yalanın peçesine el uzatsın.

Bu yazıyı paylaş
Okur Katkısı

Yorumlar (4)

şeriati nurettin meriç 12-08-2007, 17:16

kısaca kurtuluş reçetesinden esintilerle donatılmış muhteşem bir yazı.ALLAH razı olsun ağabey.okunması okutulması

melih sevim 12-07-2007, 21:01

bu karanlığın içinden tek çıkış yolu imanlı ve kendi devrimini yapmış kalplere sahip insanlardır.sesimizi çıkarmadığımız sürece zülme boyun eğmemeliyiz ama ortada bi zulüm varsa yok etmekte bişe görev olmuştur artık...

mustafa 11-04-2007, 17:08

Bize zalimlerin şırıngalamak istediği düşünceler ancak başkaldırışla yerin dibine sokulabilir. Bunun için insan ilk olarak kendi içinde yapmalıdır devrimi. Aydınlarımız üstlerine düşen yükümlülüğün farkındalardır, onların ve tabi ki ilk olarak ALLAH inayetiyle bu başkaldırış yakındır.
Allah yar ve yardımcımız olur inşallah.

Habil MERT 11-03-2007, 22:43

Kaosu çoğaltmak kirlenmişliği yok edecek tek çıkış. Elbet varolanı muhafaza edenlere boyun eğmeyen dikkafalılar yapacak bunu. Yeterki iman etsinler! Yapıcı etkinliklerin pisliğin iktidarında anlamsızlaştığını görmek için pislikten ari olmak gerek. Reddi olmayanlar mevcuda hizmet etmektedirler. Ve teorik redler gün geçtikçe silikleşmektedir.

Yorum yaz

Yorumunuz editör onayından sonra yayımlanır.

Bu sitede yalnızca sitenin çalışması için gerekli çerezler kullanılır. Ölçümleme çerezleri için onayınızı isteriz. Ayrıntı: Çerez Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.