İnzivada Meraret Duyguları yada Lehçe-t-ül Hakayık
Benim için bir kitabını satın almak, çocuğuna kanını vermiş bir annenin yavrusunu kollarına almakta duyduğu o büyük mutluluğu duymaktı. İlk sayfasını açmak ve karşıma çıkacak o ilk aforizmayı okumak büyük bir heyecandı. Cümleler sanki derunumda yüzyıllardır bekleyen ama belli belirsiz hissedebildiğim, ifadesini arayıp…
Benim için bir kitabını satın almak, çocuğuna kanını vermiş bir annenin yavrusunu kollarına almakta duyduğu o büyük mutluluğu duymaktı. İlk sayfasını açmak ve karşıma çıkacak o ilk aforizmayı okumak büyük bir heyecandı. Cümleler sanki derunumda yüzyıllardır bekleyen ama belli belirsiz hissedebildiğim, ifadesini arayıp da bulamadığım ifade harikaları gibi gelirdi. Peygamberler gibi düşünen, filozoflar gibi konuşan birinin cümleleriydi bunlar. Sessiz çığlığım oldu yıllarca bu ifadeler. Cümleleri zihnimde gidip geldi. O kitapların kapısını mübarek bir mabedin kapısını açar gibi edeplice açtım. O kitaplar benim fikri mabedim oldu. Kutsal bir sığınak. Muzdarip bir gönül sığınaktan başka ne arar ki! O cümleler sesini duymak için iştiyak duyduğum bir vicdanın sesiydi. İnzivanın meraretinden doğan öfkeyle yükselen bu ses, harfler ve kelimeler yığınından çok, manevi bir haz kaynağı olan sessiz bir çığlıktı benim için. Manevi, belki daha çok varolma acısı!
Kendisini hiçe sayan bu özlem, tutku ve öfke beni bambaşka ufuklara taşıdı. Yalnız kalmak pahasına hakikatin peşinde koşan bir rind olmak elbette büyük ruhların işidir. Onlar varlık aleminin nimetlerini kendisine haram sayan yüce ruhlardır.
O benim için bu toprakların vicdanıydı. Bu vicdanın benim için, köklü bir fikri ve ameli geleneğin hülasasından başka bir şey olmadığını acıyla hissetim. Duymak, bilmek ve görmekle kendini sorumlu sayan bu büyük kamet acı duyan gönlüm için gerçekten bir sığınaktı. Hiçbir kulübün ve çevrenin ağzı olmayanlar için yalnız kalmak mukadderdir. Onlar kalemlerinin namusuna halel getirmeyen civanmertlerdir. Karşımda duran bu fikri çile ve adeta yılların, coğrafyaların ve tarihin sesi olmuş tutkulu sancı, beni kara delikler gibi kendine çekti. Bu dünyada yabancılık hisseden ruh kendine yakın ruhlar arıyor. Dili tutulmuş insan kendi derdine aşina dilleri seviyor. Diğerkam ve derdaşina yürek elbette yanar ve yakar.
Bu ülkenin muhasibidir o benim için. Altmış yıllık fikri çilenin ve derin tefekkürün hülasası olan o cümleler hakikatin ortaya çıkarılması için tutuşturulmuş mumlardı. Hakikat, cehaletin ve zulmün kara örtüsü altında görünmez olunca, uğursuz bulutlar bilmenin ve düşünmenin önünde perde olunca, kürsüler zangoçların istilasına uğrayınca, doğru söz kapıda bekletilip ve içeride bin bir tilki kumpas kuruyorsa, dost vefasız düşman kavi ise mumların kaderi yanmaktan başka ne olabilir ki!
Bu ülkenin son yüzyıllık tarihinde onun kadar engin bir ufka sahip bir kişi bulmak zordur. Bütün bir ömrü namus hakikati çevresinde cilvelenmek olan bu fikir işçisi, bu zihni inşacı son sözünü söylememiştir. Bu ülkede insana, tarihe, medeniyete, batıya, doğuya, ideolojilere dair konuşulacak şeyler oldukça onun adı anılmaya devam edecektir. Zaten bunların konuşulmadığı bir ülke de ülke olmaktan çıkmış olacaktır.
Bulanık suda balık avlamak isteyen alafrangaların kol gezdiği bu ülkede burnumuzun direğini sızlatan cümleler okuduk üstadın kaleminden. Kim okudu kim anladı! Düşünce namusunu kaybetmiş, edebiyat edepsizlerin elinde bir oyuncak olmuş, dil argoya tutsak olunmuş, Levantenler aydın adını almış, silahların gölgesinde şarkılar söylenmeye başlanmıştır artık! Düşünce lüksü artık tutunamayanların çabasıdır! Geçmişi geleceğe bağlamak isteyen fikir işçileri, göller bölgesinde ada olanlar, karanlığa karşı yanan mumlar ne yapabilir ki!
Kelimenin namusunu öğrendim ondan. Kelimelerin kelama nasıl dönüştüğünün canlı şahidiydi benim için. Düşünce fikri ön yargıların esaretinden kurtulunca görünmeyeni görme istidadı kazanmaya başlar insan. Görüntülerin hakikatin kendisi olduğu öğretilmek isteniyor bize. Hakikat kimin tekelinde? Filin her bir parçası başka elde. İlim kör, fikir topal, din sağır! Herkes kendi mevzisinde muzaffer.
Yüksekliğe kavuşmayanlar yüksekliği reddeder her zaman. Sürüngenler için uçmak abesle iştigaldir. Düşüncenin zirvelerine geniş yollardan çıkılmaz. Patikalardan yürümesi gerekir insanın. İlmi imlada arayan satılmış kalemlerin söyleyeceği söz yok. Hamasetle bir dünya kurma çabası boş bir hülya. Savaş meydanlarında kahramanca can verenlere perestiş edilmeli diyordu üstad.
Ey uzun gecelerimin yol arkadaşı! Yalnızlık mabedimin yanık sesli vaizi! Bu ülke senin sesine ne kadar muhtaç! Söylenmesi gerekeni söyledin. Yazılması gerekeni yazdın. Ucuzlukların geçer akçe olduğu, görüntülerin ve tarrakaların hakikatin yerini aldığı bu günde, bu yerde, bu zamanda seni ne kadar özledik bilemezsin. Bu ülkenin semalarında senin sesine benzer bir ses duyamadık. Bakmayı görmek zannedenlerin, malumatla bilmeyi ayırt edemeyenlerin, şarlatanlıkla mütefekkir olmayı birbirine karıştıranların zihinlerimize hücum ettiği şimdide sana, senin kalemine olan özlemimiz daha da artmıştır.
Soytarıların kol gezdiği bu ülkede senin gibi namuslu fikir adamlarını çok özledik. Ve bu nesil birer Don Kişot alarak, yanıp yakıldığın fikri çile yolunda elbette vefasızlık etmeyecektir. Fikir Don Juanları ne kadar çok olsa da kelamın hakikatine iman etmiş namusluların gayreti yalanın o çirkin peçesini yırtıp atacaktır.
Sevgili Cemil Meriç! Müsterih ol, selametle kal der, hakikati harf harf , kelime kelime işleyen ellerinden öperim.
Dr. Mustafa YILMAZ